girdi yaz
medya ekle
  • linki kopyala
  • şikayet et
  • girdiler (54)
  • medya (0)

54. Ortaokuldayken best friend'im ve ben okuldan her çıktığımızda bim'e gider, paralarımızı toplar ve 1 adet piko, 1 adet browni alırdık. Sonra yiyerek eve gidene kadar sohbet ederdik. Paramı denkleştirmek için kuruşları saydığımı hatırlarım ve yarına browni alabilmek için paramın yeterli olup olmadığına bakardım, çocukluk...

14 eylül 00:17

53. Ortaokulda okulumuza Gulten Dayioglu imza günü ve söyleşi icin geliyor. Okul yönetimi bodrum kattaki yemekhaneyi ayarlıyor. Ben de pek bir seviyorum yazari, hele bir de Ölümsüz Ece yi yeni okumuşum bayılmışım. 

Fakat bir şartları var o yemekhaneye girip söyleşiye katılabilmek için, o günkü kitap sergisinden kitap almış olmak. 

Alamadım. Giremedim içeri. Ondan beri o yazardan da okul müdürlerinden de okul aile birliği denen zimbirtidan da pek haz etmem.

13 eylül 00:33 13 eylül 00:53

52. Öğrencilik zamanı kredi yatmaya yakın son paramla idare etmeye çalışıyorum. Yurtta yemek yapacak düzgün bir yer de yok mutfağı minicik bir yer küçük tavadan başka bişey bulamıyorum. Toz içecek nazo aldım yanına da makarneks ve hazır paket noddle. Bir hafta onları yemekten mideyi bozdum tiksinti de geçirdim. Böyle bir anımdır :)

24 haziran 22:25


51. Hepinizin girdilerini içim burkularak okudum.

Ben de babamın işten çıkması ve hastalanması sebebiyle anaokuluna gidememiştim. Annem hala el becerimin olmamasini buna baglar.

Yalnız Allah'a şükür ilkokul öğretmenim hiç bir zaman beni ayırmadı. Ablamın öğretmeni okuldan sonra olan kurs için ablam sınıf birincisi olmasına rağmen yine de mutlaka katılsın diye zorlardi, benim hocam misafir olarak gelsin katılmasina gerek yok demişti. Bir de ablamın hocası spor ayakkabısı yok diye beden dersine katılmasını engellemiş.

Hepimiz bir şekilde büyüdük, durumumuz düzeldi. Ablam çok iyi bir yerde iyi derecede bir maaş alarak çalışıyor. Geriye kalan benim hocami sevgiyle anmam, annem ve ablamın ise o hocaya nefreti.

24 haziran 21:18

50. Hiç unutmam ilkokuldayım, öğretmen bir gün izcilik diye bir şeyden bahsetti. Ama ne bahsetmeler, kamp yapmalar, ormanda yürüyüşler... Gözümde nasıl büyüdü o izcilik. Dedim ki kesin ben de izci olmalıyım. Neyse katılmak isteyenin ismini alıyor öğretmen. Sıra bana geldi, dedim hocam ben de katılmak istiyorum. O da dedi ki senin ailen karşılayamaz, kıyafet falan dikilecek pahalı onlar. Bunu neden herkesin içinde söyledi ki? Orada belli etmeyip teneffüste falan kenara çekip usulünce söylese olmaz mıydı? Ben bana bedava kıyafet falan versin de istemezdim. Zaten sınıfta öğretmen/doktor çocukları, zengin çocukları diye bir oluşum vardı. Bunları zaten açıkça kayırırdı. Beni kayırmasın tamam ama bari bu kadar yermese iyiydi.

Yine bir gün ilkokuldayım, derste pat diye birkaç abla abi girmişti sınıfa. Hoca ile konuştular sonra hoca yine zengin çocuklarını seçti bunlarla gönderdi. Biz de sorduk öğretmenim arkadaşlarımız nereye gittiler diye. Sınav yapılacakmış da ben de en başarılı olanları seçtim dedi. Neyse son derse doğru bunlar geldi. Nereye gittiniz diyoruz söylemiyorlar, sınav falan filan geveliyorlar. Sonradan ortaya çıktı. meğer çocuk tiyatrosu varmış, oraya götürmüşler. Tabi muhteşem öğretmenimiz de çocukları tembihlemiş, arkadaşlarınıza sınav diyin diye. Ben hayatımda hiç tiyatroya gitmemiştim mesela, sinemaya da öyle. Eminim benim gibi durumu olmayan arkadaşlar da gitmemişti. Ne vardı zengin çocukları yerine bizi gönderseydi. Ama yalakalık diz boyu tabi, her güzel şeye onlar layıktı ya sonuçta!

Tam beş yılımı böyle geçirdim. Seni hiç unutmadım öğretmen(!). Unutmayacağım da. Umarım hiç karşıma çıkmazsın.

Hani kötü komşu mal sahibi yapar derler ya... Kötü öğretmen de meslek sahibi yaptı. Ben de öğretmen oldum şimdi. Nasıl öğretmen olunmaz dersini sayende tam beş yıl aldım, teşekkürler.

24 haziran 11:16 24 haziran 11:28

49. Tam bir ergenlik travması, çok hardcore bir anımı yazacağım. Lise hazırlıktayım. Okulun istediği devlet kitaplarını almışız ama bir de ingilizce için yabancı ek kaynak isteniyor ve kesinlikle korsan olmaz diye baskı kuruyorlar. Ben de bizimkileri darlıyorum korsan olmaz, fotokopi olmaz şeklinde. Her neyse babannem daha fazla dayanamayıp bu çocuğun annesi-babası ayrı, ben ilgileniyorum diye gitmiş okula. Dersteyim; elinde öğretmenler için ayrılmış orijinal sample kitaplar okulun ingilizce zümre başkanı geldi sınıfa. Kitapları bütün sınıfın önünde bana verdi, birinci dalga şok. Üstüne, sınıfa dönüp 'bakın biz durumu yetmeyen öğrencilere kendimiz ayarlıyoruz kitapları.' dedi, öldürücü darbe ajfjg hiç yalan söyleyemeyeceğim tam 4 yıl salt nefret ettim o adamdan. Şu an ben de öğretmenim. Kaynak soran öğrencilere isim veriyorum, karşılayamayacak öğrenciye de okuldaki öğretmenlere dahi çaktırmadan kitap. Ha bu arada ben kıçı kırık bir aday öğretmenim, kendisi bilmemkaç yıllık deneyimli bir öğretmendi.

24 haziran 11:03

48. Lise 1’deyken coğrafya hocamız bir yayın evinin kitabını alın demişti. Sanki herkesin durumu varmış gibi. Dersleri de bu kitaptan işlerdi, devlet kitabından işlemezdi.Her hafta da ödev verirdi. Yapmayanlara eksi vereceğim derdi. Çok sert bir kadındı bu yüzden korkardım ondan. Kitabı alamayıp ödevleri yapamadığım için her çarşamba okula gitmezdim. 20 liralık kitabı ancak 2. Dönem alabilmiştik.

Evim okuluma çok uzak olduğu için anca servisle gidebiliyordum. Servisin parasını gününde yatıramıyorduk ve servisçi her gün sıkıştırırdı. Bazen kendi gelmezdi başka biriyle servis yaptırırdı ve gün sonunda o adama sorardı. “Verdi mi bunlar parayı?” Derdi. Babam her sorduğunda daha maaşı almadık ayın bilmem kaçında (gizlinot: burada tarih veriyor) alacağız diye.

Birgün yine lisedeyken bizde 2 lira bile para yok. 3 gün sabah akşam un çorbası içtik annemle. Babam da iş var bahanesiyle mesaiye kalıp orda tavuk şiş yerdi. Eve de bulgurla salatasını getirip onları yerdi. İnsan önce çocuğum yesin der ama maalesef babamda öyle bir durum yok. Allah ömür versin ama bazen insan düşünülmek istiyor. O yemeğin salatasından, bulgurundan bile yememiştim. Un çorbasına ekmek doğraya doğraya yemiştik annemle. Çok güzel olmuş diyerek yerdim annem üzülmesin diye ama tadı yok gibi bir şeydi. Un, su, yağ işte zaten ne ki.. 

Bayram paralarımla ve birikmişimle kendime telefon alacaktım. Babama dedimki sen kredi kartınla al ben 15 gün daha biriktirip vericem. Önce biriktir sonra gel demişti.

Çalışan ve iyi maaşlı kuzenime tam altınlar, paralar yağdıran babannem bana 20 lira verirdi belki bayramda. Belki de vermezdi. Bunu gören yengem de “haraç mı kesiyorsun” derdi.

Babaannemin bir diğer vukuatı ise bana kazak almak istemesiyle gerçekleşti. tutturdu sana kazak alıcam diye. İstemiyorum dedim huyunu biliyorum çünkü 50 liralık kazağa 15 olsun mu diye sorar ve ısrar eder. Sonra gittik. Bu yaptı pazarlığı sonra cebinden 10 tl çıkardı üzerini sen ver dedi. Annem de vardı orada ve cebindeki son parayı aldı (gizlinot: 20 lira) kazağa verdi. Üstelik o kazağa ihtiyacım yoktu keşke çıksaydık o dükkandan.

Babannem varlıklı olmasına rağmen bu çiğlikleri hala devam eder. Bizim de çok şükür halimiz iyi artık. dedim ya, çok şükür. Ama geçen kış babannemle lokantaya gittik. Ortaya gelen salata meze ne varsa süpürdü. Zaten bi düzgün yemez. Her şeyi bi anda süpürür sonra da garsonlara kızar (gizlinot: cidden çağırır kızar) bi kaşık koymuşsunuz diye, yenisini ister. Daha sonra hesap gelince bana 20 lira uzattı ve “ben sadece iki lahmacun yedim anca bu kadar tutar” dedi. Ortaya ikram gelen tatlıyı da sildi süpürdü ve hatta benim payımı da ben yemediğim için (gizlinot: neden acaba) paket yaptırmak istedi. Garson artık bildiği için babaannemin huyunu, ona pakette başka tatlı getirdi. Babannemin lafı ise “ körün istediği bir göz allah verdi iki göz, mayamia.” oldu. Benim tatlıyı da pakete koydu bir güzel evine gitti. Hala arabayla onu ziyarete gelen amcamlara (gizlinot: sözde amca) 150 tl benzin parası verir ama bana otobüs/ metro paramı vermez. Bir de üzerine “çok lüksmüş herkes metroyla gidiyormuş zaten” der. Valla artık dalga mı geçiyor napıyor bilemem ama allah’a havale ettim. 

Edit: insan ağlarken ekran bulanıyor biraz yazım yanlışı yapmışım, düzelttim.

24 haziran 10:21 24 haziran 10:35


47.  6 yaşımdaydım, bir şubat günü babam evi terkedip sevgilisiyle tatile gitmişti, annem de ben mutlu olayım diye beni kuğulu parka götürmüştü. Biraz gezdikten sonra yorulup, annemin cebinde dolmuş parası olmadığı için eve doğru yürümeye başladık. Zaten yerler kar buz, annemin kucağına gelmek istiyorum o zamanlar da kendisi kardeşime hamile. Alamadı kucağına, acıktım üşüdüm diye ağlamaya başladım.. yol üstünde Bir eczaneye girdik ilaç sorup ısınmak için. Simit yiyen bir teyze görüp,

“Bana da biraz verir misiniz çok acıktım” demiştim. O da simidini bana verdi, onu yiye yiye eve yürüdük annemle beraber.

Maddi açıdan fakir miydi babam? Hayır babam ev parasına arabalarla dolaşıyordu. Annemin maaş kartını alıp harçlık veriyordu anneme. Ama manevi açıdan gerçekten çok fakirdi. Hiç unutmam o şubat gününde yaptığını. 

Geçenlerde babalar gününde anneme hediye alıp, kendisinin babalar gününü kutlamayınca bozuldu bir de. Yıllar geçti ama hala aynı insan. Ben nerde hata yaptım diye düşünmüyor.

24 haziran 02:19

46. Çoğu girdileri ben de ağlayarak okudum gerçekten. Çocukken biz çok zengindik aslında. Öyle orta halli bir zenginlikten bahsetmiyorum, bayağı zengindik. Babam 2001 krizinde battı. Ama ağır battı. Benim beş altı yaşlarıma tekabül eder. Toparlanması da yıllar sürdü tabii. 

O dönemlerde bir gün eve geldim, nerde olduğumu hiç hatırlamıyorum ama annem göndermiş bir yere. İçeri girdim evde hiç eşya yok. Perde halı hiçbir şey. Sadece salonun ortasında yerde duran tek kişilik bir yatak, bir de yere koydukları küçük ekran bir tv. Komşudan almışlar. Annemler mobilyaları değiştiriyoruz diye kandırdı beni. Tabi aklım sonradan erdi, haciz gelmiş eve. O gece dördümüz bir şekilde o yatakta yattık, bomboş evde. Babam borç harç aldı eşyaları geri ama durumlar hala pert. Giyecek kıyafetim de yoktu o dönem. Yemin ederim bir kotum, bir de üstüm vardı yalnızca giyilebilecek gibi olan. Onu da beğenmezdim ama mecbur. Aylarca o ikisiyle dolaştım. Sömestrda şehir dışındaki akrabalarımın yanına gittik. Hiç unutmam bana kahverengi dar paça bir pantolon bir de üst aldı. Çok mutlu oldum, çok. Annemin dostları da sağ olsun el altından yardım ettiler bize o dönem hep. Bir kere 23 nisan’da okul gösterisinden çıkınca avmye götürüp hamburger yedirmişlerdi. Hiç unutmadığım günlerden biri de o. Hatırladığım ilk hamburger yemem odur benim. Bir de annemin çocukluk arkadaşı var, bizim yakınlarımızda oturur. Bizi pazar kahvaltılarına davet ettiklerinde çok sevinirdim. Evde kalsam peynir ekmek, orada sucuklu yumurta. Sucuk diyorum bakın, benim için o zamanlardaki değerini anlayamazsınız. Bir de kızı var benimle yaşıt. Babası bir kere ikimizi sinemaya götürmüştü, ilk sinemaya gidişim de o. Uzun süre son. Biraz durumu toparlamaya başlayınca, ki bu dediğim yıllar sürdü ortaokul falan, çünkü oruç tutabilecek yaştaydım. Arife günü, ben orucum, yaşadığım yeri o pazar senin bu pazar benim talan edip bana bir bayramlık kot almıştık. Yeri bende çok ayrı.

Geçen yıl annemle babam aralarında konuşurken duydum bunu. Yanlışlıkla kulak misafiri oldum. Annem yokluktan marketten diş macunu çalmış o dönem, aylarca alamamışız çünkü. Kalbim çatır çutur etti, anlatamam. Yara oldu içimde.

Şimdilerde durumu bayağı bir toparladık çok şükür. Öğrenci olmama rağmen evim var, lüks sayılabilecek bir arabam var öyle deyim. Ama sucuk yeyince hala çok mutlu olurum, o ayrı mesele. Bu süreçte şunu gördük ki dostlar yeri gelir aile olurmuş sahiden. Canım annem benim, allahtan kendi gibi güzel dostlar edinmiş de en azından hiç hamburger yiyemeden, sinemaya gidemeden büyümemişim. Allah kimseyi gördüğünden geri bırakmasın gerçekten, çok zor.

24 haziran 01:31

45. bizim durumumuz hep iyiydi ama ben çocukken bizi fakir zannederdim (oyuncaklarım da pahalıydı ama o zamanlar anlamıyordum işte...). silgim bittiğinde bile istemekten çekinirdim, parmağımı ıslatip ovarak silerdim kağıttan. hiçbir şey isteyemezdim. ailem de ne kadar ilgiliyse(!) yılda bir kez aşırı oyuncak alışverişi dışında (sus payı gibi...) doğru düzgün bir şey almaz ya da harçlık vermezdi. annem de sürekli fakir edebiyatı yapan ve aynı zamanda parayı asla elinde tutamayan bir insan. ben gerçekten yok zannediyordum hep bir kompleks ve eziklikle büyüdüm bu yüzden. bana psikolojik destekte bulunan biri de olmadı hiç. iğrenç iğrenç kıyafetler alırdı bana, çok az ve eski şeyler giyerdim ve giymeye utanırdım dalga geçiyorlar diye. beslenmemize de hiç dikkat etmrdi zaten hep fastfood aburcüburla büyüdük. annanem biraz düzgün beslenmeye alıştırmasa obez olurduk zaten abim obezlikten sıyırarak döndü...

24 haziran 01:23