girdi yaz
medya ekle
  • linki kopyala
  • şikayet et
  • girdiler (88)
  • medya (0)

88. muz aşkım çocukluktan gelir. maymundan farksızım. çocukken ilk kez misafirlikte yemiştim. kendisiyle tanıştığımız o anı tarif edemem. fakat yokluk ki ne yokluk, o zamanlar herhalde annemin para vereceği son şey muzdu. o kadar ihtimal dahilinde değildi ki talep bile etmemiştim, kızının muzu çok sevdiğini bilmiyor, düşünün. zaman öyle aktı gitti derken ağır bi misafirimiz için hazırlanmaya başladık bir gün öncesinden. annem alışverişten döndü, poşetlere baktım, oha, muz. yiyecekleri yerleştirirken dedi ki bunları ellemeyin, yarın yersiniz. tamam dedik. gelip gidip muzları elliyorum, kokluyorum. sofra kurduk, akşam boyunca muzları kestim. çok kalabalık, çocuklu bi aileydi. annem zaten 4-5 tane muz almış, hepsini sofraya koymuş. o akşam diğer çocuklar muzların hepsini bitirdi. ben hiç yiyemedim. onlar gittikten sonra kabukların içindeki kısmı dişlerimle kazıyarak yemeye çalıştığımı hatırlıyorum. :") muzla en tatmin edici kavuşmam yedinci sınıfın yaz tatiline tekabül eder, ilk maaşımla bi kilo muz almıştım, bikaç saat içinde tüketmiştim, tarifsiz bi mutluluktu. şimdi bilinçli bir şekilde uzak durmaya çalışıyorum, hey gidi.

8-9 yaşlarındayım, babam bi gün dedi ki gel biraz gezelim. şaşırmıştım çünkü öyle bi alışkanlığımız yoktu. dolmuşla merkeze gittik, oturduk heykel'in oradaki fıskiyeyi izledik. sonra yürüyerek eve geri döndük. babama nerden, neden ve nasıl esmiş bunca yıl oldu hala anlam verebilmiş değilim ama adamcağız kendince güzel bi başlangıç yaptı, sonrasında yemeğe ve dolmuşa para kıyamayarak özümüze dönmüş bulunduk. ilginç bi gündü. fakat günün sonunda gezmiş miydik? evet.

2014 yaz başı, dönem bitmiş, param bitmiş, gelen sene için para biriktirmem gerekiyor, bir sürü ihtiyaç birikmiş vs derken günde neredeyse 16 saat çalışmaya başladım. harcamalarımı da minimuma indirdim. canım acayip bi şekilde pasta istiyor, gelip gidip kesiyorum, aslında alabilirdim ama biraz da totem hesabı ilk haftalığımı bekledim ve aklım pastada. hatta pastanın adını da vereyim, bursalılar bilir, uzay'ın babaroskisi. :) (gizlinot: en sevdiğim pastalardan biri olur kendileri) haftalığımı aldım, gece işten çıktım, gittim pastamı söyledim, oturdum. pasta geldi, ben hem telefonla uğraşıyorum bi yandan sandalyemi düzeltiyorum, bi yandan da pastamı kendime doğru çekeyim derken pasta löp diye kucağıma, oradan yere düştü... o zamanlar içinde bulunduğum psikolojiyle birlikte hıçkıra hıçkıra ağlamaya başladım. ağlamamın sebebi tabii ki pasta değildi. etrafımdakiler "napıyo bu moron" ifadesiyle bana bakıyor, garson geldi "yenisini getirelim hanımefendi" filan diyor gayet kibar bi dille. ben istemedim, kalktım hesabı ödedim sonra çıktım. akabinde sahilde sigaranın sigarayla yakıldığı bir gece.

özetle: bugünümüze şükür.

15 kasım 22:55 16 kasım 01:00

87. iki üstteki süslünün kazı kazanla ilgili yazdığı anıyı görünce aklıma geldi. ben daha dünyada yokum, ablam 3-4 yaşında, babam daha yeni kanser olmuş sürekli hastanelere gidiyorlar annemle ikisi, ablamı da babaanneme anneanneme bırakıyorlar. bir gün yine annem babamla birlikte gidiyor, akşamında ablam çok hastalanıyor babaannem telaş yapıyor ille de gel diye. annemin karnı çok aç, ablama ilaç almaya parası yok, sadece otobüs parası var babaanneme gitmek için. orada kazı kazan görüyor gidiyor şansını deniyor, eğer çıkmazsa gidecek parası bile yok, gözünü nasıl kararttı bilmiyorum. o günün parasıyla hem yol parası hem ilaç parası hem de yemek parası çıkıyor. bunu anlattığı günden beri ne zaman sıkıntıya düşsem içimden bir yolu bulunur diyorum :')

1 kasım 14:16

86. bir dönem cok fakirdik. ortasonda sinavlara hazirlanmak istiyordum. dersaneye gitmeyi birakin kitap alacak paramiz yoktu... babam üzülür diye ona bir sey diyemiyordum ama anneme ne olur bir kitap bari alalım diyordum. alamadık.

basarisiz arkadaslarima ders anlatma bahanesiyle onlarin kitaplarindan özet çıkarıyordum. kuzenimin çözülmüş kitaplarından çalışıyordum. yayınlar üç yılın oncesiydi. en cok icimi acitansa çözülmüş şıkları tek tek karalayıp, sonra onlari silip yeni bir kitapmis gibi hayal etmeye calismamdi. önemli olan kitap değil istemekmis ki, ilcedeki tek anadolu lisesini kazandım. ama okul ilce icinde değil, servisle gidilecek uzakliktaydi. bu kez servis parasını dert ettigimden kazandigima pisman olmustum. birkac kez yuruyerek gitmeye kalktim. kamyoncu tacizlerinden bunu da basaramadim. sonra annem kupelerini bozdurarak birkac ayin servis ucretini odedi.

bu arada anneme dogum gununde ne hediye edecegim bir anda aklima geldi...

1 kasım 13:44


85. Ne lise ne üniversite mezuniyetine katıdım. Hem garibanlık hem sosyal fobi olunca tabi normal.

27 ekim 11:47

84. 8-9 sene önce üniversiteyim, vize haftasındayız, sevgilim (şimdi eşim) okuldan çıktık karnımız felaket aç, çepte iki kişi yemek yiyecek paramız yok. marketten makarna alalım evde yapalım dedik, markete girdik o kadar parasızlığın içinde örgü peynir de alalım diye şımardık (hiç unutmuyorum 6,80 tl gibi bir fiyatı vardı) iki üç bişey aldık ama hesap makinesiyle kuruş sayıyoz o dereceyiz, kasada fazla çıkarsa peyniri bırakıcaz diye de karar verdik. Kasaya girdik 20 tl verdim kadın bana 7 lira falan para üstü verdi. Biz torbaladık çıktık bi dumur olduk nasıl olur diye. Fişe bakınca kadın peyniri geçirmiş ama makine herhalde okumamış fişe girilmemiş. Artık fırsatcı mı olduk yoksa ilahi bir enerji tarafından acındık mı bilmiyorum ama evde ziyafet çektik.

edit: imla

27 ekim 11:44 27 ekim 11:45

83. üniversitede param bitti, akşam yemeğinde tost yiyeceğim o yüzden. karışık tost 2.75, kaşarlı tost 2.25. tek başına orta yaşlı bir adamın çalıştığı ufacık bir öğrenci büfesinde, önce karışık tost söyledim, sonra paralarıma bir daha bakıp, yok kaşarlı olsun dedim. siz oturun ben getireceğim masaya dedi. gelen tost karışıktı.

27 ekim 05:04

82. Anımsadığım iki tanesini yazayım. çocukluğumun geçtiği sokağa, çocuk kıyafetleri satan bir adam gelir, bazen kapı önlerine inen bazen de bahçede toplaşan kadınlara satış yapardı. Kimi kıyafetler uygun kimisi hayli pahalı olurdu. Ayda yılda bir olsa da annem de o satıcıdan bize kıyafet alabilirdi... Satıcı yine bir hafta sonu geldi ve getirdiklerinin içinde bana göre çok güzel bir elbise vardı. Annemin alamayacağını bildiğimden söyleyemedim. Sonraki haftalarda da hep o elbisenin satılıp satılmadığının merakıyla soluğu satıcının yanında aldım. Haftalarca gördüm o elbiseyi, ama bir gün artık diğer kıyafetlerin arasında yoktu, belli ki satılmıştı. Bunu anneme hiç anlatmadım… bir diğeri ise kışın giydiğimiz külotlu çorabın bir yenisini almak çok zor olduğundan, zamanla aşınan ve delinen ayak parmak uçlarını dikmekti. Lakin o yıllarda hızla büyüyor olmak da ayrıca bir sorundu, zira çorabın aşınan parmak uçlarını dikmek demek aynı zamanda boyunun hızla kısalması ve bir süre sonra bele doğru çekemeyip, aşağı kayması demekti. Yine de tüm o yokluk zamanları, bugünün yokluğundan onlarca kez yeğdi…

26 ekim 23:14 26 ekim 23:18


81. Ben mesela ortaokul fotoğrafımı kimseye göstermiyorum sebebi de formam. Ortaokula geçince formalar değişirdi, bense daha o yaz babamı kaybetmiştim forma alamamıştık. Başkasından aldığım eski formanın arkadaşlarımınkiyle benzerliği yoktu.Fotoğrafı eline alan insanın ilk fark ettiği kişi ben olurum.Tüm sınıfın inci gibi dizildiği fotoğrafta farklı bir formayla telaşlı gözlerle bakıyorum fotoğrafa, herkes gülümserken.  O dönemler rüyamda babamın elinde poşetlerle bir şeyler alıp geldiğini görüyordum sık sık. Hem öyle gerçek zannediyordum hem rüya gördüğümü biliyordum uyanmamak için kendimi nasıl zorluyordum anlatamam. Ve maddi durumu zayıf insanlar için en kötü mevsimin kış olduğunu anlamıştım o sene. Annem çalışmaya başlamıştı ama hala odun kömür almamıştık öyle üzülüyordum ki annemin haline ona yardım etmeye çalıştım aklım sıra. İnsanlar evlerine geçtiklerinde akşam vakti sokakta kimse kalmayınca dışarı çıkıp odun parçası aradım. Çocuk aklımla bir kış böyle idare edebileceğimize inanıyordum. Kimsenin evinin olmadığı metruk bir araziden çalı çırpı topladım odunun ne işi vardı sokakta.  Küçük kollarımda onlarla eve neşe içinde giderken komşumuz gördü beni. Nereye götürüyorsun onları dedi. İzah ettim. Böyle bir durumda bütün başınıza gelenleri bilen bir insanın yardım edeceğini düşünürsünüz değil mi ? Ben de öyle zannetmiştim. Sonra ellerime vurdu. Aldı topladıklarımı elimden. Bir daha görmiyim seni buralarda dedi.Ellerim boş döndüm, o kış çok üşüdük. Bunun gibi onlarca anım oldu o dönem. Zaten kimseden bir şey isteyen bir insan değildim, beklentim olmaması gerektiğini de o dönemler anladım. Ve kimseye anlatmam bu kötü dönemi. En yakın arkadaşım dışında hiç kimse bilmez. Ama içimde hep yumru gibi. Yapılan haksızlıkları, biz açken başkalarına yardım edip bizden bir tabak yemeği esirgeyen dedemi, arkadaşlarım tarafından hor görüldüğüm zamanları unutamıyorum. Bu platform sahiden güzel. İnsan bazen paylaşmak istiyor. Kimseden bir şey istememe huyum hiç değişmedi.  Üniversiteyi çalışarak geçirdim, annem de çok çalıştı ben okuyabileyim diye. Kendi kendimize  yetebileceğimizi çok güzel öğrendim. Zordu, ama çok şükür her zorluğun sonu var. Güzel bir işim, gayet güzel bir kazancım var.Annemin ihtiyacım var demesine gerek kalmadan yetişmeye çalışıyorum yanına. İhtiyacım var demenin zorluğunu bir kere daha tattırmicam ona. Bu arada akrabalarım sağolsunlar sık sık arıyorlar, dedem onu aramayışıma içerleniyor falan. Hayat böyle bir şey. Statüsüne göre değer görüyor insan. Keşke insanlığa inancımızı yitirecek şeyler yaşamasaydık bu günlere gelene kadar 

26 ekim 19:37

80. Bu 90larda hepimiz mi fakirdik bilmem. Bende bu anılardan çoook var. Hatırladıklarımı yazayım. Benim ailem de iyi durumda değildi. Minyon tipli bi insanım, küçükken de şimdiki gibi yaşımdan küçük dururdum ve çok da sakindim. Giysilerim eskimezdi. İki pantolonum vardı dizleri yırtılana kadar onları giymiştim. Kardeşim de öyle. Kaç yıl giydik bilmiyorum, yıllarca giydim ben, boy atmadığım kilo almadığım için küçük de gelmediler çok uzun süre. Dizleri yırtılınca annem yamamıştı. İki kumaşı kalp şeklinde kesip dizlerine dikmişti şekil olmuş güya öyle de kandırmaya çalışmıştı ama ne utanmıştım. Öyle de giymeye devam ettim. Bir gün bi arkadaşım şunların içinde çürüdün artık başka pantolon giy dedi bana. İçime nasıl bi kütle oturdu bilmem. 

Montum da yoktu, çocukluk montumun kolları kısa geliyor artık 8. Sınıftayım. Çok istediğim için bana ucuzluktan bi mont aldılar ama kadın montu. Bense zaten ufak tefeğim. Çuval giymişim gibi oldu. Şimdinin parasıyla 25 30₺ falan tutmıştur heralde. Net hatırlamıyorum belki de elden düşmeydi. Okula onunla gidiyorum. Arkamdan bi kız bak bak anneminkini giymiş diye beni gösterip gülmüştü. Nasıl utanmıştım eve gelip ağlamıştım. Ben gene iyiydim annemin hiç montu yoktu. Karda kışta hırkayla çıkardı. Yıllar sonra üniversiteye giderken burs alıp da elim para görünce ben aldım anneme.

Dersane sınavları oluyordu ben burslu kazandım bedavaya gidiyordum. 3 derece miyopum vardı, gözlüğüm okulda yüzüme top geldiği için kırılmıştı. Annemin arkadaşı bi çerçeve verdi, gittik en kalın ve ağırından cam taktırdık ona, ssknın karşıladıklarından. Ama büyük insan gözlüğüydü, kocaman bir şeydi sürekli kayıyordu, yüzümde koskocaman duruyordu. Bir de kenarındaki vidası noksandı ben onu telle tutturmuştum. Dersanede öğretmen neden babanın gözlüğünü takıyorsun hohahohaha diye espiri yaptı, sınıfı güldürmek için beni yerin dibine soktu. Hiç unutmam.

Renkli hırkam vardı, büyük bedendi baya, küçük gelmediğinden hep onu giyiyordum. Kolları falan sökülmüştü dikip dikip giyiyordum. Bir gün dayanamadım evde ağladım hiç giysim yok bana tuhaf tuhaf bakıyorlar diye. Babam sonraki gün bana bi kot bi de tişört almıştı.

Giysilerimi yıllarca giymek zorunda kaldığımdan yıpratmamayı çok iyi öğrenmiştim. Sadece ayağıma iyice küçük gelmeye başladığında, giyemez olduğumda ayakkabı alınırdı. benden kardeşime kalırdı. O kadar yıpratmazdım eşyalarımı. Hala öyleyim, yıllarca aynı ayakkabıları giyiyorum, artık ayağımın büyüme derdi de yok. Yine de çok giysim ve ayakkabım yok. Ne alsam 5 kere düşünürüm.

Et tavuk yemeği yapmayı bilmezdim geçen seneye kadar. Bilmiyorum yapmasını demezdim de güzel yapamıyorum derdim, Eşim de şaşırırdı diğer yemekleri gayet iyi yapan eti tavuğu nasıl yapamaz diye. Bizim eve et tavuk girmezdi ki doğru düzgün, normal sebze yemeklerine minik parçalar halinde atardı annem o kadardı bizde et. Ben de pişirmesini bilmezdim evlendikten sonra öğrendim.

Aşırı tutumlu bi insan yaptı beni o yıllar. Yine de özlüyorum o zamanları. 

26 ekim 12:08 26 ekim 12:19

79. Babam bizi ben çok küçükken terk ettiği için annem büyüttü beni ve kardeşimi. Haliyle maddi sıkıntılarımız oluyordu fazlaca. İlkokuldayım. 23 nisan için rol verdi bana da öğretmenimiz. Nasıl sevinçliyim, provalarda falan aşırı heyecanlı ve mutluyum. 23 nisan günü gidemedim okula. Çünkü kostüm alacak paramız yoktu. Hala dün gibi hatırlarım; pencereden, ceviz ağacının dalları arasından evimizin önünden geçen sınıf arkadaşlarımı. Okul evime yakındı, mahallede tur atılıp tekrar onuka gidilirdi resmi törenlerde. Birkaç gün okula gitmedim. Neden gelmediğimi soran öğretmenime ve arkadaşlarıma da çok hasta oldum gelemedim yalanını söyledim. 

Yine para sıkıntısı çektiğimiz ve alacaklarımızı bakkala yazdırdığımız bir dönemdi. Ben ilkokuldayım yine. Anneme yalvar yakar tetris istediğimi söyledim. Annem hayır demesine rağmen gittim bakkala yazdırdım ve aldım. Annem elimde tetrisi görünce başımın üstünden teğet geçecek şekilde duvara fırlatıp kırmıştı. 

Ben çok küçükmüşüm. Evde yemek yokmuş. Annem karnımı doyurmak için elektrik sobasını yan yatırıp üstünde mısır patlatırmış. Soba da devrilirse otomatik olarak elektriği kesen cinsten. Annem elektriği kesilmesin diye iç kısmındaki tuşa basılı tutarmış, haliyle kaç kere elektrik çarpmış kadını. 

Daha neler var. Hala küçükken bakkala gelen bayram çikolatalarından çalıp gizli gizli yediğim için vicdan azabı yaşarım. Paramız yoktu, alamazdık. Ben de bana çikolata al demedim anneme hiç. Çocuk aklı işte, gizlice ağzıma atardım bakkalda. Şimdi yediklerimin parasını misliyle bağışlamama rağmen içim hiç rahat değildir benim. 

26 ekim 09:57