yeni
popüler
    sorular içinde ara
    yeni soru sor
    son sorular
    son cevaplar
    kategoriler
    • süslü
    • moda alışveriş
    • kuaför & güzellik merkezi
    • sağlık
    • spor
    • gönül işleri
    • aile arkadaş ilişkileri
    • cinsellik
    • eğitim & kariyer
    • seyahat
    • pet
    • sanat
    • bürokrasi
    • diğer
    girdi yaz
    medya ekle
    • linki kopyala
    • şikayet et
    • girdiler (25567)
    • medya (175)

    25567. Süslü sözlükte bazı üyeler inanılmaz seviyesiz; sorular sekmesinde, herkes birine küfrediyor, linçliyor. Hızını alamayıp ana avrat düz gidenler var. bu mahalle hanımlarını(!) sözlüğe alan yönetimin gözüne tır mı kaçtı. bu nasıl rezillik? kendiyle derdi olan bu ruh hastalarının acilen sözlükten uzaklaştırılması gerek. yoksa kaliteli yazarların hepsi gidecek ki gidiyor...  

    bu tür insanların hemcinsim olmasından büyük utanç duyuyorum.

    dün 01:34 dün 01:36

    25566. Aylar sonra yarım bıraktığım Dark'a tekrar başladım ve ilk izleyişime göre konuşmaları çok daha rahat anladığım için oldukça sevindim.

    Aylar önce izlediğimde çok temel şeyleri,bir iki kelimeyi falan yakalayabiliyordum ama şuan anladığım birçok cümle oluyor.

    Kelime bilgimdeki eksikliği bir kez daha fark etmiş oldum ayrıca, kelime bilgim iyi olsa çok daha iyi anlayabilirdim.

    13 temmuz 20:47

    25565. Bu yüzeysel romantik dizilerdeki çiftlerin aşklarını izlemeye bayılıyorum ( bknz: Leyla ile Mecnun, Ferhat ile Şirin ( bu arada Ferhat ile Şirin aslında hikayenin ana karakterleri değiller, Ferhat çok sonradan deliyor dağları jdjdjfjfk) ) Çiftler kavuşamadıkça ben zevk alıyorum, aradaki tension arttıkça diziye bağlanıyorum, eninde sonunda çiftler buluşunca bu kez de ben ayırmak istiyorum ki tekrar buluşmaya çalışsınlar. Bu  yüzden Kore romantik dizileri <3 ben. Eski edebiyat hocam ( bknz: Lise edebiyat hocalarının hep efsane olması dkjdkfkf) buluşamazsa aşk buluşursa meşk olur derdi. Ne tuhaf, hala insanlık buluşamayan aşklar peşinde koşuyor. 

    13 temmuz 20:40


    25564. insan, Yeryüzünde mevcut bulunan bütün canlı türlerinin en zekisi. Bu zeka kendisine muhteşem bir kibir ve her yaptığını haklı görme bahanesi verir. Zekasını iyiye kullanmak varken kötü olmak daha cazip gelir, bunu da kendine yalan söylemek pahasına arkasına saklandığı bahanelerle legalize etmeye çalışır. Bahane üretir, yalan söyler, çünkü “everybody lies” (house, g. 2004).

    Birkaç gündür sözlükte devam eden bir hayvan deneyleri tartışması var, hem daha önce hayvan deneyleriyle ilgili yazdığım için tekrar aynı yere yazmak istemedim; hem de bu yazıda çok daha kapsamlı şeylerden bahsetmek istiyorum. Yazdığım belki en uzun yazı olabilir, fikirlerimi yazıyorum, sıkılabilirsiniz bu yüzden. Fikirlerimi merak ediyorsanız patlamış mısırınızı kapıp gelin.

    Kolay takip edilmesi için ve sıkıldığınızda bırakıp sonra devam edebilmeniz için 3 ana başlığa böleceğim yazıyı.

    1. Hayvan deneyleri, tıp, research, deney-sonuç vs teknik ve işin içinden bir takım bilgiler.

    2. adalet kavramı

    3. conclusion and future aspects (gizlinot: swh). Ruhsuz olmak, hayvana ve hastaya acımamak

    ***

    1. Hayvan deneyleri, tıp, research, deney-sonuç vs.

    (link: https://www.suslusozluk.com/hayvan-deneyleri?i=1098482 Şurada) yazdıklarım günümüzde hala geçerli. Ben çok fazla hayvan deneyi yapmamış, fakat 80 saatlik eğitimini tamamlamış, uluslararası geçerli sertifikası bulunan bir araştırmacıyım. Hayvan deneyi yapabilmek için sertifikanız olmalı. Sertifikanızda eğitimini almadığınız hayvanla çalışacaksanız tekrar sertifika almanız gerekmekte. Örneğin benim eğitimini aldığım hayvanlar fare, sıçan ve tavşan. Maymun deneyi yapamam. 80 saati özellikle belirttim çünkü gerçekten uzun bir süre bu (her Pazartesi 9-12 arası ders görseniz bir dönemlik ders yapıyor yaklaşık. Aldığınız eng101 introduction to engineering dersi nasıl legal bir eğitimse, bu da öyle. Üniversitede gördüğünüz dersler gibi yani).

    Sertifikası olmayan araştırmacı hayvan fasilitesine alınmaz. Deney yapmaktan falan bahsetmiyorum, hayvanların bulunduğu merkeze bile girişi yasaktır. Deney yapmayacak kişinin ne işi var hayvanların yanında zaten. Girmeye yetkisi olan kişiler özel izinlerle girer. Randevu alınır mutlaka. Randevu saatiniz bittiğinde dışarı çıkmak zorundasınız (ters giden durumlarda uzatabilirsiniz tabii ki ama bahsetmek istediğim şey şu: 2 saat randevu aldıysanız işiniz bitince yarım saat de şu hayvan merkezini gezeyim diyemezsiniz).

    Araştırmanızı yapacağınız hayvanlar genellikle sizin sorumluluğunuzda olur araştırmacı olarak. Kafeslerini temizlersiniz, yemeklerini suyunu falan kontrol edersiniz, bitmemiş olsa bile tazesiyle değiştirirsiniz, hayvanlarınızda herhangi hastalık ya da anormal durum var mı izlersiniz, davranışlarını takip edersiniz (stres altında olan ya da hasta olan hayvanlar (fareler ve sıçanlar) kürk temizliklerini yapmazlar. Tüyleri mat ve tırtırlı olur. Değişik bir görüntüsü oluyor, tarif edemedim şimdi. Sağlıklı hayvan mutlaka kendini temizler. Benden daha temiz olduklarına eminim heheh). Böyle bir durumda sorumlu veteriner hekime durumu bildirirsiniz, o hayvan diğerlerinden ayrılır ve ayrı olarak gözlenir. Gerekiyorsa tedaviye başlanır.

    Araştırmacı olarak aklınıza dahi gelmeyecek şeylere dikkat ediyoruz. Mesela ilk gün hayvanlarınızın yanına girdiğiniz parfümü, şampuanı, kokuyu vs kullanmanız gerekir (şart değil ama kullanmazsanız deneylerinizi etkileyebilir). Hayvanların primer duyu organı hala burun. Koku duyuları görme duyularından daha gelişmiştir, bu yüzden ilk günkü parfümünüzü hafızalarına kodlarlar, daha sonraki karşılaşmalarınızda daha az stres olurlar. Her defasından farklı kokuyla girerseniz her defasında yeni birine verdikleri tepkiyi verirler, bu da bütün parametrelerinizi etkiler. Aynı zamanda fareler kırmızı dalgaboyunu göremezler. Gece karanlıkta çalışamayacağınız için karanlık odalar kırmızı ışıkla aydınlatılır. Çok seksi bir ortamımız oluyor ama deney boyu telefon, bilgisayar, saat vs gibi herhangi bir kırmızı ışık dışında ışık yayan cihaz yasaklanır, kullanılmaz. Hayvanlarımız kafeslerde yaşadıkları için yapay olarak gece-gündüz döngülerini ışıklandırmayla biz sağlarız. Gece 12’de yapılan deney için odanın lambasını yakarsanız o hayvanın biyolojik saati bozulur, strese girer.

    Laboratuvarınızda nasıl çalıştığınız kimsenin umrunda değildir fakat hayvan merkezine girerken koronavirüs savaşçıları gibi giyinmek zorundasınızdır. Önlük (deli gömleği denilen arkadan bağlamalı olanlardan), eldiven, bone, maske ve galoş standart donanımınızdır. Bunlar olmadan çalışırsanız size merkezden dışarı atma yetkileri var, atarlar. Hatta atıp merkeze giriş yetkinizi de bir süreliğine alırlar. Devam ederseniz kalıcı olarak yasaklarlar. Veteriner hekimimiz bu konuda çok katı.

    Her deney kesmeli biçmeli öldürmeli olmuyor. Öyle düşünüyorsanız, düşünmeyin. Davranış deneylerimiz var mesela. sadece izliyorsunuz hayvanlarınızı. Bir gruba hayvansal içerikli, diğerine bitkisel içerikli yem verip 2 hafta gözlem yapıyorsunuz örneğin. Hangi grup daha enerjik, kafes tellerine tırmanıyor mu, kafesin içinde koşuyor mu, oyuncaklarıyla oynuyor mu, yukarıda anlattığım tuvalet-temizlik vs gibi parametrelerinde sıkıntı var mı, herhangi sorun görüyor musunuz (motor faaliyetlerinde koordinasyonsuzluk, yalpalayarak yürüme, halsizlik, çok uyku, aşırı agresiflik vs) gibi bir dünya şeyi takip edip sonra da tartıyorsunuz. Ne kadar yemek yemiş, ne kadar su içmiş falan gibi gözlemler yapıyorsunuz. Bu da bir deney. Kozmetik deneylerinde bildiğim kadarıyla tavşanlar kullanılıyor, sırtlarına yeni ürettiğiniz kremi sürersiniz tüy dökülcek mi diye izlersiniz mesela (lise biyoloji hocam böyle bir merkezde çalışmış zamanında), bu da bir çeşit davranış deneyidir aslında (primer olarak davranışa bakmıyorsunuz, farkındayım).

    Operasyon yaptığımız hayvanlarımız da var elbet (ki çoğunluğun hassas olduğu nokta bu). yukarıda anlattığım hayvansal vs bitkisel yem deneyini bir adım öteye götürüp hayvanlarınızı 15 gün sonunda sakrifiye edip (öldürüp) karaciğer yağlanmasına bakabilirsiniz. Karaciğerin büyüklüğüne bakabilirsiniz. Karaciğerlerini alıp, kesip boyayıp mikroskop altında inceleyebilirsiniz. Hayvanlarınızdan kan alıp biyokimyasal parametrelerine bakabilirsiniz. Seçenekleriniz sonsuz.

    Sakrifiye etmeden de operasyon yapıyoruz. Çalıştığım merkezdeki bir ekip, kalp krizi geçirmiş farelerin derilerinden aldıkları hücreleri yeniden programlayarak kök hücreye çeviriyor, sonra o kök hücreleri kalp hücrelerine çevirip hasarlı kalp bölgesine yama yapıyorlar. Bunu yapabilmeleri için açık kalp ameliyatı yapıyorlar hayvanlara. Bunun eğitimini alıyoruz evet. Canlı hayvana geçmeden önce ölü hayvanlarda otopsi yaparak, onları kesip dikerek falan el becerisi kazanıyoruz. Hazır olduğumuzda canlı hayvanlara geçiş yapıyoruz ama bir süre daha yanımızda tecrübeli insanlar bulunuyor mutlaka. Cerrahi tam bir usta çırak ilişkisi. Bütün bunları yaparken yeni teknikleri, daha kestirme yolları her zaman araştırıyoruz. Ben mesela lenf nodu denilen bir anatomik yapıyla çalışıyorum bazen. Normalde hayvanı isa peygamber gibi çarmıha gerilmiş pozisyona sabitleyip (sakrifiye ettikten sonra. Ölü hayvandan bahsediyorum) karnını baştan sona kesiyorum. Her iki yana deriyi ayırdıktan sonra lenf nodlarını toplamaya başlardım. Çok daha kısa bir yöntem buldum internetten. Hayvanı bayıltıp, anesteziye alıp yan yatırıyoruz, arka bacaklarının üst kısmına ufak bir kesik atıp lenf nodunu alıyoruz, sonra dikip tedavisine başlıyoruz. Bir yanda sakrifikasyon varken diğerinde basit bir operasyon var.

    Yine bir diğer örnek, operasyon yapılan hayvanlar bazen tedaviye direnir, yemek yemez su içmezler. Durumları kötüye gider. Onları yaşatmak için zorla yediriyoruz bazen. Gastrik gavaj denilen bir yöntem var, hayvanın yemek borusuna iğneyle girip zorla içine yemek verdiğiniz bir yöntem. (link: https://www.suslusozluk.com/hayvan-deneyleri?i=1171917 Şuradaki) haklısınız isimli fotoğrafta görebilirsiniz. O “iğne”nin ucu metal toptur, zarar vermez. (link: https://rukminim1.flixcart.com/image/400/400/ja5o4nk0/pet-nursing-kit/w/d/s/birds-crop-feeding-needles-ball-tip-curved-for-finch-canary-original-imaez694k2veyhsg.jpeg?q=90 Şu şekildedir )

    Bütün bu kuralların dışında hayvanlarımız bizim sorumluluğumuzda olan ekip arkadaşlarımız. evcil hayvanlarınıza nasıl bakıyorsanız biz daha iyisini yapıyoruz, emin olun. Yani sanırım kimse bu kadar detaylı açıklamaz bu durumları size, yaptığım belki de imzaladığım gizlilik sözleşmesine de aykırıdır, bilmiyorum (bu yüzden kendi çektiğim videolarımı paylaşmıyorum burada. Hem videoların bir kısmında ben varım, çoğunda konuşuyorum. Ifşa olmaya ne gerek var (gizlinot: swh)); ama düşündüğünüz kadar vahşi ortamlar olmadığını anlatmak istedim. Yine de bütün bu anlattıklarımı göz ardı edip “en başta o deneyleri yapmasanız zaten bunlara gerek olmaz” diyecek olan, “bilerek hayvan öldürüyorsunuz” diyen, “keyfi uygulamalar bunlar, hayvansız da olur” diyecek olan insanlar çıkacak.

    Aşağı 2 video bırakıyorum, korkmayın ameliyat videosu değiller (son video hariç)

    (link: https://www.youtube.com/watch?v=8TxOeE6XAb0 Kafes değişimi nasıl yapılır )

    (link: https://www.youtube.com/watch?v=d-84UJpYFRM Çok güzel bir davranış deneyi )

    Bunlar olmasın diye etik kurallar var (rahatsız edici içerik olabilir) (link: https://www.youtube.com/watch?v=p9dO6l_NAe0 link)

    Hayvan deneylerini yeterince anlattığımı düşünüyorum. Bundan sonrası çok da uzun değil. Neden hala kullanmak zorundayız, kullanmazsak neler olur gibi şeyleri (link: https://www.suslusozluk.com/hayvan-deneyleri?i=1098482 şurada) yazmıştım, tekrar etmeyeceğim. Son videodaki gibi herkes kafasına göre deney yapmasın, aptal aptal işlere kalkışmasın diye bu tarz regülasyonlar var.

    ***

    2. adalet.

    Bu konuda sözlüğün romantik bazı yazarlarıyla taban tabana zıttız. “suçlular üzerinde deney yapılsın, hayvanlar rahat bırakılsın” ya da “hayvanların da canı var, onlar adına karar veremezsiniz” gibi söylemlerin sahipleri nedense insanları insan haklarına aykırı cezalandırmaktan geri durmazlar. Bir hayvanın hayatı tabii ki değerli, hayvanların adına bizim karar vermemiz tabii ki normal değil ama insanlar adına da sizler karar veremezsiniz. Birleşmiş milletler sizinle bu konularda aynı fikirde değil, (link: https://www.un.org/en/universal-declaration-human-rights/ bilin isterim). insan hakları evrensel beyannamesine göre ilk hak “yaşama hakkı”dır, deney yapmak için insan sakrifiye edemezsiniz. Hiçbir şey için insanlara bu tarz yaklaşımlarda bulunamazsınız.

    insan, yukarıda bahsettiğim sözleşme gereği hür ve eşit doğar. Sözleşmedeki bütün maddeler her bireyin hakkıdır, başkasının haklarını gasp edecek kadar ileri gidenlerin özgürlükleri kısıtlanır (örneğin birinin yaşam hakkını elinden alırsanız (a.k.a cinayet) sizin yaşam hakkınız hariç bütün haklarınız kısıtlanabilir). Hayvanları savunmak adına insan haklarına aykırı çözüm üretmeyin lütfen. Boşa konuşuyorsunuz, yapmayın. Önerdiğiniz şeyler hiçbir zaman olacak şeyler değil, hasbelkader Kabul edilirse de karşısında ilk duracak kişilerden biri ben olurum. Suçlu da olsa, canavar da olsa, binlerce bebeği/kadını/çoluğu çocuğu katletmiş de olsa insan insandır. Eğer hala kriminal vakaların üzerinde deney yapılması gerektiğini düşünüyorsanız “Primum non nocere” sözünün anlamını öğrenin, size ödev.

    Ödevinizi yapıp geldiyseniz devam ediyorum. Otomatik portakal kitabını okumayan varsa yeni ödeviniz bu (filmi de var. onu da izleyebilirsiniz, Kabul ediyorum). Alex nasıl biri hepiniz biliyorsunuz. Bile isteye deneysel bir programa kaydoluyor ve sonuçlarını da görüyoruz. Bir insan, ne kadar kötü olursa olsun, hiçbir şekilde işkenceye varan/insan onuruna aykırı uygulamada bulunamazsınız, özgür iradesinin dışında bir şeye zorlayamazsınız. Nasıl ki “azınlık raporu” filminde “aksi ispatlanana kadar herkes suçsuzdur” kuralı vurgulanıyorsa insan hakları evrensel beyannamesi 5. Maddesini de ben burada vurguluyorum. Lütfen okuyun (biz bu filmlerin hepsini ve daha fazlasını izleyip üzerine bu konularda konuştuk. Gizlice selam çakayım film grubumuza heheh)

    Ne demek ya suçlular üzerinde deney yapılsın, Nazi misiniz siz? Bu ne idiokrasi? Aynaya bakın aynaya ya.

    Aydemir güler’in eski bir (link: https://haber.sol.org.tr/yazarlar/aydemir-guler/aptallarin-herkesi-aptal-yerine-koymasi-160612 yazısı) var, der ki “Bir: Türkiye aptallık tarafından yönetilmektedir ve aptallığın yürütücülerinin rejimin özelliğini kişiliklerinde de taşımaları kaçınılmaz oluyor”. iyi ki sizler karar alma mercilerinde değilsiniz de böyle fikirler hayata geçmiyor.

    insan bu gezegenin hem en yüksek yapılı canlısıdır, hem kanseridir. istanbul gibi, ne onunla oluyor ne onsuz. insana ve insanlığa hizmet eden bir meslek mensubu biri olarak “kötü insanlara ceza olarak üstlerinde deney yapılsın” gibi fikirlerin her zaman karşısında duracağımı açık açık söylüyorum. Dilerseniz engelleyebilirsiniz de beni, umrumda değil.

    ***

    3. duygusuzluk, ruhsuzluk vs konuları. Hiç mi acımıyoruz, hiç mi içimiz gitmiyor falan filan.

    Burası tamamen bana ait bir bölüm, o yüzden okumasanız da olur ama okursanız beni daha yakından tanıyabilirsiniz. Tamamen opsiyonel yani.

    Çocukluğumu düşünüyorum da bir sürü hayvan bakmışım. Kimi duvara çarpıp bayılmıştı, kimi kabuğunun üstüne ters dönmüş debeleniyordu, kimini para verip satın almıştım falan… değişik değişik şeyler işte. Bütün bunların etkisiyle sanırım, deney hayvanlarını tutmaya bile korkardım. Kuyruğundan fareyi tutup kaldırmak bana zulüm gibi görünürdü. Hatta hiç unutmaycağım, eğitim sırasında bütün eğitmenlere en acısız sakrifikasyon yöntemini sora sora bıktırmıştım.

    Sakrifikasyonu daha önce söylemiştim ama tekrar edeyim yeri gelmişken, kelime anlamı kurban etmek olsa da context içerisinde “öldürme”nin yerine kullanıyorum. Canlı canlı deney yaptığınız hayvanı sakrifiye etmezsiniz zaten ama sakrifiye etmenin de birden fazla yolu var. mesela hava sızdırmaz odacığa koyup karbondioksit vererek uyutabilirsiniz (boğularak ölür). Yüksek dozda anestezi vererek uyutabilirsiniz (ötanazi) ki bunda enjeksiyon var, ben iğneden korkan biri olarak tercih etmiyorum. Bir diğer yöntem de servikal dislokasyon (sd) (boynunu kırma). Böyle yazınca çok canice görünüyor ama aslında pek de değil, hatta görünüşte en canisi olmasına rağmen en acısız ve etkili olan yöntem. Temel olarak boyun omurlarının (cervical vertebrae) kafayla bağlantısının kopartılması demek, bu da gövdeyi tamamen felç bırakır, kafayı da etkiler, uyguladığınız canlıyı anında öldürür.

    Neden en acısız olduğu da beynin ne kadar süre daha işlemeye devam ettiğiyle alakalı. Yanılmıyorsam 0.16ms ile sd en kısa tepki süresine sahip. Karşılaştırabilmeniz için (link: https://www.youtube.com/watch?v=wVtAq5Wjx_E şuraya) bir karbondioksit ile sakrifikasyon videosu ekliyorum. hassas olanlarınız izlemesin lütfen, ayrıca videoda yılan var. korkuyorsanız onu da belirteyim.

    Yine eğitim süresince farelere verdiğimiz pellet yemlerden yemiştim ben. “Manyak mısın oğlum, hayatımda böyle bir şey isteyen ilk kişi sensin” diyen bakışların altında kaptığım bir yemi yemiştim (tatsız tuzsuz bomboş bir şeymiş). Kedilerim olduğu vakit yaş mamalarının tadına da bakmıştım. Kuru mama zaten ara sıra kıtır kıtır yiyorum heheh. Kuşlarımın yemlerinin tadına da bakmayı denemiştim ama yenilmiyor onlar, dişlerimin arasına girmişti (diye hatırlıyorum). Sanırım sadece balık yemi yemedim.

    işim gücüm yokken bazen sorumlu olduğum kafesi izlemeye gittiğim olurdu (aslında takip amaçlı 2-3 günde bir kafesi zaten takip etmem gerekiyor, bu zamanlardan bahsediyorum). Hayvanları sayardım eksik var mı diye, bazen elime alıp severdim. Oytun Erbaş’ın bir pozu var, bulamadım şimdi ama elinde (ya da omzunda) beyaz sıçanıyla birbirlerine bakarken verdikleri romantik bir poz, hah işte öyle bir poz vermeyi çok isterdim ben de. Bu aslında hayvanlarınızın size ne kadar güvendiğini, sizin onlara ne kadar iyi davrandığınızı gösterir. Evinizde beslediğiniz kediden bir farkı yok aslında. O nasıl ki gelip, kucağınıza kıvrılıp, kendini sevmenize izin veriyorsa bizim hayvanlarımız da öyleler (sadece çok daha geç güveniyorlar).

    Yine eğitim sırasında “ben servikal dislokasyonu şimdi yapmazsam bir daha asla yapamam” dediğimi biliyorum, zaten öldürülmüş olan bir hayvanda ilk kez sd yapmıştım, sonra bütün bu yetimi zamanla kaybettiğimi düşünüyorum. En başta dediğim gibi, ben çok fazla hayvan deneyi yapan biri değilim. daha çok “ayşe zaten deney için hayvan sakrifiye edecek, ben de yeni bir hayvan alacağıma onun hayvanının dalağını alayım” diyorum, ya da hayvan merkezinin her sabah yaptığı kontroller sırasında yeni ölmüş hayvan varsa onların organlarını alıyorum. Bu beni biraz çöpçü gibi yapıyor ama anestezisiyle, tutuşuyla, ne bileyim bir dünya ön işlemiyle uğraşmaktan kurtarıyor hem, hem de hala alışamadım bu tür şeyler esasen (çünkü yine kendime referans vereceğim, çok fazla hayvan deneyi yapmadım).

    Başka hayvan almak yerine zaten öldürülmüş olan hayvanların organlarını almak beni iyi biri mi yapar, yoksa hayvanları deneylerimde kullandığım için kötü biri miyim bu tamamen sizin karar vereceğiniz ve sizi ilgilendiren bir düşünce. Bu konuda fikirlerinizi merak ettiğim pek de söylenemez.

    Biraz ruhsuz ve umursamaz olduğumun farkındayım, ellerimde kan olduğunu da biliyorum fakat hayvanlarıma üzülmüyorum. En iyi şekilde baktım hepsine, en acısız şekilde hayatlarına son verdim, bir amaç uğrunaydı hepsi.

    Bu ruhsuzluğum ve umursamazlığım aslında hayatımı da etkilemeye başladı sanırım. işim gereği ben akciğer kanseri hastalarıyla çalışıyorum. Ameliyathanelerde fink atan, yarım metre ötesinde göğüs kafesine delik açılmış insanların yattığı, başında 4-5 kişinin olduğu bir ortam hayal edin (yine fotoğraf paylaşamıyorum. Etiğe aykırı). O insan masada hayatının savaşını verirken ben çıkacak tümörün peşinde oluyorum daha çok. Hasta yaşamış ya da ölmüş umrumda olmuyor. “aman lobektomi sonrası doku ne kadar dışarıda kalıyor, kaşla göz arasında formaline alırlar mı, doku bekleye bekleye kurumasın, travmatize olup parametrelerimi engellemesin” vs gibi çeşitli endişelerim oluyor. bu endişelerimi yatıştırmak için zaten ameliyathanenin içine kadar giriyorum, doku çıktığı gibi de ben alacağımı alıp ortamı terk ediyorum. Bunu yapmadan öncesini hatırlıyorum, muhtemelen hastayı kapatana kadar bekletiyorlardı beni heheh.

    Hastaya üzülmüyorum evet, çünkü akciğer kanserinin bir numaralı sebebi hepinizin bildiği gibi tütün mamulleri (sadece sigara değil, puro, nargile, tütün çiğnemek vs). en büyük etkenin bile kanser yapabilmesi için yıllarca düzenli olarak tüketilmesi gerekiyor. Bir insan, bile isteye kendini bu yola atıyorsa ben nasıl üzülebilirim ki? Diyabet birinin kan şekerinin yükseleceğini ve diyabetik retinopati (körlük) olacağını bile bile sürekli tatlı yemesi gibi. Hatta diyabetin körlüğe neden olabileceğini bilen kişi 100 kişide 40 ise sigaranın akciğer kanserine neden olabileceğini bilen sayısı 100 kişide 95 falandır. Bile bile bunu kendine yapan birine ben neden üzüleyim, niye vicdanım sızlasın. Sızlamıyor, üzülmüyorum, kendisini bile isteye hasta eden, bunu reva gören birinin vicdani hesaplaşmasını ben yapamam. Ben kendim sigara içmediğim halde akciğer kanserine yakalanırsam (hani çalışırken elime iğne batar, eldivenime sıçramış damlacıkla gözümü ovalarım vs gibi bir şekilde geçiş oldu diyelim) kendime bile üzülmeyeceğimin farkındayım. Akciğer kanserinin bu kadar içinde olduğum için bütün duyarımı kaybetmiş durumdayım (ama sanırım başka bir kanser tanısı koyulsa üzülürdüm).

    Hani bütün bunları göz önüne alınca “insana bile üzülmüyorum, hayvana mı üzüleceğim” gibi duyarsız bir sonuca varabilirim. Tam olarak öyle değil, ama evet öyle. Üzülme duygumu kaybettiğim için üzgünüm, sorry (gizlinot: not sorry).

    ps. bin tane itiraf var yazının içinde. hepsini tek bir entryde anlattığım için aferin bana.

    pps. insülinin keşif hikayesini anlatacağım bir ara, kendime not.

    13 temmuz 12:11

    25563. Üff. Hep mi salak denk geliyor.

    13 temmuz 03:09

    25562. Ben hariç herkes mutlu gibi

    12 temmuz 21:48

    25561. Hayatımda gerçekten iyi giden bir ilişkim olmayacağına emin oldum. Bilmiyorum gerçekten ilişki konusunda mutlu olmak artık imkansızlığım gibi

    12 temmuz 20:17


    25560. 2020 benim yılım olacak mottosuyla başlamıştım seneye ve öyle de oldu. Şaşırdım mı? Asla. Çünkü benim hayatım hiçbir zaman diğer insanlarla paralel gitmedi hep ters istikamette ilerlemeye tam gaz devam ediyorum. Yani sizin başınıza bu sene gelen tüm felaketlerin sebebi benim işlerimin yolunda gitmesi(gizlinot: Ashshshdjdjjdjddj) hepinize özürü bir borç bilirim.

    12 temmuz 20:07

    25559. uzun zamandır düşünüyorum da sözlük, aslında nasıl da herkesin kendi çukurları var. kimseninki bir diğerine benzemiyor, o yüzden herkesin derdi bir kendine en büyük geliyor. değiştiremediğimiz, içini bir türlü doldurup gün yüzüne çıkamadığımız, debelenip durduğumuz çukurlarımız. sanırım her şeyi olduğu gibi kabullenip, savaşmamakta çözüm.

    12 temmuz 19:03

    25558. "yea abi ne değiştirecek ki" diyerek oy vermek yerine tatile giden ve kendilerini anarşist olarak gören millenniallerin ve gen x'in oy atma hakkına sahip oldukları ilk seçimde imkansızı başaran gen z ile tik tok kullanıyorlar diye dalga geçmeleri bana çok komik geliyor. (millennialim)

    Gen z kardeşlerim, siz bunları sallamayın, siz hepimizi cebinizden çıkarırsınız.

    12 temmuz 14:29