yeni
popüler
    sorular içinde ara
    yeni soru sor
    son sorular
    son cevaplar
    kategoriler
    • süslü
    • moda alışveriş
    • kuaför & güzellik merkezi
    • sağlık
    • spor
    • gönül işleri
    • aile arkadaş ilişkileri
    • cinsellik
    • eğitim & kariyer
    • seyahat
    • pet
    • sanat
    • bürokrasi
    • diğer

    içerik listesi

    henüz içerik eklenmemiş.

    0.0
    girdi yaz
    medya ekle
    değerlendir
    • linki kopyala
    • şikayet et
    • girdiler (2)
    • oylar (0)
    • medya (0)

    1. hayatımda bir dönem hariç, intiharı düşündüğüm hiçbir zaman dilimi olmadı. karamsar bir insan olmama rağmen, hemen kendi kendimi yükseltebilen biri oldum hep. intiharı düşündüğüm o dönem ise; yaşadığım büyük bir hayal kırıklığından ötürüydü, içsel kavgalarımdan değil... neyse ki çabuk toparlamıştım kendimi.

    fakat her nedense; sylvia plath, tezer özlü, virginia woolf, nilgün marmara gibi isimleri okurken tuhaf bir yakınlık hissettim onlara karşı. bence yaşadıkları şey, dünyadaki umursamazlığa karşı bir başkaldırıydı. hassasiyetleri onları daha duyarlı ve de ne yazık ki daha kırılgan bir insan haline getirdi. bunu demek de yanlış, bence öyle doğdular. bunun sonradan edinilen bir hissiyat olduğuna inanmıyorum...

    lisedeyken ilk defa sylvia plath ile tanıştım. “her şey aşk için” adlı kitapta, ted hughes ile hikayesi, yaşadıkları ve o içinde yaşadığı o dayanılmaz, bitirilemez acı beni mahvetmişti araştırdığımda... 

    babasını erken yaşta kaybeden küçük bir kız... daha sonra gelen intiharlar. başarıya ulaşamaması... bu yüzden de lady lazarus diyorlar ya ona zaten. bu sevgimden, lisedeki edebiyat hocama bahsettiğimde; “sende mi intihar edeceksin ehe” gibi bir cümle duymuştum. çok kötü hissetmiştim. bir yazar ile aramda kurduğum bu bağın, bu derece küçümsenmiş ve alaya alınmış olması kalbimi kırmıştı. fakat kendimi kanıtlama arzusu baskın gelmişti o dönemde. “yok hocam, hayır.” demiştim. şimdi olsa, “hocam gerçekten takıldığınız kısım burası mı?” derdim yüreklilikle...

    tezer özlü ise, intihar etmeyi deneyip başaramayanlardan. fakat o karamsar ruh hali onunla birlikte her yere gitmiş. hatta çok etkilenmiştim, “bundan bir sonraki dünya kupasını görmek istemiyorum...” diyip, gerçekten de görememesine. bu kadar karamsar yaşayıp, yaşamın ucuna yolculuk yapan, özüne inen bir kadının ise, intihardan değil, kanserden zamansız ölmesi çok acı. intihar ile ölseydi de çok acı olurdu fakat anladınız bence siz.

    bence intihar olarak da bakmamak gerek konuya. bazıları buna gerçekten cesaret edebiliyor. bazıları ise edemiyor. bazıları yaşamı zaman zaman seviyor, -tezer özlü- bazen de, ondan ölesiye kaçmak istiyor. bence ortak payda, Ruhlarındaki bitmez tükenmez karamsarlık, hassasiyet. Ki bu hassasiyet öyle büyük ki, ancak hassasiyet ile dolu kalpler algılayabiliyor ve bu korelasyon ile baktığımız zaman, bu ağırlığı kaldıramıyor.

    nilgün marmara’nın hikayesi ise çok acıklı. boğaziçi üniversitesi’nde iken bitirme tezini sylvia plath üzerine yapan nilgün marmara, ondan o kadar etkileniyor ki... kaderi oluyor. sylvia plath’ın intiharı, nilgün marmaranınki ile karışıyor.

    ki çok daha acı olan bir şey var, kocasının yıllar sonraki röportajlarını okuduğumda fark ettiğim... kocası anlamamış nilgün marmara’yı. bu bir dünyada seven kadının başına gelecek en büyük acılardan biri. en sevdiğin insanın seni ölümünden yıllar sonra bile anlamamış olması... tıpkı ted hughes gibi. farklı yollarla da olsa.

    virginia woolf da, hayatı kaldıramayan ve belki de bu üç kadının bir şekilde okuduğu, anladığı ve kendini bulduğu bir kadın, yazar. ve eşine yazdığı o son mektubu bile, o kadar naif.

    13 reasons why dizisini çok sevmiştim bir de. nedense hannah’ın yaşadıklarını çok içselleştirmiş ve yaşananlara onunla birlikte isyan etmiştim. bazı insanlar anlamadı bu karakterin intiharını. bazıları şımarıkça buldu. fakat olay da buydu bence. kitabında da dediği gibi, “kimse kimsenin hayatına ne derece etki ettiğinin farkında değil.” diye. bazı insanlar daha hassas, daha ince ve ağırlığa karşı daha duyarlı oluyor. bunun adını, “şımarıklık” koyduğunuz vakit, aslında o karakterin intiharına da bir gerekçe sunmuş ve o kişiyi intihara biraz da sizin itmiş olduğunu kabul ediyorsunuz. her ne kadar hannah kurgusal bir karakter olsa da, hepimizin çok yakınlarında bir yerinde hannah yaşıyor. eğer hannah yakınınızda değilse, belki de hannah sizsinizdir. 

    intiharı kesinlikle yüceltmiyorum. “her zaman bir çıkış yolu vardır.” prensibine inanan bir insanım. en azından çoğu zaman...

    fakat sylvia plath, tezer özlü, virginia woolf ve nilgün marmara ile kurduğum bağın tarifi yok. o bağ ki, hepsini tek tek okumamı sağlayan, günlerce üzerinde düşünmemi ve hatta gözyaşı dökmemi sağlayan bir bağ.

    hepsinin ayrı yalnızlığı, ayrı hayal kırıklığı ve ayrı sevgisizliği var kendi hayatında. ve onlar sadece tanınan isimler... görünmez sylvia plathlar, tezer özlüler, virginia woolflar, nilgün marmaralar hep yanıbaşımızda.

    iyi bakalım içimizdeki o hassas yürekli kadınlara.

    (yazar: asya) adlı yazarın uktesiydi. doldu. 

    23 temmuz 2019 03:40 23 temmuz 2019 21:24

    2. Akla ilk gelenlerden biri sylvia plath'dir.

    "Çünkü nerede olursam olayım -bir gemi güvertesinde, Paris’te bir sokak kafesinde ya da Bangkok’ta- hep aynı sırça fanusun içinde kendi ekşimiş havamda bunalıyor olacaktım."

    29 eylül 2019 22:13