girdi yaz
medya ekle
  • linki kopyala
  • şikayet et
  • girdiler (10)
  • medya (0)

10. Dünya üzerinde bu kadar fazla etnik kökenden insanın bir arada yaşadığı ve buna rağmen bir o kadar kendine özgü olan bir yer daha görmedim. Gezmekle bitmeyen, her bölgesinde farklı deneyimler sunan, kimilerinin kasvetli diye tabir ettiği benimse sıkılmak bilmediğim yegane şehir. Ne demiş Samuel Johnson "When a man is tired of London, he is tired of his life, for there is in London, all that life can afford."

12 haziran 19:41

9. özlemden rüyalarıma giren şehir. ara ara rüyalarımda limitli bir süre için gitmiş olduğumu görüyorum. limitli limitsiz şu ahir ömrümde tekrar yaşamayı istediğim şehir kesinlikle. londra based vloggerları izleyerek özlem gidermeyi çalışıyorum ama sanırım daha da özlem dolup taşıyorum. o kadar özledim ki hakkında en ufak kötü bir şey gelmiyor şu an aklıma. özellikle yılın bu zamanını geçirmeyi çok severdim. kurulan christmas marketler sokak ve vitrin süslemeleri derken aralık ayının kasvetinden(gizlinot: zira hava çok erken kararıyor ) eser kalmazdı. şimdi kısa kesmem lazım(gizlinot: akışta görünce 3-5 kelam etmeden geçmek istemedim. çok özledim demiş miydim?) ama müsait zamanımda uzun uzun bir girdi yazacağım şehir olacak.

10 aralık 2017 16:39

8. Bir kere yaşadığınızda (ki çok uzun olmasına gerek yok) size oralıymışsınız gibi hissettiren nadir şehirlerden. 

10 aralık 2017 16:27


7. Gezmek falan değil de bir gün yaşama hayalini kurduğum şehir. burayı okudukça içim huzur doluyor resmen.

10 aralık 2017 10:53

6. Özlediğim ve seneye bu zamanlar taşınmış olacağım şehir. 

insanları çok kibar ve yardımseverdir. Türk insanının ingiliz’lere soğuk demesine aldanmayın, biz enseye tokat g.te parmak olmakla, samimiyeti ayırt edemeyen bir milletiz, ondan. Sabah evinizden fırına diye çıkarsınız, markete gidene kadar özellikle de 35-40 yaş üstü insanlara günaydın diye diye gidersiniz. Gözgöze geldiğiniz neredeyse herkes Gülümser. Polisi aşırı aşırısı yardımseverdir, 2 kadın bir keresinde oyun çıkışı içmeye gidip oldukça geç saatte taksi arıyorduk biraz da tenha bir yerde, polisler bizi farkedince yardıma ihtiyacımız olup olmadığını sordu ve biz durumu anlatınca bizi polis aracıyla biraz daha işlek bir yerdeki otobüs durağına bıraktı. Durağa bırakana kadar sohbet etme imkanım oldu 2 tonton polisle ve ingiltere’deki her polis aracında oyuncak ayı bulundurma zorunluluğunu öğrendim, tehlikeli durumdaki çocuklar kurtarıldığında bir nebze olsun rahatlatmak amacıylaymış. düşüncenin inceliğine bakar mısın?

oxford street’e gidersiniz, başınız döner. Türk lirasına çevirmeden, “şu kadar birim para” şeklinde alışveriş yaptığınızda orada asgari ücretle geçinenin bile ne kadar rahat yaşayabildiğini, kendisine bir hayat standardı oluşturabildiğini görürsünüz. 

ırkçılık oldukça azdır, işin tuhafı ırkçılığı genelde azınlıklar birbirine karşı yapar, hintliler-Pakistanlılar, müslümanlar-zenciler gibi. radikal sağcılar dışında ingiltere’de ırkçılık oldukça azdır. 

yemek çeşitleri muazzam, her kültürden istediğiniz yemeği günün neredeyse her saati bulmak mümkün. 

camden town apayrı bir dünya. her tarzda genci görebilirsiniz. özellikle metalci ve goth’lar Bizler gibi Türk insanını doğal olarak şoka sürüklüyor ama o kadar entegreler ki günlük hayata, parmakla gösterilmiyor kesinlikle. 

yukarıda bir süslünün belirttiği gibi, her yer park. Muazzam. yemyeşil. 

tüm şehir viktoryen mimarisinin esintilerini taşıyor. inşaatların değil mimari eserlerin arasında yürümek, londra’nın Kendisi bir müzeymiş gibi hissettiriyor. 

müzikalleri ve tiyatro oyunlarına biletler aylar önceden tükeniyor. olur da bilet bulabilirseniz shakespeare’s globe’da bir oyun izlemenizi, national theatre’daki muazzam oyunlarda hollywood filmlerinde görebildiğimiz ingiliz oyuncuları sahnede seyretme şansını yakalamanızı tavsiye ederim. 

ha bir de, tavuk seviyorsanız (gbkz: nando’s)’a bi uğramanızı şiddetle tavsiye ederim. hayatımda yediğim en güzel tavuktu. 

bir de hindistan’dan Çılgınlar gibi göç aldığından, hint restoranlarına giderseniz öz hakiki hint yemeği yiyecek, benim gibi baharat severlerdenseniz tadına doyamayacaksınız. 

Sabah erkenden yola çıkmak durumunda kaldıysanız çoğu metro istasyonu’nda bulunan millie’s cookies’den dev kurabiye ve kahve alıp bir yandan tıkınıp bir yandan da yolculuk edebilirsiniz. 

gece hayatı için soho’ya gidebilir, avrupa’nın ilk kedi cafe’si olan lady dinah’s cat emporium’u ziyaret edebilirsiniz.

bence siz, yine de bir primark ve the perfume shop’a uğramadan Türkiye’ye gelmeyin. primark’tan yaklaşık 20 tane sütyen aldım, tanesi 2 yada 3£ civarı üstelik yanında tangası yada küloduyla birlikte. İnanılmaz dayanıklı, kaliteli ve tatlılar. the perfume shop da, sezon sonları ve tatil dönemlerinde öyle manyak gibi indirimler yapıyor ki aklınızı çıldırırsınız, 8 tane parfüme toplam 95£ ödemiştim. 

ben gittimde kensington-chelsea bölgesinde kaldım, masal gibiydi herşey. Ülke sınırlarından içeri girince kültür ve medeniyet şoku yaşıyorsunuz, atatürk havalimanındaki o arbede yada insanların birbirine olan tavrı bile “ne kadar da türkiye’deyim” dedirtiyor. 

gidin ama dönünce damdan düşme etkisine hazır olun. 

10 aralık 2017 02:33

5. Allahını seven beni londra’ya fırlatsın diye diye okuyorum girdileri. Aksanı öyle güzel ki o kaba saba amerikan ingilizcesinin yanında pamuk şeker gibi kalıyor. 

Beni şuraya fıydıramıyor muyuz ya :( 

Hiç mi olmaz :(

Biz de iki insan muamelesi görseydik be abi. Hak etmedik mi artık bunu :(

10 aralık 2017 00:37

4. sozlukte gormemle icimden bir “cizzz” sesini yukselten sehir. icimde en buyuk yaramdir kendisi. 1.5 senemi gecirdigim, depresyonumun son noktasindayken resmen intiharla burun burunayken her seyi arkamda birakip turkiyeye geldigim sehir. ustelik burda onumuzdeki 5-6 sene boyunca mumkun degil kazanamayacagim tutarda bir maasi olan is teklifini, dunyanin en refah ve adil sartlarinda devam eden hayatini, gozbebegim biricik sevgilimi (su anda eski sevgili oldu gerci), guleryuzlu insanlari da geride biraktim. geleli 3 ay oldu ve nelerden vazgectigimi yeni yeni idrak edebiliyorum. idrak ettikce de bogazima dugumlenen yumru maalesef ki asagi inmiyor.

- bir kere en buyuk ozelligi parklaridir. her mahalle de en azindan iki uc tane park olur. park deyince burdaki gibi lalelerle “ibb” yazilmis ortasinda fiskiye olup araplarin onunde fotograf cektirdigi bir yer gelmesin akliniza. bildiginiz dogadan bir parcadir parklari. icinde kocaman agaclarin oldugu (en az 50-60 yilliktir agaclari) cimenlerin yemyesil oldugu, oturdugunuz yerden sincaplari gorebileceginiz kitabini okuyabileceginiz, eger sansiniza gunes cikmissa guneslenebileceginiz, dersinizi calisabileceginiz, icebileceginiz, arkadaslarinizla takilabileceginiz gokyuzunu doya doya seyredebileceginiz bir alan hayal edin. 

- ikinci asama ise ulasim. londrada trafik problemi vardir ama bunu cok az sayida insan yasar. cunku dunyanin en buyuk metro agina sahiplerdir. bildigim kadariyla insasina 19 yuzyilda baslanmis. her yere rahatlikla kisa surede gidebilirsiniz. daha bir guzel yonu ise sehirde herkesin yaygin olarak kullandigi bisiklet. soyle dusunun dunyanin en prestijli hukuk burolarindan birinde calisan bir avukatsiniz. kazandiginiz parayla her ay bir tane mercedes vs gibi luks araba alabiliyorsunuz. ama isinize bisikletinize binip kaskinizi takarak gitmenizi kimse ama kimse garip karsilamaz. bu yonuyle de cok essizdir. bi de havasi yaz kis hep ilik oldugu icin kisin usumeden yazin terlemeden her zaman her yere bisikletle ulasim saglayabilirsiniz. 

- bir diger essiz ozelligi de refah seviyesiyle baglantili olarak insanlarin neseli, huzurlu ve komplekslerinden azade olmasidir. simdi soyle hayal edin, diyelim ki bir markette kasiyersiniz. sabah 9bucukta isbasi yaparsiniz, kimse size en ufak bir asagilamada veya tacizde bulunmaz. sakin sakin isinizi yaparsiniz ve saat 4bucukta (haftalik 35 saat calisiyorlar) isinizden cikarsiniz. bisikletinize biner cocugunuzu okuldan alirsiniz ve saat 5te cocugunuz esiniz ve siz evde olursunuz. o saatten sonra aile olarak veya bireysel olarak kendi hayatiniza dilediginiz gibi vakit ayirabilirsiniz. ustelik kazandiginiz parayla da londra disindaki sehirlerde cok rahat yasarsiniz. en alt vergi diliminde oldugunuz icin devlet sizden hemen hemen hic kira istemeden ev verir, cocugunuz hicbir ucret odemeden uniye kadar dunya standartlarinin cok ustunde bir egitim alir vs vs. iste bu yuzden londrada veya ingilterenin herhangi bir yerinde bir kafeye girdiginizde kasadaki eleman size gulumser ve once “merhabalar bugun nasilsiniz?” diye sorar. sizde gulumsersiniz cok iyi oldugunuzu ve onun nasil oldugunu sorarsiniz. o da size calistigini havalarin bozdugunu (havalardan sikayet etmek britanyanin ilk kuralidir.) ama iyi oldugunu soyler ve gulumser. daha sonrasinda siparisinizi verirsiniz. (yukarida yazdigim ornekte birbirini taniyan iki insan yok, herhangi bir coffee shopta defalarca karsilastigim bir muamaleyi anlattim.) otobuse binersiniz once sofore merhaba dersiniz vs vs. kisacasi insanlar mutludur, huzurludur, keyiflidir. ve bu size de yansir. hani nasil ki istanbulda disari ciktiginizda gerginlik size yansiyorsa ayni sekilde. 

yapilacak gezilecek yerler, ingiliz halkinin hayati vs gibi seyleri daha sonra editlerim. bunlari yazarken bile “ben ne yaptim kendime” diye diye yuregim sisti. 

10 aralık 2017 00:21


3. 3 sene once kuzenimin yanina gitmistim. 15 gun kalmistim. Kuzenim calistigi icin gunduzleri hep kendim gezmistim. Yapilacak o kadar cok sey var ki. Once gittigim yerlerden bahsedeyim.Her gun bir sanat iceren aktivite yapiyodum muze sergi vs ve yakinlarda park varsa oraya gidiyordum. Simdi isimlerini pek hatirlamiyorum ama en cok etkilendigim muze natural history muzesiydi. Biir suru hayvan canli ne varsa gorebiliyordunuz. Tate modernde cok guzel sergiler gezmistim. Borough market dedikleri bi yer hemen nehrin orda haftanin belli bir gunu kuruluyordu. Orda degisik lezzetler deneyebiliyorsunuz ve hemen orda kapisinda kuyruk olan bir kahveci var. Chelsea sokaklari nisantasina cok benziyor. Bunlar disinda buckingham sarayinin da muzesi beni cok etkilemisti. Covent garden, oxford street(busbuyuk ni topshop) da aklimda yer edinen yerlerdi. Ingilizcem cok yeterli olmasa da muzikale, tiyatroya da gitmistim gercekten cok guzellerdi.Her ama her yerde bakkal gibi topshop gorebilirsiniz gercekten ve primark. Yapisindan bahsetmek gerekirse 18 yasinda gormus oldugum bu yer gercekten ufkumu acmisti. Hele donuste ucaktan inip aksaray metrosuna bindigim o an yasadigim kultur soku... herkesin inanilmaz kibar ve anlayisli olusu, azicik omzuna dokunsalar sorrylerin havada ucusu, kizlarin ellerinde sampanya siseleri ve kadehlerle yuruyerek icip sohbet etmeleri ve birinin bile donup bakmamasi. Ucaktan indiginiz anda medeniyet diye sarilabilirsiniz bu sehre. Tabi bu benim 3 sene once once edindigim tecrubeler suan poundun inanilmaz yukselmesi falan bi olumsuzluk katsa da yine de kalbimin bi yerinde kalicak ve umarim bu girdiyi okuyana da biraz faydam olur :)

tanim: Metrolarini, parklarini guzel yerlerini cok cok ozledigim ulkedir kendileri. Umarim bi gun tekrar gitme sansim olur.

9 aralık 2017 23:18

2. atıl kalmış başlık. bilgisi olan süslüler şu başlığın altını doldursa ne nadar şahane olur aslında. yok mu hiç?

9 aralık 2017 23:03

1. master için gittiğim 3 iş teklifi aldığım ancak kabul etmeyip türkiye'ye geri döndüğüm şehir. sonrasında ise türkiye'de kös kös iş aradım. aklımı peynir ekmekle yemiştim.

25 aralık 2015 15:15