girdi yaz
medya ekle
  • linki kopyala
  • şikayet et
  • girdiler (1)
  • medya (0)

1. Film 16 yasında bir kızın modellik endüstrisine adım atmasıyla başlıyor. Hiçbir yeteneği olmadığını ama güzelliğinden para kazanabileceğini düşünüyor, nitekim de öyle oluyor ünlü photographerları designerları büyüleyerek basamakları onar onar çıkıyor. Endüstrinin klişeleri de burada devreye giriyor, ajansının dikkatini çektiği kadar diğer modellerin de dikkatini çekiyor. Kıskançlık, hırs gibi kelimeler basit olur; kasabalarında "en" olarak görülmüş, gıpta edilmiş kızların kendileri gibi yüzlerce kız arasında eskisi gibi parlayamaması, her zaman en güzel olarak muamele görmüşken photographerlar için diğerlerinden bir farklarının olmamasını kaldıramamaları. Kıçımızı yaydığımız yerden "kıskanıyolaaaaa" demek kolay.

-SPOILERSPOILERSPOILER-

Monarch, nekrofili, pedofili ve kanibalizm barındıran filmde en azından başrol klişelerden kurtarılmış. Kendinin farkında olmayan saf kasabalı kız değil, masum görüntüsünün altında yatan potansiyelini, arzularını biliyor. Güzel olduğunun farkındaydı, effortless görüntüsünün daha da çektiğini bildiği için habersizmiş gibi davranıyordu ama ilah gibi hissediyordu ikinci tuvalet sahnesinden beri.

Görüntü yönetmeni Natasha Braier harika bir iş çıkartmış bence, film "klişelere eleştiri baabında çekilmiş klişe" şeklinde ilerlese de renkler tasarımlar dekorlar kurtarmış. Sembolizm bakımından da pek iç açıcı değildi, basit bir Kubrick kopyasından öteye gitmedi, mistisizm; odaya giren aslan, Ruby'nin odasındaki aslan postu (aslında kızı en baştan beri kontrol ediyormuş, kıza vision atan da Ruby), Jesse'yi güzellikleri için yemeleri ve Ruby'nin ay ışığında soyunması (ayini tamamlaması), Gigi'nin bunu kaldıramaması ama Sarah'nın muhteşem bir "köle" olması vs bunlar başarılıydı evet ama oturmamıştı, filmin aurasında hafiflik vardı. Oyuncu seçimlerindeki başarısızlık buna sebebiyet vermiş olabilir.

Elle Fanning'e kıyak geçilmiş gibi geldi, skinny fat denilen tipte bir kız sonuçta ama yönetmenin bir diğer eleştirisi de olabilir tabii. Endüstri öyle yapaylaşmış, fertleri öyle insanlıktan çıkmış ki ortalama üstü basit bir kız bile fark yaratabiliyor. Fark yaratmak için yapılan her şey aslında aynılaştırıyor. Detayci, atifci bir adamin kiz saclarinin dogal oldugunu soylerken dip boyasinin gelmia olmasini atlama ihtimali olamaz. Gigi'yi oynayan oyuncunun gercek sarisin olmasi vs. Elle fanning'e gecilmis bir kiyakti.

Podyum sahnesi Black Swan'a selam çakıyordu kızımız dönüşüme girip dark side ı tadıyor, ilk defa. Aslında 16 - 19 yalanını "seçmesi", Sarah'ya kendini kötü hissettireceğini bilmesine rağmen zaferinden aldığı tadı anlatması var önce ama bu; club sahnesindeki ritüelden sonra Jesse'nin girdiği Monarch. Tabii benim yıldızım Jena Malone'du. Ruby kızı vaadettiği gelecekten olsa gerek covenine soktu, reddedilince Elizabeth Bathory banyosu yaptı kendine. Jena, Endüstrinin çarkı beslenmediğinde ne kadar acımasız olduğunu geçişlerinde harika yansıttı. Sadece Keanu Reeves'e anlam veremedim, karakterinin pek bir numarası yoktu.

Peki bu filmi nasıl beğenebilirdim? Tecavüze gelen kişi, Jesse'nin postaladığı Dean olsaydı.

Çok uzattım filmin odağı doğallığa övgü, yapaylığa eleştiri değildi bence. Çok yüzeysel olur. Modern taklitlerimizin altında yatan taş devrinden beri değişmeyen ilkelliğimiz, paketimizi ne kadar modifiye edersek edelim doğamızdaki vahşet. Anlatılmak istenen buydu. Ama yönetmen odağı saptırdıkça saptırdı, hiçbir şey anlatmıyor şeklinde gelen yorumlar buradan kaynaklanıyor. O kadar çok şey verip içini size doldurtuyor ki ne vermiş anlamıyorsunuz.

Daha önce Valhalla Rising ve Drive'i izledim Nicholas Winding Refn'den, the Neon Demon kesinlikle altlarında kaldı.

27 eylül 2017 17:13 19 ekim 2017 01:16