girdi yaz
medya ekle
  • linki kopyala
  • şikayet et
  • girdiler (8)
  • medya (0)

8. Ne karanlıktan, ne yüksekten, ne cinden periden, ne de böcekten korkarım! Benim tek bir fobim var. Ve bu fobimi acı bir deneyimle bende olduğunu öğrendim. 9 yaşındayken bebeğime elbise keserken parmağımı kestim. Ama akan 1-2 damla gibi birşey değildi. 10-15 saniye sonra bayılmışım ve düşme sesime babam gelmiş. Ne oldu dedi bilmiyorum düştüm dedim ve elimi görüp kan fobin mi var senin dedi.. o ne diyebildim sadece. Bilmiyordum çünkü. 

Ergenliğe girdim hormon problemim baş gösterdi. (gizlinot: Çok şükür iyiyim şu an bir sorunum yok.) Ayda 4-5 tüp kan aldılar benden ve istisnasız her alımın sonunda bayıldım, kendimden geçtim. Annem ise yukarıda yazdığım bütün fobilere sahiptir fakat kan fobim saçma gelir ona. Psikolojik diyor. Çıldırıyorum. Geçmesi için kendini zorla diyor. Bayılıyorum diyorum asla anlamıyor. Ona bunun ben bu fobinin ne olduğunu bile bilmeden ortaya çıktığını ve psikolojik olmadığını, her ay periyotlarımda bile kendimden geçtiğini söylesem de yenmelisin diyor. Asla laf anlatamıyorum. Yaşamadı, bilmiyor. Ben de kanullendim artık.

Tanım: mağruz kalındığında acilen kaçılması gereken durum.

12 temmuz 18:35

7. Bir diğer örneği de hiç zihinsel bir hastalığa yakalanmamış insanların ''ya bipolar 20. yy. hastalığıdır'', ''ortaçağ'da millet karnının derdindeydi, depresyona ancak çağımızın boş beleş şımarık kızları girer'', ''anksiyete ilaç sektörünün bir oyunu, psikiyatristler ilaç sektöründen pay alıyor'', gibi büyük resme parmak basan açıklamalarıyla ortaya çıkar.

Aile evinde gördüğü fiziksel ve psikolojik şiddetin üzerine 14 yaşında hiçbir şeyi olmadan evden kaçmış bir insanım. Sırf o şiddetten kaçmak için kafa yapıma karşıt dindar bir evde yaşamaya katlandım, bir başıma yıllarca yaşadım. Kaçtığım ilk sene her şeye bağırıp çağıran, kavga eden, ağlayan bir çocuktum. Evden kaçışımın 5. senesinde ise artık hiçbir şeye tepki veremeyen, hatta hiçbir şeyi duymayan, yürüyen bir ceset haline gelmiştim. Gün geçtikçe daha da arkadaşlarımdan koptum, derslerim kötüleşti. Beynimin eridiğini fiziksel olarak hissediyordum. Başka da bir şey hissetmiyordum. Arada bir öyle bir an geliyordu ki, o güne kadar biriktirdiğim tüm bilgiler ve anılar siliniveriyordu, sonra büyük kısmı geri gelmiyordu. Şu anda pek az şey hatırlıyorum geçmiş yıllardan.

5. yılın sonlarına doğru arkadaşlarımla otururken birden kalkıp gitmeye, üniversiteye hazırlık için gittiğim kurslarda dersten kalkıp gitmeye, okulda derslerden kaçıp bir yerlerde saklanmaya başladım. Yine senenin sonuna doğru sürekli kontrolsüz biçimde ağlamaya başladım, saatlerce, günlerce hatta bir hafta boyunca hiç durmadan ağladığım, on dakika uyuyup geri uyanıp ağlamaya devam ettiğim dönemler oldu. O kadar uzun süreler uyumuyordum ki halisünasyonlar görmeye başlamıştım, devamlı tüy gibi hafiftim, zemin altımdan kayıp gidiyordu. Uyuduğumda da bir saat uyuyup geri uyanıyordum.

Sonra üniversiteyi kazanıp şehir değiştirdim ve ilaç ve terapi almaya başladım. Yıllar sonra kesintisiz ve saatlerce uğraşmadan, kolaylıkla uyuyabilmeye başladım. İnsanları incitmemeye çalışmaya başladım. Dersten kalkıp gitmektense kendimi zorlayıp çalışmaya devam etmeyi denedim. Derslerimi sınırdan verdim ama verdim. Üniversitedeki bir senemin sonunda liseyi okuduğum şehre dönüp hocalarımı ve arkadaşlarımı gördüğümde hepsi bana ne kadar mutlu ve iyi göründüğümü söyledi. Çünkü geçen sene beni bıraktıkları virane halimle şu anki halim arasında dağlar kadar fark var. Yataktan kalktım ve evimi temizledim bugün. Bunun ne kadar büyük bir başarı ve mutluluk olduğunu anlayamıyor bazı insanlar.

Ben geçen seneki halimden şimdiki halime 25-30 mg'lık ilaçlarla geldim, bazı insanlar 100 mg'lık ilaçları yıllarca kullanıyor atlatabilmek için. Neler neler yaşayan insanlar var. Savaşta sivillerin ve dostlarının ölümünü gören, birilerini öldürmek zorunda kalan binlerce asker var. Benim gördüğümün onlarca katı büyüklükte şiddet gören ve kaçamayan insanlar var. Hiç olmadı sizin kadar dayanıklı olmayanlar, sizin gülüp geçtiğinizle başa çıkamayanlar var.

Bir hastalığın bu yüzyılda keşfedilmesi o hastalığın önceden var olmadığını göstermez, var olmasa bile bu durum o hastalığı sahte yapmaz, her çağ kendine uygun hastalıklarla gelir.

12 temmuz 17:56

6. 'Tamam o zaman yerleri değişelim' demeyi düşünüyorum bundan sonra.

12 temmuz 17:19


5. Sağolsunlar bir de bunu en hassas konularda yaparlar. En iyi örnekleri haber ya da magazin sayfalarına atılan yorumlarda bulunabilir. Kürtaj ya da çocuk doğurma konusunda atıp tutarlar, depresyondaki birine abartıyorsun derler, okuduğunuz bölüm ya da yaptığınız iş hakkında daha sizin değil onların daha çok bildiğini iddia ederler. (gizlinot: Sonra trouvaille neden iletişim kurmuyor. )

12 temmuz 13:02

4. bizim ülkemiz insanının en ama en sevdiği şeylerde ilk üçe girer bu durum. ancak ne demiş nasreddin hoca "bana eşekten düşeni getirin"

12 temmuz 11:09

3. Kimse sınanmadığı günahın masumu değildir demişler. O kadar çok katılıyorum ki bu söze. Kimsenin ne yaşadığını, o anki duygu ve düşüncelerini, aslında bunlara sebep olan etkenleri bilmeden karşısındakine “hayat dersi” veren insanlAr çok fazla. Böyle bir şeye maruz kalmadan önce bu kadar sinir bozucu olduğunu bilmiyordum ama maalesef tecrübe etmiş bulundum.

12 temmuz 08:51 12 temmuz 08:53

2. En göze batanlarından biri; düzcinsellerin eşcinseller ve tüm lgbtti insanlarla ilgili, çoğu zaman asılsız ahkam kesmeleri.. 

üzülüyorum. Katlanamıyorum.

12 temmuz 02:17


1. fobisi olan insanlarla dalga gecmek gibi mesela

Sadece empati duygusundan yoksun insanlarin yapabilecegi sey.

12 temmuz 01:36