yeni
popüler
    sorular içinde ara
    yeni soru sor
    son sorular
    son cevaplar
    kategoriler
    • süslü
    • moda alışveriş
    • kuaför & güzellik merkezi
    • sağlık
    • spor
    • gönül işleri
    • aile arkadaş ilişkileri
    • cinsellik
    • eğitim & kariyer
    • seyahat
    • pet
    • sanat
    • bürokrasi
    • diğer
    girdi yaz
    medya ekle
    • linki kopyala
    • şikayet et
    • girdiler (1)
    • medya (0)

    1. Bu çalışmanın omurgasını teşkil eden eser, Mustafa Yıldız’ın “Farabi’de Dil-Mantık ve Kültür İlişkisi” isimli makalesidir. Bu sebeple çalışmamızda Farabi’nin görüşleri serimlenecek, Farabi’nin içinde bulunduğu İslamiyet döneminin tarihsel arka planı ve o dönemde çalışmamıza konu olan problem üzerine ortaya atılan görüşler verilecektir. Birazdan masaya yatıracak olduğumuz makaleyi seçmemizin nedeni Farabi’nin de içinde yaşadığı kültür havzasının tarihte “kavşak” rolü üstlenmesidir. Eğer tarihi bütünlükçü bir gözle kavramak istiyorsak bu kültür havzasını özellikle incelemeliyiz. Bir diğer nedense, mantık ilminin pratikte mahiyetini görmek ve göstermektir.

    İnsanlar dil aracılığıyla iletişime geçmiş, sorunlarını çözüme kavuşturmuş, kaosu düzene çevirmiş ve nihayet kolektif ruh yaratmıştır. Var kalmak için ihtiyaç duyduğumuz kolektif ruha kültür diyoruz. Bu sebeple kültürü incelerken dili; dili incelerken de kültürü incelemiş oluruz. Kültür için önkoşul olan dilin iletişim-ötesi işlevlerinden biri, kendinin vesilesiyle kurulan kültürü zaman içerisinde doğal yollarla biçimlendirmesidir. Dilin yaratıcı niteliği her zaman bilinegelmiştir. Örneğin Herakleitos, her şeyin arkhe’si olarak logos’u işaret eder. Logos’un tanımlarından biri de evrensel yasanın (evrenin) dilidir. Mitolojide ve tek tanrılı dinlerde de dilin yaratıcı niteliği üzerine örneklemler vardır.

    Antik Yunan felsefesinde mantık ilmine giriş isagojiyle başlıyordu. Farabi ise mantık ilmine girişi nahivle (sözdizimiyle) başlatır. Böylece Farabi dilden mantık ilmine, mantık ilminden de kültürel üretime geçmiştir. Burada konuya virgül koyup dönemin tarihsel arka planına, Farabi ve diğer İslam düşünürlerinin aralarındaki fikir çatışmalarına ve amaçlarına geçelim. İslamiyet’in doğuşuyla fetih hareketleri hızlandı ve fetihler sonucunda Müslümanlar kadim kültürlerle tanıştı. Kılıç gücü her ne kadar Müslümanlarda olsa da kadim kültürlerin fikirsel gücüne engel olamazdı. Bu noktada Müslümanlar tekrar kılıç kuşanmak yerine -ki fayda etmezdi- kadim kültürlerin fikirsel mirasını özümseme için çabaladılar. Kindi ile başlayan tercüme hareketi Müslümanların bu çabasının hızlanmasına vesile oldu. Çeviriler üzerine şerhler yazıldı, düşünürler arasında uzlaşım kurulmaya çalışıldı. Uğraşlar sonucunda Arapça git gide bilim/felsefe dili olmaya başladı ve etkisini yüz yıllarca devam ettirdi.

    Dilin uzlaşma temelli olduğu düşüncesi ilk kez Demokritos tarafından ortaya atılmış, ardından Aristoteles de bu fikri benimsemiştir. Antik Yunan felsefesinden sonra İslam dünyasında da dil problemi kelamcı düşünürlerin üzerinde çok durduğu ve cevap aradığı bir problem haline gelmiştir. Çünkü İslam dininde dilin mahiyeti ayetlerle veriliydi. Bir kısım kelamcı dilin ilahi belirlenimle tecelli ettiğini söylerken diğer bir kısım kelamcıysa dilin ilahi belirlenim olmadığını, uzlaşımsal olduğunu söyledi. Farabi de ikinci kısımdandır. Farabi, farklı coğrafyalardaki dil farklılıklarını ilineksel olarak görmüştür. Onun için özsel olan/asıl olan anlamdır. Anlamın yetkin inşası için de mantık ilminin gerekli olduğunu söylemiştir. Peki, dilin kullanımındaki farklılıkların kaynağı nedir? Farabi’nin bu soruya cevabı hem doğal etkiler hem de toplumsal alışkanlıklar olacaktır. Ele aldığı eserlerde de bunları örnekler vererek işler. Dil oluşum sürecini tamamladıktan sonra artık dilbilgisi sanatının sırası gelmiştir. Dilbilgisi sanatlarının mahiyetiyse kültüre biçim vermektir.

    Farabi, düşüncenin son aşaması olan felsefi düşüncenin ortaya çıkışını retorik, sofistik ve diyalektik yöntemin doğa bilimlerinde kullanılmasına bağlar. Fakat fark etmiştir ki bu üç yöntem de esasında insanı kesinliğe götürmez, içlerinde her zaman bir yanılma payı ve müphemlik bulundurur. Farabi ise kesinlik peşindedir ve yöntem araştırmasına devam eder. Son olarak matematiksel yöntemin daha yeterli olduğunda karar kılacaktır.

    Farabi’nin özelliklerinden biri de “mutluluk filozofu” olmasıdır. Bireysel ve toplumsal mutluluğun nasıl sağlanacağına dair kitaplar kaleme almıştır. Modern dönem “mutluluk” filozofu Spinoza’nın Farabi’den etkilenmiş olması kuvvetli muhtemeldir. Farabi’ye göre mutluluğun önünde iki engel vardı: dilin yetkinleşmemesi – düşünce yöntemlerinin sağlamlaşması. Toplumsal mutluluğun önkoşulu görüş ayrılıklarını aşmak ve dilin kendine has anlam bulanıklığını gidermektir. Anlam bulanıklığını gidermek için dilbilgisi ilmine, düşüncenin yönteminin sağlamlaşması içinse mantık ilmine ihtiyaç vardır. Düşünmenin ve konuşmanın yasalarını ortaya koyan mantık ilmi, insanın yanlış düşünmesini engeller, sözcüklerin yanlış anlaşılmasından kurtarır. Toplumsal mutluluk içinse bunlar önkoşuldur. Farabi’nin değeri de burada ortaya çıkar. Kendisine kadar gelen bütün düşünürler mantık ilmini salt teori etkinliği olarak görürken mantık ilmi Farabi’nin elinde mutlu yaşam için metafizik zemin oluşturan bir pratik haline geldi.

    1 aralık 2020 15:50