yeni
popüler
    sorular içinde ara
    yeni soru sor
    son sorular
    son cevaplar
    kategoriler
    • süslü
    • moda alışveriş
    • kuaför & güzellik merkezi
    • sağlık
    • spor
    • gönül işleri
    • aile arkadaş ilişkileri
    • cinsellik
    • eğitim & kariyer
    • seyahat
    • pet
    • sanat
    • bürokrasi
    • diğer
    girdi yaz
    medya ekle
    • linki kopyala
    • şikayet et
    • girdiler (2)
    • medya (0)

    1. Dün izlemiş olduğum yönetmenliğini Özer feyzioğlunun yaptığı Naim Süleymanoğlunun hayatını anlatan filmdir.

    Naim süleymanoğlunu canlandıran türk asıllı Hollandalı Hayat Van Eck bence oldukça iyi bir iş çıkarmıştı. Özellikle konuşma tarzı çok benzemişti. Yan rollerde yetkin dikinciler, selen Öztürk, gürkan uygun, ismail hacıoğlu gibi başarılı oyuncular yer alıyor. Filmin müzikleri de çok güzel ve uyumluydu. Birkaç sahnede gözlerimin dolmasını engelleyemedim oldukça etkilendim. O zamanın Türk- Bulgar ilişkisini de güzel işlemişlerdi bence. Naim süleymanoğlu gibi bir sporcunun kıymetini yeterince bilemediğimizi düşünüyorum. En azından bu filmle birlikte biraz da olsa onun hatırasına sahip çıkabilir onun hatırlanmasını sağlayabiliriz.Gişesi bol olur umarım.

    24 kasım 2019 11:03 24 kasım 2019 23:38

    2. sevgili (yazar: aglayan uyurgezer) ile beraber taze taze izledik, hemen yorumumu yapayım dedim. aşağıdaki yorum bolca spoiler içerebilir, uyarayım.

    öncelikle filmi iki açıdan ele alacağım, biri mustafa uslu filmi olması, diğeri ise naim.

    cep herkülümüz naim süleymanoğlu(gizlinot: aka naum shalamanov) için konuşursam, film gerçekten çok dokunaklı, izlerken bu hikayelerin kurgu olmadığını bildiğiniz için gerçekten etkileniyorsunuz. filmi izlerken birçok yerde kendime sordum, ben bu kararı verebilir miydim? onlardan olduğunuz sürece arkanızda duran sovyet destekli bulgar hükümeti, sunulan imkanlar, kafesteki bülbül olmak. üzerine çok şey yazılır bu filmin. fakat diğer yandan, ailenin(gizlinot: ve elbette bulgar türklerinin) köklerinden, toprağından koparılmak istenmesi, bağlılıklarından, alışkanlıklarından kopmak, bunlara karşı hissedilen hırs ve nefretin azme dönüşmesi, mükemmel bir kişilik yaratıyor. özellikle bmdeki konuşması, londra'da türk konsolosluğundan kaçarken başını can pulak'ın(gizlinot: levent ülgen) başına koyduğunda aklına annesinin sözlerinin gelmesi, ucundan psikoloji bilen biri olarak bunların hiçbirinin yalan olduğunu zannetmiyorum. görev bilinci bu kadar yüksek olmasa dünya vatandaşlarımıza yapılanlardan hiçbir şekilde haberdar olmayacaktı. insanın gururu okşanıyor bu delikanlıyla aynı milletten olduğu için. kırcaali de görülecek yerler listemde ilk sırada. gidip oraya, tarihe dokunasım geliyor.

    filmde beni çok etkileyen 3 sahne oldu, birincisi naim'e zorla komünist parti propagandası yaptırdıkları sahneden sonra gelen, ailesinin yıkıldığı sahne. köyde sözü geçen yaşlı kadın en önde kapılarında beklerken annesi çıktı, oradaki duyguyu anlatmaya hiçbir kelime yetmezdi. kelimeler yetmediğinde gözlerinizden konuşursunuz, defalarca yaşadığım bir duygu, inanılmaz başarılı bulduğum bir sahneydi. keşke arkada çalan şarkı (gbkz: insan insan) olmasaydı. daha durağan bir şarkı seçilebilirdi çünkü hepimizin bildiği gibi bu şarkı, yanlış seçimlerin, aksiyonların şarkısı.(gizlinot: fi)

    ikinci sahne, yunan hava sahasını geçtikten sonra(gizlinot: veya girdiklerinde) onlara eşlik eden iki tane f4 ile ana uçağın gösterildiği sahneydi, pilot yarbay (gbkz: eren bülbül)'ün konuşmasını duymak tüylerimi diken diken yaptı. gerçekten bu isimde biri var mı yoksa bizim cennetmekan delikanlı eren'in anısına mı bu ismi kullandılar filmde, bilemiyorum. her iki şekilde de çok vurucu bir sahne oldu benim açımdan. ülkenin en iyi okullarından birinde dünya çapında hocalardan eğitim alıp doktor olmuş biri olarak, asker pilot olasım geldi. bu milliyetçilik kolay kolay bulunmaz insanda(gizlinot: :))

    üçüncü sahne ise eypio'nun söylediği (link: https://www.youtube.com/watch?v=xAMLyhuCeY4 naim) şarkısının başladığı sahneydi, eşzamanlı olarak gerçek videolarla desteklediler. itiraf etmem gerekir ki beni en çok vuran o gerçek görüntüleri görmek oldu. filme de bu amaçla yerleştirildiğini düşünüyorum o sahnelerin. yine de bu hikayenin gerçek olduğunu değiştirmiyor. şarkıdan bir kuple:

    "Bıraktım geldim evimi geride

    Adımı aldılar kan karıştı terime

    Demişti anam bana buz da olsan erime

    Kaldırdım dünyayı dertlerimin yerine"

    filmi ele alacağımız diğer bakış açısına gelirsek, uslu son zamanlarda bu tarz filmlerle başarılı gişeler yapıyor, bu tarz derken kastettiğim diğer filmleri ayla, müslüm ve çiçero. bu üç filmden ikisini sinemada(gizlinot: birini de evde) izleyip duygu yoğunluğuna kapılmış olabilirim, salondaki herkes ağlarken durmak biraz zor. malum, feromonlar <3

    şimdi efendim açık konuşmak gerekirse bu adam basıyor ucuz duygusallık öğelerini, halkımız filmde ağlıyor, sonra film çok beğeniliyor, gelsin gişeler. hikayeye uymayan kısımlar mı var, sorun değil çünkü izleyicinin duygusal yönünü harekete geçirecek şekilde planlanmış. malesef naim'de de bu ucuz göndermeleri bol bol gördük. naim'in spor için yaşını büyütmelerini konuşurken araya giren başka yaş büyütmeler, başka bir sürü göndermeler... keşke bunları yapmayıp daha sanatsal bir iş çıkarsaydı ama, bu da olur. en azından sahneye yedirse, bu ne alaka şimdi demesek göndermeler belki insanların fikirlerini de değiştirir. ama böyle bir amacı olmadığını, sadece gişesine bakacağını malesef herkes biliyor.

    overall bakarsak, ırmağının akışına öleceğimiz bir vatanımız var. allah kimseyi vatansız etmesin. şu an elimizi kolumuzu sallayarak dolaşıyorsak, ülkedeki tüm devlet dairelerine gidip istediğimiz işlemi kolayca, bize anne-babamızın seçtiği isimle, bazen kendi seçtiğimiz isimle yapabiliyorsak, her şeyi bıraksak da dönebileceğimiz bir vatanımız varsa bunun değerini bilmeliyiz. ben bu filmi içim cız ederek izledim. puanım da 10/10. içimdeki milliyetçi izin vermiyor daha düşük vermeme.

    13 ağustos 2020 23:18