yeni
popüler
    sorular içinde ara
    yeni soru sor
    son sorular
    son cevaplar
    kategoriler
    • süslü
    • moda alışveriş
    • kuaför & güzellik merkezi
    • sağlık
    • spor
    • gönül işleri
    • aile arkadaş ilişkileri
    • cinsellik
    • eğitim & kariyer
    • seyahat
    • pet
    • sanat
    • bürokrasi
    • diğer
    girdi yaz
    medya ekle
    • linki kopyala
    • şikayet et
    • girdiler (3)
    • medya (0)

    3. İnsanların sürekli mutlu olmaları gerektiğine inandığı bir çağda yaşıyoruz. Bu da bizi mutlu olmadığımız her anda mutsuzluğa itiyor daha çok. İlan panoları mutluluk, diye bağırıyor. Reklam spotları ''böyle mutlu olursunuz'' kıvılcımı çakıyor. Gezi düzenleyen kuruluşlar mutlu olma garantisi veriyor. Direksiyonu ''mutluluğa kırmanın yolları '' başlığını atan gazeteler, Çok geçmeden sorar : ''niye daha mutlu değiliz? ''

    Sadece hayatta kalmak ve ödevlerin ifası değilde mutluluk oluyorsa insanın meselesi, bu büyük bir kazanımdır. Peki mutluluk bir ödev haline geldiyse? Mutlu olmak zorundasın, yoksa hayat yaşamaya değmez. Bu durumda insan kendisini suçlar ve mutlu olmadığı her anı mutsuz kabul eder. Mutsuzluk ruhunu kemirir, başarısızlık hayatın zindanı olur. 

    Ne kadar çok insan, sırf mutlu olmaları gerektiğine inandığı için mutsuz oluyor acaba? 

    Mutlu olan ya da mutlu olduğuna çevresindeki kişileri inandıran ya da inandırmaya çalışan insanlar dört bir yana mutluluk methiyesi saçarken en azından kısmen asosyaldir bu methiyeler. Hiç bir mutluluk ağına giremeyen, Yani toplumda, h hele dünya toplumunun en berbat koşulların mutsuzluğu ile yaşamak zorunda olanlar üzerinde nasıl bir etki yarattığına kayıtsızdırlar. 

    Mutluluk önemlidir ama anlam daha önemlidir. Hayattaki tek meselenin mutluluk olduğu, modern hayattaki anlam kaybının mutlulukla ikame etmek isteyenlerin bir masalıdır. Mutluluğun sırtında taşıyamayacağı bir yük yüklemiş oluyor böylece. 

    Yaşam sanatının ödevi, başarılı bir hayata katkıda bulunmak ve insanı mutlu etmek değil midir? Evet kısmen öyle ama başarısız ve mutsuz olmak da vardır insan hayatında. İnsanlar başarıyı kendisine tahsis edemezler. Olsa olsa kısmen başarırlar bunu. Güzel, dolu dolu bir hayat, mutlaka başarılı bir hayat demek değildir. 

    O halde başarıya ve mutluluğa kilitlenmek neden? 

    Mutluluk üzerinde çok fazla konuşmak, Hiç bir zayiatı, Hiç bir gölgeli yanı olmayan başarılı bir hayatın, başarılı bit ilişkinin mümkün olduğu ilüzyonunu besler. Bunun sonucunda bir başarısızlık halinde iki kat, üç kat mutsuz olmaktır. 

    İnsan hayatındaki esas meydan okuma, mutlu olmak değildir. Biraz bilgi ve denemeyle bunu herkes başarabilir, bir süreliğine de. Mutsuz olmakla baş etmek, onu sindirmek ve ona dayanmak daha zordur; kahramanca olan böyle bir hayattır. 

    Modern insan, talihten hesapsız ve ölçüsüz taleplerde bulunmaya eğilimlidir. Oysa immanuel kant 1764'de güzellik ve yücelik duygusu üzerine gözlemler adlı eserinde 'hayatın saadetleri ve insanların mükemmelliğe erişmesiyle ilgili fazla yüksek taleplerde bulunmama ' tavsiyesinde bulunmamış mıydı? 

    En vahimi, birçoklarının mutluluktan ebediyete kadar sürmesini beklemesidir. Kesintisiz hoşluk, daimi neşe, keyifler hep yerinde olsun ve bol eğlence. Ne var ki mutluluğu bir tür daimi zevkte aramak, mutsuz olmanın en emin yoludur. 

    Mutluluk, anlam ile ikame edilemez. Hele gönül uçucu hoşluğu hiç edemez. Mutluluğa erişme çabasındaki ısrar, anlam yoksunluğunun yol açtığı çaresizliğin bir işaretidir sadece. 

    Depresif insanlarda çok daha fazla görülür mutsuzluk. Depresyondaki kişi, isteksizlikle ve tepki vermeye olan hakiki bir kabiliyetsizlikle belirlenir. Bir konuşmada bu hemen fark edilir. Bu kişiler, düşüncenin dar kalıbından çıkamaz, kendine yardım edemez, en basit faaliyetleri yürütemez. Onayıyla onun adına sorumluluk üstlenecek insanlara, yanından ayrılmayacak akraba ve arkadaşlara, davranışçı terapi veya derinlik psikolojisi yöntemleri ile onu tedavi edecek terapistlere, hekimlere ihtiyaç duyar. 

    Depresif insan dm dört bir yanda büyük endişe verecek şeyler görür, tüm dikkatini her yerde hazır ve nazır bulunan zorluklara dönüktür, her şey pek düşündürücüdür. Dünya ve insanlar çelişkiler ile doludur. Ve o bunun asla değişmeyeceğinin azabını çeker. Zemin her yerden çatlıyor her adımda çukurlar açılıyor ise, tek bir adım attı atmaya cesaret verecek motivasyon bulamazsınız. Geriye sadece ümitsizlik kalır. 

    Wilhelm Schmid-mutsuz olmak kitabından yaptığım çalışma. 

    13 ağustos 18:51

    2. Küçüklüğümden beri kronik mutsuzluğa yakalanmıştım sanıyorum, mutlu değildim gerçekten. Doğduğumdan anaokulumun bitiş zamanına kadar çok mutlu bir çocuktum inanılmaz konuşkan, yaramaz çılgın bir çocuktum. Herkesi güldürürdüm kendi çapımda espiriler yapardım, gerçekten mutlu bir çocuktum insanlarla ilişkim iyiydi, daha doğrusu çocuklarla. Hayatımın en mutlu dönemi anaokulumdu şato’ya benzer bir yerdi cidden bina resmen şatoydu. Bazen çocukluk anılarımı fantastik bir gerçekliğe mi dönüştürüyorum diye sorguluyorum kendimi ama kime sorduysam şato’ya benzediğini söyledi neyse konumuz bu değil. Ama o dönemler benim için rüya gibiydi hala bile hayatımda bir dönem seçme sansım olsa o dönemi seçerdim ama her şeyi tekrar yaşamaya gücüm yok. Dedem yaşıyordu, ailem mutluydu, huzurluydum tek derdim dedemin bana abur cubur yedirmemesiydi. Markete girdiğimizde çılgın planlar yapıp abur cubur alma eylemlerinde bulunurdum, iki aileninde tek çocuğu bendim tüm ilgi odağı bendeydi belki de bu yüzden kimseyi kıskanma duygum olmadı. Fakat sonra hayatımız birden tepetaklak oldu dedem hastalandı o dönemleri hiç hissettirmediler bana ama evdeki huzursuzluk yansıyordu bir şekilde. Tam ilkokula başladığım dönemde dedemi kaybettim, hem hayatımdaki en önemli insanlardan birini hem de hayal kadar güzel olan anaokulumu kaybetmiştim. Ailem mutsuzdu, çaresizdik her bakımdan. Annem çalışıyordu, o yaşa kadar farklı farklı bakıcılarım olmuş olsa da artık durum farklıydı. Babamdan tek kuruş almıyorduk, annemin bakıcı tutmaya da gücü yetmiyordu artık. Anneannem mutsuzdu depresyondaydı herkes o kadar sinirliydi ki tek bir şey sormaya bile korkardım. 9’da başlayan okulum için annemle beraber çıkma uğruna 6’da çıkardım 9’a kadar sınıfta oturup beklerdim. Sınıfım korkunçtu, kabus gibi bir ilkokul hocam vardı. Gerçek olamayacak kadar mutlu bir hayattan birden kapkaranlık bir hayata balıklama atlamıştım üstelik ben atlamadım hayat beni buraya getirdi. Gerçekten o kadar mutsuzdum ki yüzümden akıyordu oluk oluk mutsuzluk.  Hiçbir şeyden zevk alamıyordum üstelik nedenini de çözebilecek olgunlukta değildim. Hayat benim için sadece yaşanması gereken günlerin geçmesi gereken bir şeydi artık. Bu çok uzun yıllar hep böyle sürdü, neşeli bir çocuk birden içine kapanık sessiz biri haline geldi. Hala bile bu dönemleri hatırlayınca göğsüme bir ağırlık çöker nefesim daralır. Allah beterinden korusun tabikii ama gerçekten o yaşta bir çocuk için zor dönemlerden geçtim. Daha 1-2 senedir terk etti beni mutsuzluk. Hatta belki son 1 senedir, çünkü mutsuzluğumu kimsenin üstüne atmamayı öğrendim, her şeyin sebebi biziz aslında. Her şeyin üzerinden gelebiliriz, birini veya bir şeyi suçladığımızda konumumuz değişmiyor ben yıllarca suçladım hem kendimi hem çevremi ama suçlanacak bir şey yoktu aslında, kendimi rahatlatmak için yaptım. Fakat bu da huzura kavuşturmadı beni, ben kendimi affettiğimde çevremi affettiğimde mutlu olabildim ancak. Hiçbir şeye kin tutarak mutlu olamayız, mutlu veya mutsuz olmak bizim elimizde. Bazen çevremde sevgilim yok mutsuzum diyen insanlar görüyorum ve o kadar saçma geliyor ki. Mutlu olmak için neden birine ihtiyaç duyalım? Neden kendi kendimize mutlu olamayalım? Eğer tam hissetmek için birine ihtiyacım olsaydı o şekilde doğardım diye düşünüyorum ama ben tekim. Mutluluk için hiçbir erkeğe muhtaç değilim, kendim mutluyum özümle, geçmişimle mutluyum. Bunu öğrendikten sonra gerisi geliyor

    14 nisan 00:58

    1. çok uzun zamandır üstüme yapışmış olup gitmeyen his. insan bazen mutluymuş gibi hissediyor ya da öyle davranıyor, veya üzerine düşünmüyor. arkadaşlarla dışarıda eğlenirken, bir şeyler izlerken, biriyle bir şey konuşurken anlık kaybolsa da özellikle yastığa başını koyduğunda veya kendi kendine kaldığında hep orada olan bir his gibi. şu aralar benim için sebebi büyük ölçüde gelecek kaygısı ve yılmışlık aslında. kendim de dahil çevremdeki herkes bir şeyler için uğraşıyor, bir şeyleri bekliyor. yüksek lisansa girmeyi, tezini bitirmeyi, iş bulmayı, ayaklarını yerden kesecek bir aşk bulmayı, borçlarını ödemeyi, vs vs.. hep 'şu bir olsa mutlu olacağım' beklentisi, o şeyin olamaması ya da olsa bile öngörülen mutluluğu getirememesi, hemen arkasından halledilmesi gereken başka bir şey olması can sıkıyor. ama belki sorun bu değildir. hepimizin her işi tamam olsa, işimiz aşkımız paramız ailemiz her şey mükemmel olsa, mutlu olacak mıyız? tarihin başından beri dünyaya gelip gitmiş insanları düşünüyorum. kendi köyünde kasabasında dünyadan bihaber yaşayıp ölmüş insanları yani. herkesin kendince dertleri var, her zaman vardı. ama belki daha az şeye sahip olup daha az şey bilip daha az mutsuz oluyorlardı. dünyadaki tüm harika şeyler, tüm berbat şeyler, tüm güzel yerlere giden güzel insanlar ve aklımıza dahi gelemeyecek kadar kötü olan kötülükler elimizin altındayken bu hayat koşturmacasının da içi boşalıyor işte.

    buraya kadar hala okumuş olanlar varsa sabrınıza saygı duyuyorum. ukte @aybengulerim

    24 şubat 16:00