yeni
popüler
    sorular içinde ara
    yeni soru sor
    son sorular
    son cevaplar
    kategoriler
    • süslü
    • moda alışveriş
    • kuaför & güzellik merkezi
    • sağlık
    • spor
    • gönül işleri
    • aile arkadaş ilişkileri
    • cinsellik
    • eğitim & kariyer
    • seyahat
    • pet
    • sanat
    • bürokrasi
    • diğer
    girdi yaz
    medya ekle
    • linki kopyala
    • şikayet et
    • girdiler (836)
    • medya (21)

    836. Cern ve buyuk patlama - kerem cankocak

    Kerem cankocak'i teke tek bilim programlarinda dinlemis ve anlatisini akici, kolay buldugum icin kitabini almak istedim. Evrenin olusumu, buyuk patlama, canlilik, evrim uzerine giris seviyesinde anlasilir, akici bir sekilde yazmis. Merakiniz varsa mutlaka okumanizi tavsiye ederim.

    21 ekim 12:00

    835. mahmet rauf-eylul

    28 eylül 01:26

    834. eylül ayı okumalarım şu şekilde oldu:

    * haruki murakami - (gbkz: koşmasaydım yazamazdım): Yazarın kendi hayatından ve koşma hobisinden, bu hobisinin kendine ve yazarlığına kattığı şeylerden bahsettiği deneme türündeki romanı. yazarın kendisine ilgisi olanlar ya da koşu ile ilgilenen herkesin ilgiyle okuyabileceğini düşünüyorum.

    * richard hughes - (gbkz: jamaika'da bir fırtına): zamanına göre oldukça ses getirmiş bir roman olmalı diye düşünüyorum. arka kapaktaki konusunu okuduğumda hiç ilgimi çekmemişti ama kitabı okudukça beni sürekli ters köşeye sürükleyen olayların yaşandığı güzel bir romandı, tavsiyemdir.

    * simone de beauvoir - (gbkz: yıkılmış kadın): 3 tane farklı kadının hikayesinden oluşuyor kitap. Hayatlarını eşleri ya da çocukları üzerinden anlamlandırmış olan 3 kadının, eşleri veya çocuklarının yaşadıkları değişim veya krizlerden dolayı hayatları alt üst oluyor, depresyona giriyorlar ve ancak bu sayede kendileri ve kendi hayatları ile ilgili düşünebiliyorlar ve bir şeylerin farkına varabiliyorlar.

    * kazuo ishiguro - (gbkz: gömülü dev): yazarın fantastik roman denemesi olmuş diyebilirim. %70-80 oranında başarabilmiş. anıların olmadan barış içinde yaşamak mı, yoksa geçmişe dair her şeyi hatırlayıp savaş ve katliam dolu bir dünyada yaşamak mı ikilemini konu alan bir kitap. aynı zamanda ana karakterlerin de yine kendi ilişkilerini sorgulaması da var. Beğenmediğim tarafları kesinlikle vardı ama yine de okumaya değer.

    * Sylvia Plath - (gbkz: sırça fanus): Sylvia Plath’in intiharından 1 ay önce yayınlanmış olan yarı otobiyografik romanı. İlk kısım daha normal giderken ikinci kısım ile beraber karakterin girdiği derin depresyon okuyucuyu da ciddi etkiliyor. Karantina döneminde psikolojisi bozulan insanlar bence okumayı ertelese daha iyi olur. Genel olarak güzeldi.

    * oscar wilde - (gbkz: yalnız sıkıcı insanlar kahvaltıda parıldar): yazarın aforizmalarından oluşan ince bir kitap. meraklısı sevecektir ama bence kitaba ismini veren aforizmadan daha güzeli yoktu içerikte.

    * oliver sacks - (gbkz: karısını şapka sanan adam): aynı zamanda bir doktor olan yazarın yazmış olduğu kendi nörolojik vakalarını içeren kitabın adı. aynı zamanda kitaptaki bir vakanın adı. vakaları ayrı ayrı hikayeler olarak toparlamış. kitap teknik bir çok terim içerdiğinden bazen okuması zorlayıcı olabiliyor ama enteresan vakalara oluşan ilgi bu açığı kapıyor genel olarak. henüz ben de bitiremedim, muhtemelen ay sonuna kadar bitmiş olur.

    eylül ayı verimli bir ay oldu genel olarak.

    ilgili medya:
    1
    27 eylül 19:24


    833. Son okuduğum >> akıl ve tutku-jane austen

    Şu anda okuyor olduğum >> mansfield park-jane austen

    27 eylül 12:06

    832. Sabahattin ali- içimizdeki şeytan

    Bitirmek üzere olduğum bir kitap. Senelerdir okumayı isteyip adını duyup okuma fırsatını bulamamıştım, aslında senelerdir kitap okuma yetimi yavaş yavaş kaybetmiştim kiii sonunda kurtardım kendimi. Kitap her zamanki gibi, çok sevdiğim, sabahattin ali betimlemeleriyle dolu. Insanın aklından geçen iyi-kötü düşünceleri, bu düşüncelerin tezatlığını ince ince gösteriyor. Açıklama yazısında da yazdığı gibi: "Bu romanda, toplumsal gündemin kişilikler üzerindeki baskısını ve güçsüz insanın "kapana kısılmışlığını" gösteriyor Sabahattin Ali. Aydın geçinenlerin karanlığına, "insanın içindeki şeytana"a keskin bir bakış"

    27 eylül 05:34

    831. An itibariyle Marcel Proust 'un kayıp zamanın izinde serisinin ilk kitabı olan Swann'ların Tarafı'nı bitirmek üzereyim.

    Zor ama bir o kadar keyifli bir okuma. Birinci bölümünün akıcılığı azdı ama ikinciden itibaren akıcılığı arttı. Edebiyatın belki de en kült serisini okumakta olduğum için mutlu ve gururluyum <3

    26 eylül 23:03

    830. Salman rüşdî-geceyarısı çocukları

    Doğu medeniyetlerinin geleneksel sözlü anlatımının batı tarzı roman ile harmanlanmış,büyülü gerçekçilik akımı ile Hindistan tarihini baş karakter Salim Sina üzerinden anlatıyor. Yalnız kitabı daha net anlayabilmek için biraz Hint mitolojisi ve Hindistan tarihini bilmek gerekiyor. Büyülü gerçekçilik akımının en güzel kitaplarından biri. Hindistan'a adanmış ve onun için yakılmış bir ağıt bu kitap.

    25 eylül 15:03


    829. sabahattin ali - (link: http://www.ebrubektasoglu.com/yazi/kurk-mantolu-madonnadan-24-muhtesem-alinti/ kürk mantolu madonna)

    25 eylül 12:57

    828. *Anna Karenina

    Dostoyevski varken Tolstoy ne ki diyen bana lafımı çok güzel yedirtmiş olan roman. Sanırım Tolstoy'da biraz didaktizm var, hadi dine inanalım doğru yol tavrı bana batıyor Tolstoy'da. Bu romanda aslında Anna Karenina en fazla yüzde 40 falandır, aslında hikaye Levin'in hikayesi. Yaptığım araştırmalara göre yaygın bir hikayeden yola çıkarak ve ( biraz da ilgi duyulsun diye) Anna Karenina koymuş adını Tolstoy. Kitapta en sevdiğim karakter tartışmasız Anna'ydı, sanırım onunkine benzer bir tecrübeden geçtiğim için ( kararsızlığı, içsel bunalımı, çelişkilileri ile) çok sevdim onu. Kusursuz olduğu için değil. Kitap da aslında ilişkiler üzerine olmaktan çok hayat, varoluş sancıları ( özellikle Levin'in) , Rus Devrimin izleri, soyluların ikiyüzlülükleri, o dönemdeki kadınların okuması ( azıcık feminizm diyebiliriz)üzerine. Bazen Tolstoy'un bazı görüşlerine o kadar şaşırdım ki bu dönemde nasıl bunları düşünmüş, o yüzden Tolstoy Tolstoy herhalde dedim. 

    -Spoiler-

    Anna 21. yy'da yaşasaydın bir terapi görürdün ( bu tehlikeli kaygılı bağlanman nedeniyle) , işin gücün olur, meşguliyetim olur, hayat amacını evlen, çocuk yap, evlenmeyi karşı tarafın boyundurluğu altına girmek olarak görmezdin. Kocanı da zorla boşar Vronskiyle de keyif çatardın (birlikteliklerinde çift terapisi alırlardı). Gerçi Anna da, kendi kıskançlığını dizginlemek için bir sürü kitap okudu, ahlaksızlığın ürünü olarak gördüğü kızını reddetti ama vermek istediği sevgisini başka birine verdin.   Hikayede Levin Kiti'yi ideal birliktelik olarak gösterse de ( bence değil açıklicam) ben kadınların bu kadar boynu bükük, kendi isteklerinden habersiz, eğitimsiz, bağımlı halinin insan ilişkileri üzerinden patlaması olarak görüyorum. Anna'yı da Tolstoy sanki biraz Lilith gibi göstermeye çalışmış, herkes aşık oluyor falan. Levin ise hikaye boyunca tehlike işaretleri verdi bana. Kitabın sonuna doğru intihar edecekti, Anna'yı görünce Kiti'yi unuttu, yine de gerçek bir karakterdi. Anna'nın intiharının nedeni sadece Vronskiy'in sevgisinin azlığı falan değildi, toplum olarak yaşamak istediği gibi yaşayan bir kadın olduğu için onu dışladılar. Düşmüş kadın oldu, alay konusu oldu, Vronskiy ise seçimlerde elini kollunu sallaya sallaya dolaştı hatta seçimi etkiledi. Dediğim gibi kadın ne kadar hayatını bir erkeğin sevgisi üzerine kurar ( kurmak zorunda bırakılırsa) o kadar yıkılıyor. Vronskiy'i etkileyen bir şey yok ( elbette kariyerinden vazgeçti ama itibarı gitmedi). Vronskiy, Anna boşansa da boşanmasa da çok tınmadı, anca kızı soyadını alsın diye uğraştı yoksa Anna ile evlensin evlenmesin çok da tın. Anna ise aşağılandıkça dibe battı.

    İdeal düzendeki Kiti bile özgür değil, anca evlensin  , evlenme teklifi beklesin, çocuk doğursun, genç erkeklerle konuşursa Levin kıskançlık krizine girsin. Vronskiy teklif etçek diye Levin'i reddettin sonra kimse olmayınca Levin'e geri döndün. Tamam haksızlıktı biraz,  o da hastalandığı sırada varoluş sancılarına girdi ve Levin'i isteyerek kabul etti ( zaten hayatımda gördüğüm en iyi evlilik teklifiydi) ama işte şu kadınların ehm möhm hiçbir siyasi, felsefi ,fikir işlerine bulaşmayıp bütün gün güzel olsun ,çocuk baksın ,çocukla ilgilensin, sosyetede boy göstersin tavrı sinirimi bozuyor. Tabi o zamanlar öyle, ama al bak insanlar istediği gibi yaşamadığında böyle oluyor!

    Spoiler bitti-

    19 eylül 19:46 19 eylül 19:48

    827. En son Sevgi neredeyse tanrı oradadır kitabını okudum. Tolstoy, yine çok güzel yazmış...

    Su an da İngilizce çalışıyorum ve yardımcı olsun diye Frenkestein'ı ingilizce olarak okuyorum. Şu anki ilerleyişi fena değil. Seviyesi biraz daha kolay diye bundan başladım

    16 eylül 22:06