girdi yaz
medya ekle
  • linki kopyala
  • şikayet et
  • girdiler (156)
  • medya (4)

156. Ben mi fazla anlam yüklüyorum evliliğe bilmiyorum ama belli bir yaşı geçmiş insanların evliliğe dair fikirleri çok sığ ve iki yüzlüce geliyor bana.

Mutlaka vardır etrafınızda. Hele bir evlen gerisi hallolur. Aa Anlaşamıyor musunuz çocuk yapın. Ay boşanmayın çocuğa yazık... böyle sürer gider bu. Biri de çıkıp demez ki baştan olmuyorsa zorlama, Kafalar uyuşmuyorsa çok sevsen de evlenme, hayata bakış açınız ne ölç tart diye. Evlilik onlara göre gül bahçesi. Hem biz çok sıkıntı çektik şimdikiler paraya tapıyor derler hem de parası olanları yere göğe sığdıramazlar. Anlam veremiyorum.

Yukarıdaki süslünün de dediği gibi benim ailem farklı demeyin gerçekten çoğu aynı kafa yapısında. Ben biliyorum ki evlendiğim zaman annem de aynısı olacak. Şimdiden öff bir gidin de kurtulayım kafasında. Erkek kardeşimle depresyona girdik girecez. Bir gün gerektiğinde kaynananıza bakmazsanız hakkımı helal etmem diye kavga etti bizimle. Sebebi neydi ki????

Ben işsizken evlenmek istemiyordum. Ev kurma konusunda başkalarının tercihlerine karışmam ama tercih etmiyorum ben bütün yükü başkasına yüklemeyi. Annem de başkasına muhtaç olmayacağım diye mezun olduğumda havalara uçan bir insan. Son senelerde değişti bir şey oldu kadına. Teyzem Bir gün biriyle tanıştırmaya çalıştı beni. Ne okumuş ne mezunu dedim memleketten yeni geldi yerleşti okumamış evi arabası var kız arıyorlar(!) dedi. Ben de teyze ben de ilerde ev araba alabilirim allah nasip ederse karşımdaki insanın parası benim çok önemsediğim bir şey değil dedim. Ailesi çok iyi çok efendi biri önemli olan anlaşmak dedi. çok farklı insanlarız belli ki anlaşamıycam??? Dedim. Off çok düşünüyorsun dedi. Evleneyim ama düşünmeden. Tmm.

bugün 14:16

155. çok tuhaftır ki evlenene kadar ailenizin kızısınız herşeyinize karışırlar 

evlendikten sonra hatta evliliğe karar verildiğinde ailede bile el kızına dönüyorsunuz 

anneniz bile ilk erkeği ilişkiyi düşünüyor

ayakları yere basan kız isteme sevdaları birden çalışıp çalışmamana beraber karar verirsinize gidiyor 

boşanmanızdan başınıza kalmanızdan falan korkuyor herhalde 

sevmediğinizi söyleseniz erkeğin ailesinin yaptığı affedilemez şeyleri söyleseniz bile aman alttan ala getiriyor 

neden çünkü seni başından atmak istiyor

aklıncada bunun en legal namuslu yolu evlendirmek

evlenirken asla ailenizi düşünmeyin 

hayatınızın hiçbir aşamasında kafanıza yatmayan hiçbir konuda ailem doğrusunu biliyordur diye hareket etmeyin

şu hayat da anan baban dahil herkes kendi çıkarını düşünüyor senin çıkarını düşünğr gibi yaparak 

sakın ailenizin sevdiği biriylede ailem seviyor diye evlenmeyin 

kötü olsun sizi olsun çünkü iyiside kötüsüde siz yaşayacaksınız

not evli değilim hiç evlenmedim ama az daha evlenecektim herkesin gerçek yüzünü gördüm 

gerçekten siz kötülüğünü asla istemezken onlar gram sizi düşünmüyordu 

rica ediyorum lütfen benim anam babam yapmaz demeyin gelip tanısanız bizimkiler içind öyle derdiniz hatta şuan tanısanız ya yalan söylüyorsun bunlar yapmaz dersiniz

bugün 12:10

154. ailelerin karışmasına izin verin ya da vermeyin, kötü gideceği varsa mutlaka ortaya bir neden çıkar. örneğin benim annemle babamın evliliğini ele alalım. bayramlar dışında babam anneanneme ya da annem babaanneme ziyarete çok nadir gitti. anneannem ya da babaannem bizim eve ömürleri boyunca hepi topu 5 kere anca girmişlerdir. yani anlayacağınız ailelerin hiçbir şeye müdahale etmediği bir evlilik söz konusu. fakat ilişkileri berbat bir halde, defalarca boşanmanın eşiğinden döndüler ama hiçbir zaman eskiden yapılan yanlış hareketler ve sarfedilen kırıcı sözler unutulmadığı için yaraları onaramadılar. eş seçiminin önemini vurgulamak için yazdım bunu. ailelerden kaynaklanan sorunlar da elbette zamanla bir evliliğin sonlanmasına neden olabilir ancak tek neden buymuş gibi davranılması canımı sıkıyor.

bugün 03:53


153. Evlilik nedir? Felsefesi var mıdır? Neden evleniriz? Ve neden “onunla” evleniriz?

İdeal olanı aşkla başlayanıdır. Yüksek dopamin salgısı ile insanın ayağını yerden kesen bu güçlü duygu, birliktelik devam etmezse, bağımlısı olunan maddeden mahrum kalma vaziyetine dönüşeceği için, (çünkü dopamin) büyük bir ızdırap halini alır. Kaçınılmazdır. Tersi durum olduğunda da hayatları birleştirme, ortak hayal kurup geleceğe dair plan yapma durumu da evliliğe yol açar. Aslında anlattığım kadar nörolojik bir vaka değildir hatta sebepleri-sonuçları sıralanacak kadar bilimsel bile değildir. Evlilik dediğimiz “kurum” Tamamen sosyo kültürel bir olgudur. Toplumdan bağımsız düşünülemez. Bu sebeple geçmiş kuşaklardan geleceğe aktarılan gelenek ve göreneklerin hepsini birden, en çok iki gencin evlenmesi sırasında görürüz. Hayatımızda pek çok bölümden biri olsa da evlilik, kültür akışına en çok bu arenada rastlanır. En çok atadan-anadan öğrenilen adete, bu sırada maruz kalınır. Bu sebeple denir ki sadece iki kişi evlenmez, aileler de evlenir.

Evliliğe, bu kültür akışındaki yoğun sirayet maalesef zarar veriyor. En başından ailelerin bitmek tükenmek bilmeyen arzu ve istekleri gençleri bıktırıyor. ne kadar kaçınılsa da, konu yine senin annen-benim anneme geliyor. Çiftlerin arasında daha macera başlamadan bir stres doğuyor. Maalesef ki bu süreçte yaşanan ya da yaşanmayan her türlü hadise unutulmuyor. Geçen gün annem 30 yıl önce yenen bir yemekte babamın annesinin neden öyle imada bulunarak laf söylediğini sorguluyordu. 30 yıl yahu.

O yüzden çıkarılacak ders belki şu olabilir: ne istemediğin bir geleneğe katlanıp sırf “gönülleri olsun” diye ödün ver, ne de bir başkası negatif düşündü ya da dedi diye hayal ettiğin şeyi yaşamaktan geri dur.

Felsefesi vardır. Bu kadar insanın gönüllü olarak katıldığı bir kurum elbette enine boyuna düşünülüp, tartışılmalı ve ideali nasıl olur araştırılmalı. Birkaç düşünürün konu hakkındaki görüşleri şöyle:

"Mutsuz evliliklerin sebebi aşk eksikliği değil, dostluk eksikliğidir." Diyor Nietzsche.

"İnsan hep aşık olmalı ve hep aşık kalmalı. Bu yüzden hiç evlenmemeli.” Demiş Oscar Wilde da.

"Erkekler, hiç değişmeyecekleri umuduyla evlenir kadınlarla. Kadınlar ise değişecekleri umuduyla evlenir erkeklerle. Sonunda iki taraf için de sukut-u hayal kaçınılmazdır." Diyor Albert Einstein.

Beni en çok etkileyen einstein’nın yaklaşımı. Çünkü biz bu yanılgıya çok düşüyoruz. Evlenmeden önce hazırladığımız “değiştirilecekler listesi” yüzünden bir türlü huzuru bulamıyoruz. Türk kadınları olarak belki biraz fazla gözü kara davranıyoruz ve adamın hiç olmayacak yanlarını evlilikten önce görsek de enteresan bir şekilde inanıyoruz değişeceğine ve düzeleceğine. Hayalimiz gerçekleşmediğinde de gelsin mutsuzluk, gelsin ben nerede yanlış yaptım vaziyeti.

Neden evleniriz için de yine değişik düşünceler var, bir tanesini Montaigne şöyle ifade etmiş: "Evlilik kafese benzer. Dışarıdakiler içeri girmeye uğraşırken, içerideki kuşlar dışarı kaçmaya can atar." Evliliğin böyle merakla girilen, sonra kaçmak için çabalanan bir müessese olduğuna inanmıyorum. Daha doğrusu inanmak istemiyorum. İki medeni insanın aşk fişeği ile başlattıkları bu yolculuğu bir maceraya dönüştürmesi maharet. Çok anı, çok deneyim, monotonluktan sıyrılmış bir beraberlik ve ortak sevinç, hüzün ve hayal paylaşımı ile dünyanın en faydalı işbirliği haline gelir. Ben, birbirlerini tamamlayabilen ve besleyebilen insanların uzun süre mutlu beraberlikleri olacaklarına inanıyorum. Çocuk sahibi olmaktan bağımsız şekilde, bir ömür bıkmadan, usanmadan biri ile bir ömür geçirmenin sırrı bu bence.

Neden o, bence kendi içimizde cevaplandırmamız gereken en önemli soru. Ayrılıklar, boşanmalar hatta cinayetler de evliliklerin sonucunda insanın başına geliyor. Asgari beklentilerimiz: Sevebilmesi, bizim bağımsız birey alanımızı işgale kalkışmaması, saygı duyabilmesi, hayatın getirdiği zorluklarda desteğini esirgememesi ve bize karşı her daim iyi niyetle yaklaşması. Bir de ben insanların kendilerini gerçekleştirmek için bir evlilğe ya da çocuk sahibi olup annelik/babalık ünvanı almaya muhtaç olmalarından bahsetmek istiyorum. Evliliğe de anneliğe de kutsiyet atfedilmesini bu anlamda doğru bulmuyorum. İnsanın bu hayatta bir ideali, kendi hayali, bireysel hedefleri olmalı. Her şeyden önce insanız diyoruz. İşte insan olmayı, topluma ve insanlığa faydalı olmayı hedeflemek ve bunun için evlilik ve ebeveyn olma yolculuklarından evvel, kendi yolculuğumuza çıkmamız gerektiğini düşünüyorum. Hatta bunun evlilikte de, ebeveyn olmada da çok büyük katkısı olacaktır bence. Ancak bizde tam tersi olur genelde; evlilik iyi gitmiyorsa çocuk yapılır, partnerle iletişim zayıflamışsa çocuk sayısı arttırılır filan.

Aklımda değinmediğim pek çok parametre var, bunların başında cinsellik geliyor. Ancak yeterince uzun oldu girdi. Kimisi için bu hali bile bir eziyet hatta (gizlinot: swh) Evli değilim ancak 7 yıllık bir beraberliğim var, son bir yıldır birlikte yaşıyoruz. Yazdıklarım, bu ilişkideki deneyimlerime ama en çok gözlemlerime, dinlediklerime ve okuduklarıma dayalı; dolayısıyla söylediklerimin hiç birini ciddiye almayacak olanları anlayabilirim.

Evliliklerimizin kocaman bir toplumu ve o toplumun geleceğini inşa ettiğini düşünürsek, insanın başına gelen en muazzam şey iken, zaman geçtikçe kurtulmak için can attığımız bir kuruma dönüşmesi, çok boyutlu bir meseleyle karşı karşıya olduğumuzu kanıtlıyor bir bakıma. 

dün 15:20 dün 15:39

152. Bunca yil cok koktugum, ama evlenince "turkiye sartlarinda" feci derecede ozgurlestigimi farkedip keske daha once yapsaydim dedigim, bir nevi sozlesme.

dün 13:18

151. sözlükteki umutsuz atmosfere farklı bakış açıları kazandırmak için yazmak istedim bu başlığa. hangi kaynakları da kullandığımı belirteyim lafa başlamadan, ilk olarak ünlü bir boşanma avukatının yanında başladım mesleğe, boşanırken insanların ne kadar çirkinleştiğini, en medeni görünüp en güzel ayakkabıyı giyenin bile nasıl olumsuz anlamda değiştiğini, evlilik psikolojisini nasıl kaldıramadıklarını dilekçelerini okuyarak, mahkemelerinde bulunarak gördüm. ikincisi baronun adli yardım kısmında görev alırken, maddi ve kültürel anlamda piramidin en altında yer alan kadınlardan akademide çalışan kadınlara kadar geniş bir yelpazede insanlarla görüşmeler yaptım. 8 senelik bir ilişkim var ve 1 sene olmadı evleneli, bu 8 senede beraber de yaşadık, uzak mesafeden de ilişkimizi yürüttük ve nihayetinde de evlendik. son kaynağım ise dr.john gottman, kendisi bir çift ile sadece 15 dakika görüşerek yüzde 97 oranında 10 sene içinde boşanıp boşanmayacaklarını doğru tahmin eden bir evlilik uzmanı. kitabının adı ise "the seven principles for making marriage work". kitabı bilimsel verilerden, tartışma esnasındaki nabız ve hormon ölçümlerinden, sosyolojik verilerden yararlandığı için okumak istedim. alanında da çok ünlü bir kitap yine buradaki iyi ve kötü örnekleri de özetlemeye çalışacağım. bir de son olarak alain de botton'un "aşk dersleri" kitabından çıkardığım şirin sonuçları da yazacağım. yazdıklarım elbette türk toplumu için geçerli, dinamiklerini en iyi bildiğim toplum olduğu için. yazdıklarım kanıtlanmış, kesin doğrular değil ama kendi çıkarımlarım ve aklımda tutmaya çalıştıklarım diyebilirim.

başlarsak, her zaman bahsettiğim bireysellikten gireceğim konuya, "birey" olmak bizim gibi devletçi toplumlarda sevilen bir meziyet değildir, hep fedakarlık yapmanız beklenir topluluk için ancak, fedakarlık bile kişi tarafından gerçekten bilinçli bir şekilde istenildiği zaman yapılan bir erdemdir, işin içinde baskı varsa adı zorlamadır. çocuklar büyürken, ya ailenin olamadıklarını olmak zorundadır ya da aileden daha iyi olmak zorundadır genelde, bakış açısı olarak çok anlaşılır, ebeveynin çocuğu için iyi bir hayat istemesi ama bazı ebeveynler iki hayat yaşamak ister. hem kendi hayatı hem çocuğunun hayatı. onun başarıları ile haddinden fazla gurur duyar, onun başarısızlıkları haddinden fazla üzer onu. kendi başarı anlayışının tepesinde de evlenip, yuva kurması varsa, o yuva kendi yuvası gibi davranır. fakat çocuk 30 yaşına da gelse fark etmez bu durumu, eğer set çekemez bu benim hayatım diyemezse. saygı, anamdır-babamdır diye diye toplum ve din kodları ile beraber kendi hayatının zincirlerinin bir kısmını ebeveyne, büyüklerine ve topluma hatta devlete verir. 

kadın-erkek için ayrı inceleme yapmamız lazım, erkek para kazanması gereken, eve bakması gereken, ev işi bilmesine gerek olmayan ağır figür iken, kadın çalışsa da erkekten çok kazanmayan, saat olarak da az çalışması gereken, yuvayı yapması gereken bir figürdür. bunu içselleştiren toplum, "bayan meslekleri" savı ortaya atar. bunu kabul eden erkek ise eşi kendinden çok kazanınca ya da mesaiye kalınca, yemek yapmayınca trip atar. her şeyden önce insan olduğumuzun bilincine varmak gerekir ve eşit hayatlar yaşamalıyız kimsenin sorumluluğu diğerinden fazlaca ağır olmamalı, bu düşüncede değilse eş adayınız bence çözülmesi gereken ölümcül bir sorun var demektir.

ikincisi birey olamayan kişi, kendini tanımıyor demektir. kabul edelim kendini bilmenin, bulmanın sonu yoktur eğlenceli olan yolculuktur fakat insanın temel sınırlarda karakteri olur, neye nasıl tepki vereceği az çok kestirilir, neyi sevip sevmediğini bilir. kendine güvenir, ona göre davranır. beni gözlemlediğim türk toplumunun çok büyük çoğunluğunda özgüven sorunu var. kendini değersiz hissetme, kendini tanımama çünkü tanımaya değer görmeme, yalnız kalmaktan ölümüne korkmak gibi. bu itkiler de evliliği anahtar gibi görür, beni kabul etti, demek ki ben değerliyim, yalnız kalmayacağım düşünceleri ile evlenirler. halbuki kendisini tanıyan insan nasıl bir insanla ömür geçirebileceğini az çok bilir. tanımak için zaman gerektiğini bilir karşısındaki. atlı kovalar gibi kendini evlilik kucağına hatta ilişki kucağına atmaz.

üçüncüsü ise ekonomik özgürlük yoksunluğunun, maaş eşitsizliğinin kadınları evliliğe adeta zorlaması. gelişmiş ülkelerde evlilik oranlarının düşme sebeplerinden birisi kadınların iş hayatında aktif rol almasıdır ama bizim medyamızda bu kötü bir şeymiş gibi lanse edilir, hiç şu açıdan baktınız mı, bitik evliliklerin bu şekilde engellediğini düşündünüz mü? her insan evlenmek zorunda değildir, anne olmak zorunda da değildir her kadın. kişi kendini bilir ve ne yapmak istiyorsa onu yapar. yalnız da mutlu olabilir insan bunda bir sakınca yoktur. yalnızlık allah'a mahsus falan da değildir.

dördüncüsü, iletişim kopukluğu, kendini ve birbirini tanımayan, kendine ve birbirlerine güvenmeyen iki insanı bir odaya koyup oradan aşk yeşermesini beklemek akla mantığa aykırıdır. bir ömür geçirmeyi planladığınız kişiyi enine boyuna tartmanız gerekir. bir maskara, bir bilgisayar alırken yaptığımız araştırmanın çok daha genişini karşı taraf için yapmamız gerekir. bir maskarayı biraz akıyor diye bir daha almazken, bilgisayar kötü çıksa tepkimizi göstermekten çekinmezken neden bilmiyorum eş seçimleri kör yapılıyor. sonra "çok değişti.", "neden böyle oldu anlamıyorum." diye cümleler işitiyoruz etraftan. psikopat seviyesindeki seri katil beyinli insanlar dışında çoğu kişi, uzun süreli birlikteliklerde karakterini belli eder. o kişi size sinyalleri verir, o sorunlar o anda çözülmezse ilerde kesinlikle kazaya sebep olur, o an çözülmüyorsa da yol vermek gerekir o kişiye. demek istediğim eş adayınızı mikroskop altına sokmak değil, ilişkide dahi olsanız rasyonelliğe her zaman pay bırakmak. burada şunu da belirteyim, uzun süreli ilişkiler her zaman iyi ilişki demek değildir veyahutta karşı tarafı çok iyi tanıdığınız anlamına gelmez. birini gerçekten tanımak için zaman tek ve en etkili faktör asla değildir. kişi kendini çoktan belli etmiştir ama görmezden gelmiş de olabilirsiniz, ite kaka bir ilişki de yaşıyor olabilirsiniz.

kitabı da özetlersem de,  bahsettiğim diğer insanı gerçekten tanımanın dışında, o kişiye ilgi duyuyor hatta bazı yönlerine hayranlık duyuyor olmanız gerekir. o kişinin size ilham veriyor olması gerekir. ilişkinizin temelinde arkadaşlığa benzer destek ve güven olması gerekir. problemleri problemi gözeterek çözmeniz gerekir, sen hep böylesin zaten yerine, şunu bazen yapmıyorsun yapsan daha iyi demek gerekir, sizin için hayatta ortak anlamı olan büyük bir şeyler olması gerekir. 

kısaca eskilerin dediği gibi "can yoldaşı" olmalıdır eşiniz, beyaz atlı prensten ziyade sizin hayat yolcuğunuzda yanında olmaktan keyif aldığınız, ilham aldığınız kişi olmalıdır. sizin değerli canınıza can katan kişi olmalıdır yani 1+1=2 olmalısınız, tek değil iki kişinin uyumlu birlikteliği bahsettiğim. biliyorum diziler, watpad kitapları tam tersini söylüyor, erkek prens kız prenses oluyor ama evlilik ya da ilişkiler bundan çok daha ötesi. sağlıklı bir ilişkide kadın da erkeği korur, erkek de kadına yardımcı olur, kadın eve daha çok para getirebilir, erkek çocuğa bakabilir. bu kırılamaz görülen önyargıların ötesine geçtiğinizde bence ilişkiniz özgürleşir.

dün 13:08 dün 13:42

150. Yapanlara, becerebilenlere helal olsun, iyi cesur insanlarsınız diyerek konuya giriyorum.

Ben korkan kesimdenim, babamın evlilik hayatında anneme destek çıkmayı bırak kadını hasta edecek derecede zorlayıcı, asla destekleyici olmayan bir yapısı olduğu için evlenirsem benim de başıma bu gelecek zannettiğim için sevgili olma yoluna girdiğim insanlarla olan yoluma bile kendim taş koyuyorum. Bilmiyorum, burada eşiyle birlikte yemek yapan, seyahatlerde mutlu mutlu gezen, her konuda birbirlerine destek olan süslüleri okudukça onların adına çok mutlu oluyorum ama ben hiçbir zaman yaşayacakmışım gibi gelmiyor. Sanki her bana yaklaşan erkek babam gibiymiş de herhangi bir ilişkide annemin yaşadıklarını yaşayacakmışım gibi geliyor. Evlilikten soğumamın, ondan korkmamın nedeni sensin baba. Senin yüzünden gelecekle ilgili tüm hayallerimde bile bir başıma her şeye göğüs geriyorum, teşekkürler, eserinle gurur duy. (gizlinot: İç dökme seansına döndürdüm, özür dilerim süslülerim)

19 temmuz 23:52


149. gerçekten zor bir kurum. ama zor olan şey; alışmak. eğer daha önce yalnız yaşıyorsanız, buna alışmak biraz daha zor oluyor. önce yatağınızı paylaşmaya alışmanız gerekiyor. evet, önceden de bir iki gece birlikte kaldığımız zamanlar oluyordu ama sonra eve gidip uyuyorduk, o anın heyecanı ile yatakta olması huzur veriyordu. şimdi ise bir anda uyanıp 'burda biri var' moduna girip 'olum ben evlenmişim yaa' diyerek gece uyumaya çalışıyorsunuz. ben en başta 2 hafta uyku sorunu yaşadım, o yüzden özellikle yazıyorum :) sonrasında ise, sizin ev düzeniniz muhtemelen ona uymayacaktır. mesela yine kendimden örnek veriyorum: eşim de bardak takıntısı var. bir defa kullandığını ikinciye kullanamaz ve hiçbirini makineye yerleştirmez. ama tabak vs her şeyi halleder ama bardak ı ıhh. bende de çorap takıntısı vardır. ev muntazam temizde olsa yere o çorabımı atmadan o gün bitmiyor benim için. ben gece yatmadan onun bardaklarını yerleştiririm, o benim çoraplarımı toplar, öyle yatarız. hani bir denge oturtmanız gerekiyor. bir de evliliğinizi başkalarının etkilerine kapatmanız lazım. yani annenizde, eşinizin annesi de, akrabalarınız da kısaca kimse sizin aranıza girememesi gerekiyor. çok fazla sabır gerekiyor, gergin bir işiniz/işi varsa her şeyi kişisel algılamamak gerekiyor. gerçekten zor bir kurum. bazen içine girdiğime pişman olduğum, ama bana her zaman destek olması ve anlayışı sayesinde de pişman olduğuma utandığım bir kurum. sadece vereceğim tavsiye, asla ama asla emin olmadan, çok sevmeden bulaşmayın. yoksa çekilecek şey değil.

19 temmuz 16:43

148. son zamanlarda iyice kendimi içinde bulacağım olgulardan biri. valla karşımdaki adam son derece modern görüşlü biri ama evlenince nasıl olacak diye çok korkuyorum. ayrıca bekarken beni ben yapan şeyleri evlenince yapamamaktan çok korkuyorum. evleneceğim adamın engellemesinden değil, hayatın döngüsünde istediklerimi yapacak zamanı ve enerjiyi bulamamaktan korkuyorum. sevgilim modern görüşlü anlayışlı biri ama eve ve ev işlerine dair hiçbir şey bilmiyor dersem yeridir. şimdi ben eli hiç bir iş tutamayan bu sevgilim beyi nasıl ev beyi haline getireceğimi düşünüyorum. şimdiden söylüyorum bak evlenmeden yemek ve ütü yapmayı öğren diye. her gün takım giyiyor, o gömleklerin yıkanmasını geçtim de ütüleri nasıl yapılacak? düşündüke afakanlar basıyor. ütüden nefret etmem, ama kendi kıyafetlerim yetmezmiş gibi bir de bilmem kaç tane gömlek ütüsünü düşünemiyorum. ailemin evindeki tek sorumluluğum kendi ihtiyaçlarımdı. kendi pislettiğim odamı, kendi çamaşırlarımı temizler kendi ütülerimi yaparım. durduk yere evlenip ne diye bir kişinin daha yükünü alayım üstüme? 4 yıllık gözlemime göre sevgilim anlayışlı ve bilmiyorsa bile öğrenmeye hazır birisi. yani gel bak şöyle yapılacak dediğimde "kadın işi" diyen hanzo değil, zaten öyle biriyle 2 dk durmazdım. ama bunları öğretmek bile büyük çaba. öğrenene kadar kaç gömlek, kaç yemek yanacak? onları da geçtim benim sinirler ne olacak?

Umarım korktuğum gibi olmaz, çünkü evlenince benliğimi yitirmek, bekarlık günlerimi özlemek istemiyorum.

edit: yine buraya yazdım yazdım ve "ne gerek var" diye sildim. bazen böyle oluyor işte.

19 temmuz 16:25 19 temmuz 16:59

147. (yazar: godard)ın (link: https://www.suslusozluk.com/süslülerin-linç-edilme-korkusu-ile-söyleyemedikleri?i=833157 şu) hassasiyeti boşuna değil. Almanya'daki Magdebourg Üniversitesi’nde yapılan araştırmaya göre evlilik erkek ömrünü ortalama 1.7 yıl uzatırken, kadınınkini 1.4 yıl kısaltıyor.

Bu sene tedx alsancak’ta konuşmacı oytun erbaş, erkeklere şiddetle evlenmelerini tavsiye ederken, kadınların da evlenmelerini, emzirebilmek için çocuk yapmalarını (meme kanseri riskini azaltmak için) sonra devam edip etmemek konusunda kendilerinin karar vermesini söylemişti (gizlinot: elbette latife ediyor. Konuşması artık youtube’da var bu arada) ömür meselesini de, evlilikte bakım alan erkek, veren de kadın olduğu için şeklinde açıklamıştı. Pragmatist erkeklerle evlilik müessesesine adım atmamamız dileğiyle.

19 temmuz 16:04