yeni
popüler
    sorular içinde ara
    yeni soru sor
    son sorular
    son cevaplar
    kategoriler
    • süslü
    • moda alışveriş
    • kuaför & güzellik merkezi
    • sağlık
    • spor
    • gönül işleri
    • aile arkadaş ilişkileri
    • cinsellik
    • eğitim & kariyer
    • seyahat
    • pet
    • sanat
    • bürokrasi
    • diğer
    girdi yaz
    medya ekle
    • linki kopyala
    • şikayet et
    • girdiler (1599)
    • medya (14)

    1599. Ah günlük,

    Bazen tek bir söz yetiyor...

    "Geç kalınmışlık"

    bugün 01:32

    1598. Mümkün olsa sana sevginin boş bir hayal olduğunu inandıranlardan önce rastlar, yaşamın özünü görebilmeni sağlardım. Her şey bitse bile iyi ki yaşandı diyebilmenin ne büyük erdem olduğunu. Mantığını dinlediğin kadar ruhunu, kalbini dinlemen gerektiğini. nefes alıyorsan umudun olduğunu...

    bugün 01:22

    1597. Bugün evimizin bi üst sokağından geçerken gördüğüm o manzara.. boş bir arsa üzerinde ağaçlar var 2 metre arayla her ağacın altında bir veya iki kişi birbirinden uzak maskeli oturuyor. Karşıda ki binanın önünde bir ambulans var. Ağaçlardan birinin altında korona sebebiyle görevlilerin giydiği beyaz tulumu giymiş bir adam oturuyor. O ağlıyor birkaç kişi daha sessiz sessiz ağlıyor. Bi adam kolonya döküyor eline. Herkesin gözü ambulansın o tarafta. Evet bu bi cenazenin kalkışıydı. Hergün kaç kişi yaşıyor aynısını onu bile net bilmiyoruz. Korkuyorum sözlük insanların bu umursamazlığı yüzünden aynı şeyleri yaşamaktan korkuyorum.

    17 eylül 15:00


    1596. sevgili günlük,

    belki bu corona sürecini tedbirlerle hastalık geçirmeden atlatacağım ama psikolojik olarak artık tükenmiş hissediyorum. bu ülkeye dair umudumu artıracak hiçbir şey kalmadığı gibi kendime dair de bir umudum kalmadı. eve kapandım ve arkadaşlarımdan, okulumdan uzak olmak artık beni düşündüğümden daha fazla etkilemeye başladı. bir ay sonra yeniden başlayacak olan online eğitimin stresini şimdiden içimde hissetmeye başladım. pdfler, ödevler... kim bilir yine hangi hoca şu süreci göz ardı edip bencilce ödevleri dayayacak? yaşadığımız şeyler dışarıdan bakınca artık o kadar korkunç geliyor ki. beni mutlu edecek hiçbir sabaha uyanmıyorum resmen, her gün stabil. iyi bir şey olmasına gerek yok kötü bir şey olmasın diye yaşamaktan çok yoruldum artık. iyi bir habere uyandığım tek bir gün bile yok. elime her telefonu aldığımda sürekli negatif haberler görmekten de yoruldum. "dünya sağlık örgütü bilmem nesi bunların daha iyi günlerimiz olduğunu söyledi, coronavirüsün bilmem kaç yıldan önce bitmesi mümkün gözükmüyor.." vs vs. neyin cezasını çekiyoruz bilmiyorum ama her yönden artık kendimi dipsiz karanlık bir kuyuda hissediyorum. herhangi bir şey için umut edecek gücüm bile kalmadı. ters gitme ihtimali olan her şey ters gitti. tam okulda güzel arkadaşlıklar edindiğim dönemde virüs patladı, eylüle biter galiba bu virüs derken şu an baştan da kötü durumdayız. ne güzel bir şey dileyebiliyorum ne de güzel şeylerin gerçekleşeceğine dair bir inancım kaldı. 

    17 eylül 01:16

    1595. 15 yıl önce kendi isteğimle örtünmüştüm, bugün yine kendi isteğimle başımı açtım. Hem çok şey hissettim hem de hiçbir şey hissetmedim.

    13 eylül 19:02

    1594. Bugün 17 km yol yürüdüm, 20 dk nike antremanı yaptım ama akşam makarna ve şinitsele yenik düştüm. Dondurma yememek için kendimi zor tutuyorum sözlük (gizlinot: Gözyaşları pıt pıt )

    3 eylül 21:22

    1593. Galiba bu hayatta en çok merak ettiğim ve eksikliğini çektiğim şey güzel bir ailemin olması. Acaba ebeveynlerinin birbirini çok sevdiği, değer verdiği, kardeşlerin birbirlerinin en yakın dostu, sırdaşı, destekçisi olduğu bir aile.. nasıldır acaba? Nasıl hissettirir? Eğer öyle bir ailem olsaydı da şimdiki kadar kötü bir insan olur muydum, yoksa benim bu halde olmamın, kendimden nefret ediyor olmamın sebebi sadece yanlış ailede doğmuş olmam mı?

    Yeni bir aile kurmaktan, evlilikten, çocuklarımın olması düşüncesinden o kadar korkuyorum ki, ama bir gün belki güzel bir ailem olur. her gün ağlamakla, bağrışlarla, kavgayla dolu olmayan bir evim olur. Lütfen. Lütfen.

    27 ağustos 12:26


    1592. bu sabah erkenden denize girdim, çıktım, keyifli bi şekilde kulakligimi taktim, sarki dinleyip denizi izlerken bir anda hayatımı sorgulamaya başladım ahahhahah. bu aralar surekli birinin doğum günüymüş de unutmusum gibi bir his vardi. bunu düşünüp durdum. ve fark ettim ki o hatırlamam gerektiğini düşündüğüm tarih, birinin doğum günü degil terk edilişimin yıl dönümüymüş.

    hayatımın bana gore önemli olaylar olan tarihlerini hep aklımda tutarım ve bir sene sonra nerdeyim diye düşünürüm. bu sene o tarih geçmiş, ben çok yoğun oldugum bu günlerde hic fark etmemişim, geriye de o doğum günü unutmusum hissi kalmış.

    her sey ne garip ki geçen sene fiziksel bir acı hissediyormuş gibi olduğum, nefes alamadığım o gun; bu sene denizden çıkmışım keyfim çok yerinde, uzanmışım kumsala güneş damlar içime modunda takiliyorum. hayat ve insanlar çok garip iste. bir sene degil bir saat bile geçmez gibiydi onsuz, neler neler oldu; hem guzel hem kötü ama hayatın devam ettiğini gösteren şeyler.

    geriye donup bakıyorum ve iyi ki diyebiliyorum. ilk ayrıldığı günle, bugünkü bir senede hicbir sey değişmemiş. yaşanan şeylere iyi ki diyebilmek hep en önemlisi gibi geliyor ve bu hissim ne olursa olsun hep aynı. çok büyüdüm, Çok eğlendim, Çok güldüm, Çok sevdim, sevildim de. boyle olması, hayatımızın başka yerlere akması gerekiyormus; ama iyi ki geçmiş boyle bir dönem hayatımdan. o kadar güzel hatırlıyorum ki geriye donup bakınca, kalp kirikliklarimi bile umursamıyorum artik. boyle olmalıymış, boyle olmuş.

    unutulur mu, acisi geçer mi soruları okuyorum hep burda ayrılan ınsanların. bazen eskisinden de çok ve eskisinden de canlı hatırlanır ama acıtmaz. unutmak mumkunatsiz, ben bir makale okurken onun erasmus yaptığı okulu gorunce hatirliyorum, viyanada geçen bir kitap okurken birlikte gittiğimiz gunden flashbackler cakiyor gozumun onunde, unutmak ne mumkun ki koskoca 2.5 sene gecmis birlikte. ama acitmiyor. uzulmeyin denmesi sacma, insan tabi ki uzuluyor. ama geciyor. her seye alisiyor insan.

    öyle iste düşününce garip hissettiğim bir gündü. yazmak istedim.

    23 ağustos 00:51

    1591. Tam alışmışken durduk yere yemek yerken babamı çok özledim. Bi daha onunla konuşamayacak, sarılamayacak, fikir alamayacak olmanın ağırlığı çöktü üstüme.

    Hayatı boyunca siyasetle, insanlarla ilgilenmiş biri olarak, o konularda bir şeyler sorduğumda hep "daha vakit var, zamanı gelince öğrenirsin" derdi; şimdi vakit bitti, zamanı bi türlü gelemedi. Keşke sana sorduğum her şeyin cevabını alabilseydim. Belki o zaman senin olduğun yarısı kadar iyi bir insan olmayı becerebilirdim...

    22 ağustos 22:10

    1590. sevgili günlük,

    bugün rüyamda 1 yıl önce çok kötü bir şekilde arkadaşlığımızın bittiği o insanı gördüm. itiraf edeyim hep bana yaşattıklarını yaşasın istiyordum, ama içten içe de kendime kızıyordum birine bu denli kin beslediğim için. bugün rüyamda onun odasına gidiyordum, gayet insan gibi "bana bunu neden yaptın" diye soruyordum, o da gayet medenice "yapmamam gerekirdi haklısın" deyip benim de hatalarımı söylüyordu. ben de aynı şekilde o hataları neden yaptığımı falan anlatıyordum olay tatlıya bağlanıyordu. sonra ben rüyamda diyordum ki "oh be iyi ki konuşmaya gelmişim bak nasıl rahatladım". ki rüya bile olsa gerçekten o rahatlığı hissetmiştim.

    ama gerçekte böyle bir şeyin yaşanması imkansız. çünkü karşımdaki insanda müthiş bir ego var. kendini haklı çıkarmak adına aklına gelen her şeyi söyleyebilecek ve söylediği şeylerin altından kalkabilecek bir insan. o rüyamdan sonra anladım ki benim istediğim şey bana yaşattıklarını yaşaması değil, anlaşılmakmış. çünkü nefret gerçekten insanın kendisine zarar veren bir duygu. karşılıklı konuşsak anlaşsak ve ben ondan bir kere "hata yaptım özür dilerim" dediğini duysam bütün yüklerimden kurtulacakmışım cidden. çünkü bende çok yara açtı. benim yerimde başka biri olsa belki affetmeyi aklından bile geçirmezdi ama ben böyleyim maalesef. insan gibi konuşulduğu sürece, insanlar kendi hatalarını, kusurlarını gördüğü sürece her şeyin aşılabileceğini düşünüyorum. ama bu günümüz için çok ütopik kalıyor galiba. herkes haklı çıkmak derdinde kimse burnundan kıl aldırmıyor. neyse sözlük, o yaşadığım rahatlık hissi çok güzeldi. hatta uyanınca mesaj mı atsam diye düşündüğümü bile hatırlıyorum, ama dediğim gibi karşımdaki insan asla oturup medenice konuşulacak birisi değil. zaten onca yaptığı şeye rağmen mesaj atmak da benim kerizliğim olurdu. ama ben böyleyim işte, ne kadar kötü şey yaşasamda güzel günler hatrına insanlara verecek bir şansım daha hep oluyor.

    22 ağustos 19:11