sorular içinde ara
yeni soru sor
son sorular
son cevaplar
kategoriler
  • süslü
  • moda alışveriş
  • kuaför & güzellik merkezi
  • sağlık
  • spor
  • gönül işleri
  • aile arkadaş ilişkileri
  • cinsellik
  • eğitim & kariyer
  • seyahat
  • pet
  • sanat
  • bürokrasi
  • diğer
girdi yaz
medya ekle
  • linki kopyala
  • şikayet et
  • girdiler (1)
  • medya (0)

1. insanları tanıdıkça artık inancımı kaybettiğim şey. yok yani, kaç senelik iş ve uğraş hayatımda her türlüsünü denedim. eşit statülerde olduk... ben ast oldum, üst oldum, her seviyede denedik bunu. her profesyonelin yapacağı gibi hatayı önce kendimde aramayı bırakalı da çok oldu.

bütün istek, şevk ve pozitifliğimle gidiyorum. esnek olabiliyorum, karşı tarafta bunu göremiyorum. şunu düşünmeye başladım: insanlar ya emir almaya ya da emir vermeye odaklı. bu ikisinin arasında bir nokta yok. ve bu iki kavram da takım çalışmasından çok farklı bir şey.

ya gıcık patron, geçimi zor insan dedikleri kişi olup bir şeyleri birilerinin başına vura vura yaptıracaksın (yani ezeceksin); ya da böyle bir patronun/kişinin karşısında iş yapan (ezilen) sen olacaksın. keza eşit seviyede çalışılan gruplarda da birileri öne çıkıp illa bir şeyleri dikte edecek. bu da demek oluyor ki birileri orada eşitlik kavramını tanımayacak. başkalarının fikrini önemsemeyecek, "yapalım mı, edelim mi" diye sormayacak. "bence" sözcüğünü kullanmayacak. kısaca karşısındakine önem filan vermeyecek. "duyguları incinir mi acaba" diye düşünmeyecek, empatiyle hareket etmeyecek. bunlar da bana göre değil.

emir almadığım gibi hiçkimseye emir vermeyi de sevmiyorum. sorun da burada başlıyor... dominant ya da pasif uçta değil, dengeli bir tutuma inanıyorum. fakat hayat pek de böyle işlemiyor.

bütün pozitif enerjimi karşı tarafa geçirebildiğimi, motive edebildiğimi düşünüyorum. ama karşı tarafın işte gönlü olmayınca, içinde yoksa, saçından başından pozitiflik motivasyon fışkırsın isterse. birlikte ortak bir şeyler yaratmak, başarıya ulaşmak mümkün değil. böyle bir kaygısı yok çoğu kişinin. başarılan işten sanki onun hiçbir payı olmayacakmış gibi, kredisi, maddi karşılığı verilmeyecekmiş gibi. bense bunun adını tembellikten, umursamazlıktan başka bir şey koyamıyorum. insanlar ya çalışmamayı, hiçbir şey yapmamayı, ya da tek başlarına olmayı yahut tek başına duran ve herkesten her şeyi kendi istediği gibi yapmasını talep eden bir patron modunda takılıyor. patronluk ve liderliğin çok farklı kavramlar olduğuna inanıyorum.

kişiler öte yandan bir amaca ya da işe kendi gönüllerinden gelerek inanmıyorsa ya da umursamıyorsa o şeyi, istediğin kadar hoşgörü, esneklik vs. kullan. iş olmuyor. insanların çoğunun kısaca bir başkasıyla ortak bir şeyler üretme gibi bir derdi ya da arzusu yok.

sanki de zorlayan varmış gibi hep zoraki!...

27 aralık 2018 19:42