yeni
popüler
    sorular içinde ara
    yeni soru sor
    son sorular
    son cevaplar
    kategoriler
    • süslü
    • moda alışveriş
    • kuaför & güzellik merkezi
    • sağlık
    • spor
    • gönül işleri
    • aile arkadaş ilişkileri
    • cinsellik
    • eğitim & kariyer
    • seyahat
    • pet
    • sanat
    • bürokrasi
    • diğer
    girdi yaz
    medya ekle
    • linki kopyala
    • şikayet et
    • girdiler (49)
    • medya (0)

    1. öğretmen ve öğrenci arasında her zaman mesafe olması ve sıkı bir disiplin olması kanaatindeyim. her zaman da sert görünümlü öğretmenleri sevmişimdir çünkü sınıfta huzuru bozan öğrencilerin hakkından böyleleri gelirdi. fakat iş asla dayağa gelmemeli.

    bir kadın öğretmenim vardı, zülhumar hoca. 5. sınıftaydım. yanımda oturan arkadaşıma 2 kelimelik bir cümle söyledim sadece ve sessizce. bunu gören zülhumar hoca beni tahtaya çağırdı. bir eliyle kulağımı sıkıştırıp diğer eliyle kafama çok sertçe vurdu. gözlerim karardı, kulaklarım çınladı. acıdan değil utançtan. bütün öğretmenlerin sevdiği 'narin kızım' dediği ben, ulu orta dövüldüm. yine aynı hoca bir gün 'sınıfa girdiğim anda çıt çıkmayacak, konuşan olursa sınıftan atarım' demişti. öğretmenler zili çaldığında içeri girdi. o sırada arkamdaki iki gerizekalıya 'susun sınıftan atacak şimdi' dememle sınıftan atılan ben oldum. açıklama bile yapamamıştım, 'hocam ben arkadaşımı uyarmıştım sadece' diye kendimi savunamadan paldır küldür kapının önüne konulmuştum sınıfın daimi haylaz ve tembel öğrencileriyle birlikte. ders saati boyunca haksızca kapıda bekledim. koridordan geçen hiçbir hocanın yüzüne bakamadım. kendime hiç yakıştırmadım. yine utançtan yerin dibine girdim. yıllar sonra mezun olduğumda okula ziyarete gittim ve o hocamı sanki hiçbir şey olmamış gibi sarılıp öptüm. ama şimdi, eğer hakkım geçtiyse helal etmiyorum. şuan hatırlayınca o zaman yaşadığım utancı tekrar hissettirdiği için.

    13 mart 2015 23:44 27 ekim 2015 00:22

    2. ilkokul hayatım ödev yapmadığım için, önlüğümün kuşağını bağlayamadığım için, ellerim kırmızı kalem boyası oluyor diye bol dayaklı geçti.

    gece saatlerce ödevlerimi bitirmeye çalışırdım, bitmezdi. sabah okula gelince defterimi süveterimin içine saklar, tuvalete gider ve hıçkıra hıçkıra ödevimi bitirmeye çalışırdım.

    hayvanları o zamanlar da çok severdim, uğur böceklerini toplayıp beslenme kutuma koymuştum. öğretmenim bulup hepsini camdan atıp bir de vurmuştu.

    hep haylaz ve çalışmayan bir öğrenciydim, ama hiç bir zaman kimseye saygısızlığım olmadı. herkese göre adam olmayacak biriydim.

    şimdi doğuda bir lisede öğretmenim. gereğinden fazla yaramaz öğrencilerim var.

    eski mantık, veli geliyor eti senin kemiği benim vur hocam diyor. 15 kardeşten biri, ne kadar değerli olabilir diyorum.

    genelde derslerim gülerek, esprilerle dolu geçiyor. Fakat bazı zamanlar geliyor ki, kendinizi sıkıyorsunuz kötü şeyler söylememek için. o zaman da yukarıda yazdıklarımı hatırlıyorum, ne gerek var diyorum.

    tokat yiyerek adam olmadık ya..

    13 mart 2015 23:56 13 mart 2015 23:59

    3. ilkokul hocamız vardı, hani şu beden resim müzik derslerinde de matematik türkçe dersi yapan manyak başarı takıntılı hocalardan. annem kadının insanın psikolojisiyle oynayan bir manyak olduğunu anlayınca sınıfla daha ilgilenir olmuştu o yüzden psikolojim diğerlerine göre daha az zarar gördü. ama işte çok başarılı öğrenci çıkartıyor ya almadılar da sınıfından.

    bir arkadaşım vardı ailesi fakir, babası ölmüş. annesi başka bir adamla evlenmiş ve kardeşi bile olmuştu. 5. sınıftaydık. kızın kapasitesi belliydi işte başarısızdı genel olarak. tahtanın önüne çıkartır "senin saçların neden böyle annenlere söyle şu marka şampuan alsınlar"

    "sen bu ödevi yapmadın tembelsin seni değil kardeşini sevicekler artık yeni de çocukları oldu seni ne yapsınlar"

    falan derdi. o sırada da vururdu. hala bu anıyı hatırlayınca içim kıyılır. o kadından ölene kadar nefret edicem.

    14 mart 2015 00:59


    4. 2. Sinifta Ogretmenimiz tam bir ruh hastasiydi. kizdigi zaman aptallar, gerizekalilar derdi. Kadinda hic bir sevgi gostergesi yoktu. Onun oyle aptallar vs demesi benim cok zoruma giderdi. Birgun yine bizi tahtaya kaldiriiyor. Soruyu yazdi. Beni kaldirdi.korkudan aklima hicbir sey gelmedi. Beni boyle yakamdan tutup kitap dolabinin onune cekti. Ve kafami dolaba vurdu. kendimi inanilmaz derecede kotu hissettim. Gururum yerle bir oldu. Eve gittim butun aksam agladim. babam gelince iyice kendimi hirpalaya hirpalaya agladim ve olayi abarta abarta anlattim. Ertesi gun babam okula geldi ve mudurle konustu. Mudurde ogretmenimizi yanina cagirdi gun icinde. bir kac veli daha sikayetci olmus. bize yine aptallar vs demeye devam etsede birdaha kimseyi iteleyip kakalamadi.

    Edit: aklima lisedeki bir ogretmenim geldi. Onuda paylasmak istiyorum. Kadinin fiziksel olarak bir siddetini gormesemde hali, tavri ogretmenlikle alakasi yoktu. tam bir mahalle karisiydi. mesela bisey olurdu " giiiiiiiiiiiiiiz noluyo orda" derdi. bu kadina hangi egitim fakultesi diploma verdi bilmiyorum ama sorgulamak gerek. kendisine hediye alinsin cok severdi. iltifat edilsin cok severdi ama yine bu modelde sinirlenince bize asalayici cumleler kurardi. gozlerini patlata patlata konusurdu. Cirkin cacaron bi kizi vardi onu overdi, kocasini overdi. Allahim yazdikca sinirleniyorum. Neyse sonrasinda allah yuzumuze guldude bu baska okula gitti. Ya bu insan olamamis, bunu tutmus ogretmen yapmislar. Cografya namina suan ben ondan daha cok sey biliyorumdur. Zaten derside hep bize anlattirirdi. Sunum yapardik. Hicbir sey begenmezdi, hep bi laf sokar kucuk dusururdu. Ulan sen ne gordunki neyle mukayese edip begenmiyorsun. insallah birgun bana isi duser. Allah buyuk.

    14 mart 2015 01:22 15 mart 2015 04:00

    5. Kendinde nasıl bir hak gördüğünü merak ettiğim öğretmendir. Nerden bakarsan bak, ne kafada olursan ol haksızsın. Öğretmenliği sadece meslek olarak görüyorsan öğrenci senin müşterine sunduğun hizmet veya müşterinin temsilcisi. öğrenciyle ikili ilişki kuracak kadar iletişimin yoksa o bir başkasının çocuğu, asla zarar vermeye hakkın yok. Malına zarar vermekten çekiniyosun para öderim diye, can daha mı az kıymetli? (gizlinot: tabii ki başkasının çocuğu, sadece kendi çocuğunu dövebilir demiyorum anne baba da şiddet uygulamamalı ) eğer öğrencileri kendi çocuğun gibi görüyorsan da dövmek nasıl bir sevgi gösterisi anlaşılır gibi değil.

    Bu ülkede hukuk hiçbir suça dayak cezası hükmü vermiyorken sen kimsin ki böyle bir ceza verebiliyorsun? Öğretmenler şöyledir, böyledir diye yüceltilince padişah mı sandın?

    Sözüm yeni öğretmenlere değil kesinlikle. Genç öğretmenler daha bilinçli, çocuğa nasıl yaklaşacağını, nasıl iletişim kuracağını çok iyi biliyor. Genellemek yanlış ama eski öğretmenler böyle. Zamanında anne babalar eti senin kemiği benim diye verince çocuğu, ya da o zamanlardaki eğitim seviyesine göre öğretmen "okumuş" sayıldığı için gösterilen hürmeti görünce kendilerinde her şeyi hak görmüşler.

    Görün. Bir insana hak ettiğinden fazla övgü verirseniz makamını nasıl diktatör ilan ediyor.

    14 mart 2015 01:33 23 aralık 2016 07:53

    6. Öğrencinin okuldan soğumasının birinci sebebidir bence. Özellerde böyle bir durum yok tabi ama devletlerde... Devlette okuduğum 3 sene boyunca öğretmenlerimden şamar yiyip hakaret işittim ki öyle çok küçük de değildim 5-6-7. Sınıflarda devlet okulundaydım. Ergenlik zamanları. Rize'den istanbul'a yeni taşınmışız. Ne iz biliriz ne yol. Sora sora sahilde Burger king'e gidip oturduğumuz yerden garsona "biz sipariş vermek istiyoruz" dEmiştik düşünün. Rizede ne arar burger king ne bilelim biz self servisi :D (gizlinot: ama şimdi var) (gizlinot: o garson da fena ezmişti bizi hee ) neyse. Karakterinin şekillendiği, yaşadıklarının hayatın boyunca seni etkilediği önemli dönemler. Sınıfın önünde aşağılamalar mı dersin tahtaya kaldırıp kulak çekip cetvelle ele kafaya vurmak mı. Toplum önüne çıkamayışımın, söz sırası bana geldiğinde deli gibi heyecanlanmamın nedenlerini buna bağlıyorum ben mesela. Hala dünki gibi aklımda o öğretmen kılıklı yaratıkların bana yaptıkları. 5. Sınıfta gerzek bir adamdı öğretmenimiz. Annem kapalı diye beni sürekli aşağılardı. Ne zaman bir soruyu bilemesem "Gerizekalı, o annen kafasını kapatacağına seni yetiştirseydi salak gibi gelip gidiyorsun çık dışarı" derdi sınıfın ortasında, kovardı beni Meymenetsiz herif.

    6. Sınıfta sınıftaki erkekler sıkıştırmıştı beni. Ders matematikti. hoca içeri girince hüngür hüngür ağlayarak şikayet etmiştim erkekleri. "Bana Böyle saçma sapan şikayetlerde bulunma işim gücüm var benim" diyerek sınıfın ortasında cetvelle koluma hayli sert vurmuştu tüm sınıf da gülmüştü buna. Daha bunun gibi birsürü olayım var. Üstünden o kadar sene geçmiş hala aklıma geldikçe gözlerim dolar.

    Böyle insan kılıklıları şikayet etmek lazım her nereye gerekiyorsa. "Aman ekmeğiyle oynamayayım" diye bir şey yok. Eğer işini doğru düzgün yapmıyorsa, öğretmenlik gibi harika bir mesleğin adını lekeliyorsa, daha iyi bir insan yapması gereken öğrencilerin gururunu kırıyor ruhlarında onarılmayacak hasara yol açıyorsa varsın o kişi ekmeğinden olsun zerre umrumda olmaz.

    14 mart 2015 02:37

    7. Vicdansızdır. Sabri olmayan insana göre değildir öğretmenlik. Laf olsun diye seçmiştir mesleğini yani.

    Yalnız daha kötüsü var, annem anlatıyor, ilkokul öğretmeninin evi okulun yanındaymış, kızları evine temizliğe yollarmış. Sınıfta olduklarında attığı sıra dayağını falan saymıyorum bakın, temizliğe yollamak ne demek ya? O zaman veliler de kendi derdinde, annennem gecelere kadar çalışıyor falan, umursamamış sanırım kimse. Umursasa ne olacak, kimi kime şikayet edecek hangi okula yollayacak? Adam bildiğin karısına yardıma eve yolluyormuş kızları ya.(köy falan da değil bu arada, istanbul) annem ilkokul terk. Bunun suçlusu o şerefsiz hoca değil de kim şimdi? Okula temizlik yapmaya giden kız okumak ister mi? Vicdan, izan, akıl, fikir lazım öğretmenlere. Başka da bir şey değil.

    14 mart 2015 02:47


    8. İlk okulda bir hocam vardı elinde kızılcık sopasıyla dolaşırdı. Sınıf arkadaşlarımı sıra dayagına çekerdi tekme tokat iyi mi yetiştirdi bizi hayır o sınıftan çıkıpta dogru düzgün bir hayatı olan insanların sayısı 10 parmagın elini geçmiyor

    14 mart 2015 03:51

    9. 'döven' den kasıt tekme tokat dövme ise psikolojik sorunları olan öğretmendir. bana göre her öğrenci öğretmeninden çekinmeli ve saygı duymalıdır. bizim zamanımızda kulak çekme, cetvelle ele vurma gibi hafif darplar olurdu eli maşalı öğretmenlerimiz vardı çekinirdik ne kadar yaramaz olunsa da o öğretmenlerimizin dersinde çıt çıkmazdı bir disiplin vardı. şimdiki öğretmen öğrenci ilişkilerine baktığımızda öğrenci döven öğretmenlerin yerini öğretmen döven, bıçaklayan öğrenci ve veliler almış durumda hal böyle olunca ne disiplin kalıyor nede öğretim kalitesi. ben hafif darp' ı destekliyorum ve öğrencilerin öğretmenlerinden korkması gerektiğini düşünüyorum.

    edit: mesajımı bir öğretmen'in beğenmesi ve ne demek istediğimi anlamış olması bana yeterli.

    14 mart 2015 10:01 14 mart 2015 19:55

    10. Zamanını ayırıp sonuna kadar okursanız çok memnun olurum.

    Lise dönemime kadar tüm dersleri beş olmuş, sosyal, sıkıntısız bir öğrenciydim. İlkokulda hep sınıf başkanı seçilen tipler var ya işte ben onlardandım. Derslerim iyiydi, spor yapıyordum, aktiftim dolayısıyla her öğretmenin sınıfında olmasını gtercih edeceği öğrencilerden biriydim. Bu girişin sebebi şu ki sıkıntılı bir öğrenci olmadığım için liseye kadar ağır dayaklar yemedim.

    İlkokul öğretmenim müdür yardımcısının eşiydi. Ciddi anlamda dayak atan bir kadındı. özellikle ailevi durumu karışık olan, derslerinde çok başarısız olan çocukları saçlarından tutup etrafında çevirmek, kafasını tahtaya vurmak gibi çok çeşitli dayaklara maruz kalırlardı ve ben o hallerine hep ağlar tenefüste gidip yanlarına oturmaktan başka bi şey yapamazdım. Bir de öğretmenimin elinde her daim bir sopa olurdu ve bunu veliler hediye ederdi. Ben de tekme tokat yemesem de o sopayla ellerime defalarca vuruldu.

    İlkokula dair hatırladığım olumlu şeylerim ne yazık ki yok. Aklımdan çıkmayan bir şey var ki o da beslenme saatinde bir portakal dilimini dişlerimin üstüne koyup gülümseyerek sanki o portakal dilimi benim dişlerimmiş gibi arkadaşlarımı güldürmem. Öğretmen bunu görüp beni öyle bir azarladı ki! Şu an benim sınıfımda böyle şeyler yapan çocuklarıma ödüllendirmeler yapıyorum materyalleri farklı kullandıkları ve grup önüne çıkma konusunda cesaret gösterdikleri için!

    26 yaşındayım ve sunuculuk yapmaktan çekinmeyen, veli toplantıları, veli eğitimleri ciddi şekilde beğenilen ve talep gören bir öğretmen olmama rağmen insanlarla telefonda konuşmaktan korkan garip bir sosyal fobiye sahibim. Hala her grup önüne çıkışımda portakal dilimini dişlerinin üstüne koyup kendine portakal diş yaptığı için öğretmeninden azar yiyen çocuğa dönüşüyorum. 3 ya da 5 saniyeliğine tabii.. Sonrası vıcır vıcır bir efilefil. Ama içim doluyor o anlarda, keşke öğretmenim de gülseymiş o zaman diyorum.

    Çocuklarım sınıfta şarkının ya da şiirin devamını hatırlayamadığı her anda, top oynarken düştüklerinde, yanında oturmayı çok istediği arkadaşı onu istemediğinde, yılsonu gösterilerimizde ayağı kayıp düştüklerinde, toplamayı yanlış yaptıklarında içimde kalan portakal dişli kız çocuğu yüreğime oturuveriyor! Belki öğretmenliğe aşık olmamın en önemli sebebi başka çocukların hikayelerini, başarısız anlarını içlerinde bir ukte olmaktan kurtarıp güzel bir anıya çevirebilme gücümün olması. Yaptığım büyük bir şey de yok... Örneğin şarkısını unutan çocuğum takılıverince kalkarım yanına "Çok güzel söyledin dayanamadım" derim şarkının devamını söylemeye başlarım. Çocuk zaten hatırlar ve eşlik eder dansımızı da el ele bitiririz. Ve ilk alkışlayan ben olurum, çünkü öğretmen alkışlarsa öğrenciler saygı duyar ve daha çok alkışlar.

    Bu uzun girizgahtan sonra (Yılların dökümü oldu uzunluğu için kusura bakmayın, cidden ağlaya ağlaya yazdım.) şunu da belirtmek isterim ki sınıf düzen, kurallar ve disiplin olmadan yürütülebilecek bir ortam değildir. Haklarını savunmalarıyla hep gurur duyduğum öğrencilerim aynı zamanda sıraya hızlıca girmek, yerlere döktükleri kağıtları temizlemek, masa ve sandalyelerini, dosyalarını düzenlemek gibi görevlerinin olduğunu bilir. Ödevlerini yapmayan çocuklara asla alttan almam, sorumluluk ve hak sınıfın el ele iki kardeşidir ikisinden de asla taviz vermem. Bu kuralları sene başında pantolonları etekleri bellerinden düşerek sınıfa girdiklerinde öğrettiğim için sonrasında çocukları ya da kendimi hırpalamama gerek kalmıyor. Hak da sorumluluklar da belli, ödül ve cezalar da öyle hepsi sınıf için olmazsa olmazlar. Keyfimiz de huzurumuz da yerinde çok şükür :)

    Şimdi bir de diğer tarafından bakalım. Ben küçük bir yaş grubuyla çalışıyorum. Fakat haliyle etrafımda ortaokul ve lise düzeyinde görev yapan çok insan var. Ailenin hepsi öğretmen zaten.

    Bir ortaokul öğrencisi düşünün sınıfındaki kızları sistemli olarak taciz ediyor. Gözle ya da sözel tacizden bahsetmiyorum sadece, dokunarak sıkıştırarak! Başka bir çocuktan bahsedeyim sınıfta mastürbasyon yapıyor ve salgısını sıralara sürüyor kızlara bulaşsın diye.

    Erkek öğrencilerin büyük olanlarının küçük sınıflara yaptıkları cinsel tacizler sadece 3. sayfalarda mi sanıyorsunuz?!

    Peki bu öğrencilerin velileriyle görüşüldüğünde ne dediklerini duymak ister misiniz?

    "Erkekliğini keşfediyor hoca sen hiç mastır çekmedin mi?"

    "Sen benim oğluma ibne mi diyosun hoca oğlun kızlara sarkmış desen neyse"

    Ve son yılların gözde veli cümlesi geliyor "çıcığımın psikolacisini bızdınız, sizi şikayet ediciim"

    Ödev, ders zaten hak getire.

    Büyük bir çoğunluğunun geleceğe dair tek planı kısa yoldan zengin olmak.

    Öğretmen dövülmesi sıradan bir olay.

    Devamsızlığını silmediği için öğrencinin yüzüne kezzap attığı öğretmeni de konuşalım mı? Bizim okulun hemen ilerisinde oldu olay.

    Öğretmenlerin çoğunun arabası çiziktir kafası atan her çocuk her veli çizer çünkü klasiktir.

    Lise öğretmeni olan babamın sallama diye tabir edilen uzun dönerci bıçağına benzeyen bıçakla göğsünden karnına kadar çizilmesine ne dersiniz? Öğrencinin bunu yapma sebebini söyleyeyim mi? Babamın değil devletin koyduğu kurallara göre öğrenci açık lise sınavına sakalla giremez. Babam da öğrenciyi karşıdaki berberde toplat sakalını diyor sınavdan bir gün önce, bir de açıklıyor "Oğlum sınava sakalla alırsam kurallara uymadığım için devlet bana sınav görevi vermiyor bir daha" diye. O çocuk da sallamayı babama saplamaya çalışarak karşılığını veriyor! Çünkü o "çocuk" sakalını keserse karizması gidecek vah vah!

    Eğer ki bunların istisna olaylar olduğunu sanıyorsanız gelin sizi misafir edeyim okullar ne haldeler görün, samimiyim. Ayrıca kusura bakmasın kimse ama aileler düzelmedikçe, insanlara yapay kültürler enjekte edildikçe, devlet büyükleri kötü- iyi öğretmeni ayırıp kötüleri adaletle ayıkladıktan sonra iyi öğretmenlerine sahip çıkmadıkça, "Veliyi üzeni ben de üzerim" diye velileri ve çocukları içi boş yapay bir "özgüvenle" pompaladıkça öğretmenlerin pek şansı kalmıyor.

    Samimi olarak düşünmenizi istiyorum, asla ama asla bir çocuğa vuramam, vurmam, şahit olursam da vurdurmam! Ama sınıf arkadaşı tarafından taciz edilen, arka sırasında mastürbasyon çekilen, erkekler tuvaletinde külotunu indirmeye zorlanan sizin çocuğunuz olsaydı o çocuğa napardınız? Alıp karşıma konuşurdum diyen varsa ellerinden saygıyla öperim.

    Bu çocuklara okul idaresi ya da öğretmenin yasal olarak ceza verme yetkileri günümüz şartlarındaki gibi ksııtlansaydı, şımartılmış veliler ve yapay özgüven pompalanmış 40 tane yeni nesil ürünüyle aynı sınıfta kalan bir öğretmen olsaydınız ne yapardınız?

    Bu çocukları dayakla okşamak lazım demiyorum, çünkü çare olmuyor.

    Ama çok üzgünüm, okuldan uzaklaştıramadığınız, ceza verdiğinizde soruşturma geçirdiğiniz o çocukları düzeltmeyi bırakın, sınıftaki iyi çocukları onlardan korumak için ağır bir otorite gerekiyor! Hevesli, gelecek hayalleri kuran çocukların diğerleri arasında ezilip gittiğini gören öğretmenin bundan etkilenmemesi mümkün mü?

    Haa, çözümü konuşacaksak öğretmene değil, çocuğa değil aileye bakmalıyız. Hatta aileye de değil, ülkedeki aile anlayışını, eğitim anlayışını sistemli bir şekilde irdelemeli, bakanlıkların politikalarını eleştirmeliyiz. Bunu yapabilecek olanlar da ekranlardan insanlara yapay özgüven pompalamakla meşgul, malesef.

    Umarım kendimi anlatabilmişimdir. Çünkü amacım dayağı haklı çıkarmak değil, dayağın kaldırılması için öğretmeni sindirip veliyi şımartmanın çare olmayacağını ifade etmek istemem. Bu da ancak öğretmeni de okulu da adaletli şekilde denetleyen, ve görevini hakkıyla yapanları takdir edip koruyan sistemlerle mümkün.

    Keşke hep 6 yaşında kalsak diyorum bazen, öylesine özgüvenli, samimi ve cesur olsak, ne dersiniz?

    14 mart 2015 11:39