yeni
popüler
    sorular içinde ara
    yeni soru sor
    son sorular
    son cevaplar
    kategoriler
    • süslü
    • moda alışveriş
    • kuaför & güzellik merkezi
    • sağlık
    • spor
    • gönül işleri
    • aile arkadaş ilişkileri
    • cinsellik
    • eğitim & kariyer
    • seyahat
    • pet
    • sanat
    • bürokrasi
    • diğer
    girdi yaz
    medya ekle
    • linki kopyala
    • şikayet et
    • girdiler (792)
    • medya (20)

    792. 2 saramago, 2'de strugatski biraderlerden okuma yaptım

    ***********

    **** Kıyamete bir milyar yıl - strugatski kardeşler

    Bilimkurgu türünde bir çok insanın aradığı aksiyon, prototipler, uzay, gerilim gibi unsurları içermeyen, oldukça sakin fakat her sayfayı merakla okuduğunuz bir kitap düşünün. Ta daaa; kıyamete bir milyar yıl.

    Strugatski kardeşlerin anlatımına bayılıyorum. En sevdiğim bilimkurgu yazarlarından. 'Uzayda piknik' kitabı ile tanışmıştım ve kitabı çok sevmiştim.

    Kardeşlerden birisi edebiyatçı (dil üzerine) birisi ise fizikçi ve bu konuların olağanüstü iyi şekilde ele alınması sizi okurken hayran bıraktırıyor. (gizlinot: dikkat fazla övgü içerir)

    -Bilim kurgu klasiklerine başlamak için çok yanlış bir kitap olduğu ayrıntısını da belirtmekte fayda var.

    Ayrıca eklemeden edemeyeceğim; ursula k. Le guin'in söylemine katılmamak mümkün değil.

    “Strugatski Kardeşler’den biri Gogol’ün diğeri ise Çehov’un soyundan geliyor ama hiç kimse hangisinin hangisi olduğundan emin değil. Bu kitap kesinlikle harika.”

    Ve filmi de mevcut fakat filmden zevk alamadım.

    "Belki de, Newton’un kutsal kitaptaki 'Kıyamet’i açıklamaya kalkması, Arşimet’in de sarhoş bir asker tarafından öldürülmesi tesadüf değildi" s.143

    "Öylesine bakıyorsunuz, ha? Elinizdekine ise öylesine bakmayın... Çay için, televizyon izleyin... Gökyüzü öylesine bakmak için değil. Gökyüzü, ona hayran olmamız için." S.88

    ****************

    **** Kabil - jose saramago

    Adem ile havvanın hikayesinden başlayan başlayan yolculukta kabilin gözünden hz.nuh ile de tanışıyoruz, habilin de ölümüne tanık oluyoruz.

    Tamamen farklı bir bakış açısıyla yaklaşmış olaya saramago, çok gerekli bir kitap değildi. Bildiğimiz olayları 'ya tam zıttıysa' diyerek yansıtmış. Okurken bir kurgu okuyormuşum da onlar sadece birer kitap karakteriymiş gibi olaya yaklaştım.

    Bu şekilde olunca severek okudum. Çok mu sevdim hayır, ortalama bir saramago kitabıydı benim için.

    "Ayrıca, o dönemde de bilindiği gibi, Ten, son derece zaaflıdır, üstelik bu hiç de onun hatası değildir, Çünkü, ilke olarak görevi bütün kışkırtmalara karşı engel çekmek olan tin, her zaman ilk teslim olandır, beyaz teslim bayrağını ilk o kaldırır." S.47

    ."Kadınları tanımadığın anlaşılıyor, her şeyi yapabilir onlar, iyiyi de kötüyü de, canları isterse taca tahta tenezzül etmeyip aşıklarının giysisini nehirde yıkamaya da giderler, herkesi ve her şeyi ittirip tahta oturmayı da, ellerinden her şey gelir..." S.44

    **************

    **** Baltasar ile blimunda - jose saramago

    Kitabın üç anahtar kelimesi var benim için; manastır - passarola - aşk

    Saramago tarih, aşk ve ironiyi mükemmel şekilde harmanlamış.

    Baltasar (gizlinot: savaş gazisi) ile blimunda'nın (gizlinot: özel yetenekleri var, hissedilmeyeni hissediyor) (gizlinot: bunu x-men okuluna verin) aşkını okurken kendimi kaybettim. Büyülü gerçekçilik ile yazılan eserleri daima sevmişimdir. (gizlinot: hepsi değil tamam) bu ve 'ölüm bir varmış bir yokmuş' eserinin sonunda kendimi buruk hissetmiştim... (Altı kitap içerisinden en çok sevdiğim bu ikisi ve körlük oldu)

    "Ama hiçbir barış kaybettiğim elimi bana geri vermeyecek, dedi Baltasar, Kendine dert etme, cevabını verdi Blimunda, ikimiz birlikte, üç elimiz var." S.103

    "Adem ile Havva yaratıldıklarında bilgileri eşitti, ve cennetten kovulduklarında başmelekten erkek işleri ve kadın işleri listesi aldıklarını kanıtlayan bir şey de yoktur, Havva'ya yalnızca şu denmiştir, Acı içinde doğuracaksın, ama o bile bir gün son bulacaktır." S. 253

    ************

    **** Tanrı olmak zor iş - strugatski kardeşler

    Son söz kısmında kardeşlerin kitap hakkında yazısı mevcut ve orada bu kitabı tasarlarken üç silahşörler gibi olmasını istediklerini belirtmişler. Fakat ben üç silahşör'ü okumadığım için benzeyip benzemediği konusunda bir söz söyleyemiyorum.

    Kendi açımdan kaliteli, eleştirel bir bilimkurgu okuduğum için mutluyum .

    En son okunması gereken strugatski kitabı olduğunu düşünüyorum. (bir tanesini okumadım henüz)

    İçine girmekte oldukça zorlandım fakat sonrası kolayca geldi. Feodal bir dünyada yaşam mücadelesi veren insanları gözlemlemesi için iki üstün zekalı kişi gönderilmesi ile başlıyor her şey. Daha kısa olabilecek bir kitaptı. Kitabın son kısmında (yaklaşık 30 - 40 sayfa içerisinde) kitap özetlenmiş.

    Sevdim, strugatski ilk okumanız değilse tavsiye ederim. (Son kitaplarını okuyup sıralamama karar vereceğim)

    Yine rus yapımı (gizlinot: tabii kiiii) Filmi de mevcut (filmini de başarılı buldum)

    *yemek yerken filmi başlatmayın.

    Edit: imla

    24 mayıs 16:55 dün 18:33

    791. - Otomatik Portakal - Anthony Burgess

    Şiddeti tüm çıplaklığıyla anlattığı için ilk başlarda sarmayan bir kitap. Kan, işkence, tecavüz her şey var fakat kitap ilerledikçe yazarın bunları niye anlattığı ve gerçeklikler ortaya çıkıyor. Kullanılan imgeler değişik ve özgün.

    - Mecburiyet - Stefan Zweig

    Kahramanın askere çağrılınca gidip gitmeme ikilemi, kendi iç savaşı ve karısının verdiği mücadele aslında o savaş dönemlerini yaşayan Zweig'ın savaşın bireyleri bir hiç uğruna feda ettiği gerçeğini gözler önüne serme şekli.

    - Sineklerin Tanrısı - William Golding

    Muhtemel bir atom bombası saldırısından kaçırılan çocukların bulunduğu uçağın düşürülmesiyle bir mercan adasında yeni yaşamları başlayan çocukların belki de atom bombası saldırısıyla eşdeğer olan ölüm kalım mücadelesi anlatılıyor.

    Özetle üç kitabı da severek okudum. Verilmek istenen mesajlar manidar.

    23 mayıs 18:39

    790. içimdeki müzik. ağlaya ağlaya mahvoldum ama sonu hiç tahmin ettiğim gibi bitmedi. devam kitabı yok diye biliyorum ama keşke olsa.

    her insanın okuması gereken bir kitap diye düşünüyorum; özellikle empati yoksunluğu çekenlerin, zorbaların, acımasız insanların... 

    21 mayıs 11:48


    789. William Golding - sineklerin tanrısı

    20 mayıs 17:48

    788. (gbkz: çürümenin kitabı), (gbkz: emil michel cioran)

    çıldırıp kitabı parçaladığım için sonu gelmedi malesef.

    20 mayıs 17:44

    787. Beckett’in molloy’u

    20 mayıs 08:48

    786. Ahmet Hamdi Tanpınar'dan Saatleri Ayarlama Enstitüsü. Daha önce elime alıp bırakmıştım, bari karantinada bir şans vereyim şu kitaba dedim ve çok beğenerek okudum. Gülüyorsunuz, karakterlere acıyorsunuz sonra birden karakterlerin gerçekliği ve üzücülüğüyle yüzleşiyorsunuz. Karakterlerin bir adım arkasında da sosyal-politik eleştiriler var, çok katmanlı bir kitap. Bir eleştiri okumuştum bu kitap hakkında, Ahmet Hamdi Tanpınar yaşadığı sıkışmışlık, hatta eziklik hissini görmezden gelmeye çalışarak değil, tam da bununla yüzleşerek yazabildiği için bu kadar iyi bir yazar diye. Okuyunca "yüzleşmek" dediği şeyi anladım biraz.

    19 mayıs 22:21


    785. oğullar ve rencide ruhlar alper canıgüz'den, herhalde 3. kez falan okudum ama ne yapalım manzarasını seviyorum.

    19 mayıs 18:43

    784. Bu ay bitmeden hedefime ulaştığım için yine çok mutluyum . Başlarına yine bol keseden yıldız koyacağım ki kitaplar karışmasın.

    *******

    **** Yorgunlar - erdal öz (can yayınları)

    İçerisinde kısa kısa güzel öyküler barındıran hoş çerezlik bir kitap. Zihin yormayan okuyunca yüzde mahsun bir gülümseme ya da hüzün bırakan öyküler var.

    En sevdiğim öyküler; mumçiçekleri , babamdı , sular ne güzelse (gizlinot: bu öyküsü ödül almış) oldu.

    "Yepyeni bir dünya mıydı doğan içimizde? Değildi. O kadar boş bir umuda kapılamazdık. Bilirdik mutluluk diye bir şey olmadığını, ama umudumuzu yitirmemiştik, onsuz olamazdık, ölürdük. İnsandık hiç olmazsa." S. 87

    *********

    **** Madde 22 - Joseph helller (ithaki)

    Yazarın ilk olarak madde 18 olarak tasarladığı fakat sonradan 22 olduğunu okudum. Çünkü o dönemde 18 kullanılmış ve aynısını kullanmak istememiş (bu nickname kullanılmaktadır) madde 22 ismi bence çok daha iyi olmuş 18 ne bileyim 2008 msn hesapları gibi olurdu .(polyanna_18 oturum açtı)

    Joseph Heller, savaşta bombardıman pilotu olarak yer almış. savaştan sonra, orada biriktirdiği deneyimleriyle ile bu eserini ortaya koymuş.

    Kitap kimisine karışık gelebilir bu yüzden herkese hitap etmeyen ama yine de okunması gereken bir eser olduğunu düşünüyorum.

    Şöyle ki; kitapta zaman sıçramaları yer alıyor, okuduğumuz bir konuyu birden farklı bir karakterin ağzından okuyabiliyoruz. Odaklanıp okunması gerekiyor eğer dikkatinizi veremeyeceksiniz başlamamakta fayda var çünkü kitabı kapatıp uzun süre rafa kaldırabilirsiniz.

    Yo- yo karakteri benim için ölümsüz, unutulmayacak bir karakter. Kitabı okurken bol bol gülümsüyorsunuz.(major major major major)(gizlinot: loool)

    Heller bu kitap ile ingilizceye yeni bir deyim katmış; madde 22.

    Madde 22, bir olayın kısır döngüsünü ifade etmekte kullanılıyor. (her şeyin içinden bu madde ile sıyrılabilirsiniz) (gizlinot: ben bunu kullanırım) (gizlinot: güzel laf yaz bunu)

    Kitapta absürt olaylar, 2. Dünya savaşı ve (gizlinot: komik kısımlar) antimilitarizm baz alınmış.

    2019 yılında yayımlanan Aynı isime sahip bir de dizisi var. George clooney , hugh laurie yer alıyor . Dizisini çok sevdim oyunculuk harika, kitaba, diyaloglara bağlı kalınmış. Okumayacak olanlara da izlemesini tavsiye ederim (gizlinot: aslında uzunca bir dizi listesi yapmaya niyetim var)

     "Papaz günah işlemişti ve iyi olduğunu görmüştü. Sağduyu ona yalan söylemenin ve görevinden kaçınmanın günah olduğunu söylüyordu. Diğer yandan, günahın kötü olduğunu ve kötülükten iyilik gelmeyeceğini herkes biliyordu. Ama papaz kendini iyi hissediyordu; kesinlikle harika hissediyordu. Sonuç olarak, mantıksal olarak, yalan söylemek ve görevden kaçınmak günah olamazdı. Papaz, ilahi bir içe doğuş anında, son derece kullanışlı olan koruyucu mantıksallaştırma tekniğini keşfetmişti. Bu bir mucizeydi. Görmüştü ki, ahlaksızlığı erdeme, iftirayı gerçeğe, iktidarsızlığı cinsellikten kaçınmaya, kibir tevazuya, yağmayı hayırseverliğe, hırsızlığı onura, küfürü bilgeliğe, zulmü vatanseverliğe, sadizmi adalete dönüştürmek hiç zor değildi. Bunu herkes yapabilirdi; insanın kafasının çalışması bile gerekmiyordu. Tek gereken, karaktersiz olmaktı." S.499

    "-Sağlıklı olduğun için şükran duy."

    "- Asıl sen, her zaman sağlıklı kalmayacağın için mutsuz ol."

    " -Hayatta olduğun için şükran duy."

    " - Öleceğin için öfkelen."

    "- her şey çok daha kötü olabilirdi." Diye haykırdı kadın.

    "-hepsi çok daha iyi olabilirdi." Diye yanıt verdi yossarin hararetle..."

    (gizlinot: okurken güldüğüm yerlerden birisiydi)

    ""-Hastane lisanslı bir psikiyatrist beni muayene etti ve bu onun kararıydı. Ben gerçekten deliyim."

    "-Nasıl ee? " Doktor Daneeka'nın kavrayışsızlığı yossarian'ın kafasını karıştırmıştı. " Bunu ne anlama geldiğini anlamıyor musun? Artık beni uçuştan men edebilir, eve gönderebilirsin. Deli bir adamı ölüme gönderemezler değil mi?""

    "Başka kim ölüme gider ki?" S. 423

    *************

    **** Tanrıların tohumu - h.g wells (ithaki)

    H. G. Wells'in diğer kitaplarından farklı bir usluba sahip bir kitaptı. Wells okumuşsanız bilirsiniz, olayı karakterin içine girerek yaşatır bize fakat bu kitapta içine girmemize izin vermiyor.

    Bizi uzakta bir koltuğa oturtup olanları düşünmemizi/sorgulamamızı sağlıyor.

    Konu olarak ele aldığı tohum deneyleri (gizlinot: gdo olanından) şimdi ki geleceğe adeta ışık tutuyor. Bilim adamları ile birlikte düşünebilmek, romanı onlarla yaşamak, tohumu onlarla keşfetmek isterdim ama bu eserde sadece izleyici olarak kaldım.

    Çok sevdiğimi söyleyemeyeceğim fakat h.g wells'in tüm kitaplarını okumaya çalıştığım için üzülmedim.

    Yine de wells'in kaleminden çıktığı için bilim kurgu okumalarınızda yer verebilirsiniz, kim bilir belki çok seversiniz.

    "İşte buradasın, harika bir şekilde yaratılmışsın ama korku dolusun ve bütün düşündüğün yaratılma nedeninin sadece oturmak ve yemek için olduğudur. " S. 108

    "Ancak, gerçekten cesur olan insan, korkuyu hissetmeyen insan değildir. Cesur insan bunun üstesinden gelen insandır." S.159

    *********

    **** Obabakoak - bernardo atxaga (aylak adam)

    1988 yılında kaleme alınmış.

    Kimsenin konuşmamasına, duyulmamasına üzüldüğüm bir kitabı anlatacağım şimdi size. (gizlinot: toplanın ey ahali)

    Kitap üç ana öykü içerisinde alt başlıklara ayrılmış bölümlerle oluşmuş bir roman. birden fazla kahramanı var ve oldukça akıcı. bu roman obaba'nın insanlarını ve oraya uğramış olan insanları kaleme alıyor.

    Kitap ilk olarak bask dilinde yazılıp sonradan yazar tarafından ispanyolcaya çevrilmiş çünkü bask dili unutulmuş bir dil.

    Değişik bir okuma olacaktır, tavsiye ederim.

    " Düşüncelerimiz kum gibidir ve ne zaman düşüncelerimizden bir avuç almaya niyetlensek, kum tanelerinin büyük bir kısmı parmaklarımızın arasından kayar." S. 34

    **********

    **** Tom jones - henry fielding (ayrıntı yayınları)

    266 yaşında olan bu klasik romanı okuduğum için o kadar mesudum kii.

    Şu günlerde size ilaç gibi gelecek olan eser bu olabilir (gizlinot: evet ilaç) (gizlinot: bulunamayan corona aşısı gibi olmasa da)

    Zekice kurgulanmış oldukça komik bir eser, güzel karakterler yaratmış fielding. Yine bu kitabın okunduğunu el üstünde tutulduğunu düşünmüyorum. Sadece bizde değil genel olarak kıyıda köşede kalmış çok güzel bir klasik olduğuna tanık oldum.

    Kendi içerisinde yüzlerce alt başlık ile yazılmış ve bu başlıklar ile fielding size kitabı izletiyor. (Komik bir tiyatro oyununda gibi hissediyorsunuz kendinizi.)

    18. Yüzyılda yaşananan Karmaşık ve değişken toplumu geniş bir açıyla ele alan başka bir (18.yy) yazar daha olmamıştır sanırım. Her kattan, her sınıftan insanla tanıştırıyor sizi kitap.

    Fakat bu kitap için şunu da düşünüyorum(madde 22' de olduğu gibi). Ya bu kitabı çok seversiniz ya da hiç sevemezsiniz. (Gizlinot: o kervandan)

    "Kör doğan bir adama renkler konusunda bir söylev çekmek ne denli saçma İsa sana da Aşkın etkisinden söz etmek o denli saçmadır. senin aşk konusunda düşündüklerin bu körler den birinin kırmızı renginden söz edilirken düşündükleri kadar yersizdir belki de: anlattıklarına göre doğuştan kör olan bu adam, kırmızı rengini, bir borazanın çıkardığı sese benzetirmiş; senin için de aşk bir tabak dolusu çorbaya ya da bir sığır rostosuna benzer belki.' S.292 (lol)

    " Doğrusunu söyleyelim: kadınlarda da, erkeklerde de , kusursuz bir güzelliğe karşı koyabilmek, sanıldığı kadar kolay bir iş değildir. gerçi kimilerimiz daha sıradan yüzlerle yetiniriz; çocuklar gibi ne dediğimizi bilmeden ezbere konuşup, dış görünüşün önemli olmadığını, bir insanda güzellikten daha sağlam olumlu yanlar bulabileceğini söyleriz. gelgelelim, dört başı mamur bir güzellikle karşılaşınca, güneş çıktıktan sonra yıldızlar nasıl sönerse, sağlam ve olumlu nicelikler dediğimiz şeyler de öyle sönüverir gözümüzde." S.370

    *********

    **** Isabel için bir mandala - antonio tabucchi (can yayınları) (gizlinot: 127 sayfa)

    Yazarın ilk okuduğum kitabı. İtalyan edebiyatına çok Aşina değilim fakat bundan sonra okumaya çalışacağım çünkü oldukça sevdim.

    Yazarın ölümünden sonra yayımlanmış bu eseri , maalesef bu kitabın hazırlanma sürecinde vefat etmiş.

    Arkadaşı elindeki notları derleyip onun anısına, kitap haline getirmiş.

    İçerisinde kısa kısa yedi farklı bölüm bulunuyor. Diyaloglar kelimeler içerisine gizlenmiş. Herhangi bir satır aralığı, tırnak gibi araçlar kullanılmamış. Saramago 'nun noktalama işaretleri kullanmaması gibi. (saramago'yu okuyanlar bunu da kolayca okuyacaktır) ben tarzını Marguerite duras'a benzettim. Duras kitabı gibi akıp gitti. 35 dakika nasıl geçti anlamadım sanki kitap 10 dakika sürmüş gibiydi. Ve o 10 dakika içerisinde sanki peterpan'ın peşindeki minik kız wendy gibi oradan oraya sürüklendim ve en sonunda üzerime tinkerbell'in peri tozu dökülmüş gibi oldum .(Evet tam anlamıyla bu şekilde oldu) (gizlinot: peter pana eskiden aşıktım bu bir itiraftır) (gizlinot: bul beni peter)

    "Isabel öldü mü? Nasıl ?" Sorusunun peşinden sürükleniyoruz

    Fakat asıl aradığımız isabel değil kendi benliğimiz. Çıktığımız bu yolda farklı insanlar, farklı kültürler tanıyoruz (kısacık dolu dolu bir roman örneği)

    Ve sonunda bu öğretiler bizim mandalamızı tamamlamış oluyor. (gizlinot: hayal gücü ımmm en sevdiğim)

    Tavsiye ederim.

    Edit: imla

    19 mayıs 17:23 23 mayıs 20:04

    783. Limon yapraklarının kokusu : clara sanchez

    Nazi kampında çektiği acıların intikamını almak isteyen yaşlı bir adamın hikayesini anlatıyor. Dönemin subayları, işkencenin başında olan doktorlar ve yaşananlar hakkında kurgusal bir anlatımla bilgi veriyor.

    Kitabı okuduktan sonra yaşananlar hakkında daha fazla araştırma yapmak istiyor insan. Sürükleyici bir anlatımı var. Hitler dönemini merak edip ilgilenenlerin ilgisini çekeceğini düşünüyorum

    17 mayıs 03:48 17 mayıs 03:50