yeni
popüler
    sorular içinde ara
    yeni soru sor
    son sorular
    son cevaplar
    kategoriler
    • süslü
    • moda alışveriş
    • kuaför & güzellik merkezi
    • sağlık
    • spor
    • gönül işleri
    • aile arkadaş ilişkileri
    • cinsellik
    • eğitim & kariyer
    • seyahat
    • pet
    • sanat
    • bürokrasi
    • diğer
    girdi yaz
    medya ekle
    • linki kopyala
    • şikayet et
    • girdiler (13)
    • medya (0)

    13. Öncelikle yurtdışına adapte olmanın çok kişisel bir konu olduğunu düşünüyorum. Kimileri çevresinin, kişiliğinin ve daha önceki tecrübelerinin yardımıyla çok kısa sürede adapte okurken kimisi psikolojik açıdan çok zorlanıyor, dolayısıyla girdileri okurken tek taraflı bakmamak lazım diye düşünüyorum.

    1.5 yıldır İsveç'te yaşıyoruz eşimle. Benim işim sebebiyle geldik, eşim sonradan burda iş buldu. Olumlu ve olumsuz taraflarını kendimce yazmak istiyorum ben de.

    Öncelikle olumsuzlardan bahsetmem gerekirse, beni en zorlayan şey servis sektörü ve sağlık sektörünün alıştığımız gibi olmaması. En ufak bir elektrikli eşya arızasını tamir ettirmek büyük bir çile oluyor çoğu zaman. Sağlık sistemi içinse şunu söylicem, işyerinde bir arkadaşımın bacağı çeşitli yerlerinden kırıldı ve ağrı kesici iğne bile yapılmadan acilde tam 6 saat acılar içinde beklemek zorunda kaldı. Çünkü doktor yok, sistem çok yavaş vs vs. Ha Türkiyedeki sistem daha mı iyi bilemem, herkes zırt pırt doktora gidiyor ve dünya kadar ilaç israfı oluyor o ayrı bir konu. Bunlar gündelik olarak yaşadığım ufak tefek sıkıntılar. Ama iyi tarafı şu ki kendi kendime iş bitirebilmeyi öğrendim koca evi kendimiz kurduk resmen.d

    Kiralık ev bulmak çok zor. Bir sistem var her ay para ödeyip sıraya girip kiralık evleri ilk görme hakkına sahip oluyorsunuz, yok eğer ikinci kişilerden kiralarsanız da çok daha fazla kira ödemeniz gerekiyor. Bu ve benzeri durumlar Türkiyede alışık olduğumuz konfor alanının çok dışında.

    İş bulmak zor diye birşey diyemeyeceğim çünkü turkiyede de cok zor, hele ki yabancılar için dil bilmeden iş bulmak imkansız neredeyse. O açıdan bir fark yok.

    Olumlu taraflarına gelecek olursak herkesin bildiği medeniyet, çevreye hayvan haklarına duyarlılık, paranın değerliliği falan bunları geçiyorum zaten İsveç bu konularda zirve yapmış bir ülke. iyi çalışan bir sendika sistemi var. Sendika çalışanların öyle arkasında duruyor ki, insan gerçekten kendini güvende hissediyor. Maaş zammı mı istiyorsun, arıyorsun sendikayı seninle oturup yol haritası çiziyorlar, senin adına şirketle görüşüyorlar vs. Müdürün mobbing mi yaptı, psikolojin mi bozuldu, 1 aya kadar kafa izni alabiliyorsun ücretli. Bunu suistimal edenler de oluyor tabi ama şirket kesinlikle sana yaptırım uygulayamıyor bu destekler için (en azından benim çalıştığım yer öyle). Bütün bunlar gördüğüm kadarıyla isveç için geçerli, almanyada böyle olduğunu pek sanmıyorum.

    Şahsen ırkçılık namına hiç kötü bir tecrübe yaşamadım veya Türk olduğum için yargılandığımı da hissetmedim. Ancak günün birinde örneğin bir konuda mahkemelik falan olursam bir İsveçliyle aynı kefeye konmayacağımın da farkındayım.

    İklim soğuk evet ama ankarada uzun yıllar yaşamış biri olarak çok da etkilemedi:)

    Burada ne kadar kalacağız bilmiyorum ama ailemizi ve arkadaşlarımızı o kadar özlüyoruz ki herşeyin üstünde bu özlem duygusu var. Bir noktadan sonra hiçbir şey insanın sevdikleriyle geçireceği vakitten daha değerli olmuyor.

    İlk bir yılki sancılı süreç, tüm o kağıt işleri, banka hesabı açtırmalar (benimki 2 ay sürdü de) vs vs insanı canından bezdirse de, kesinlikle imkanınız varsa tecrübe edinmek açısından tavsiye ederim.

    15 mayıs 11:20

    12. Her gün daha çok aklıma gelen eylem. Bunda mezuniyetin yaklaşması ve bu ülkenin de bu ülkedeki geleceğimden de endişe etmem rol oynuyor. Ben toz pembe düşünemiyorum canım kanım vatanım diyemiyorum, eğer huzurlu değilsem,mutlu değilsem, aynı şartlarda daha iyi yaşamın mümkün olduğunu biliyorsam... bu aynı senin mahallende bim olup da alt mahalledeki macro centera gidememeye benziyor. Ama yurtdışında yaşama konusunda da tozpembe düşünmüyorum çünkü bizzat annemler hollandada yaşayıp en son 84te kesin dönüş yapmışlar. Hollanda-almanya gibi ülkelerin sanayi için işçi aldığı dönemde gitmişler aslında amaç türkiyede menenjit olduğu fark edilmeyip kalıcı beyin hasarı olan teyzemin bir şekilde belki orda tedavisi olur diyeymiş.Dedemler patates cipsi fabrikasında işçiymiş anneannemle vardiyalı çalışıyorlarmış. Evde hep türkçe konuşurlarmış kendi dillerini unutmamak için. Fabrikada en kötü en zorlukla yapılacak işleri gurbetçilere verirlermiş.  Ama teyzemin zihinsel engelli olduğundan dolayı tek katlı bahçeli ev vermişler daha rahat yaşasınlar diye ki 84ten çok çok daha önceki dönemden bahsediyorum annem 68li. Burda bunu kim yapar, hala bağlattıkları işsizlik maaşını alıyorlar mesela; kendi ülkesinde doğmamış, o ülkeye fayda vermemiş, orda hastalanmamış birine hala ödeme yapıyorlar. Yine her gün servisle rehabilitasyon yerine götürüp getirilirmiş. Yemek yemeyi, tuvalet alışkanlığını, giysilerini giymeyi orda öğrenmiş. Türkiyede daha menenjit tanısı koyamamışlar bırak rehabilitasyonu. Hatırlatıyorum sene 70ler. Birgün bir şekilde teyzem evden kaçmış, onu evinin bahçesinde otururken bulan kişi hemen polise haber vermiş bulunmuş. Türkiyede olsa neler gelirdi başına tahmin edebiliyorum. Öte yandan babamın dedesi, atatürkü görmüş cephede savaşmış. Hayvanların dışkısından buğdayı toplayıp yedikleri olurmuş savaş döneminde. İki taraftan da o kadar çarpıcı şeyler dinliyorum ki evet biliyorum bu vatan kolay kurtulmadı evet biliyorum nereye gitsem mülteci olacağım ama ben daha insancıl koşullarda yaşamayı hak ettiğimi, hak ettiğimizi düşünüyorum. İmkanım olsa giderim yalan değil, keşke tıp yerine mühendislik seçseydim o zaman master vs diye daha kolay olurdu bunu net biliyorum. Umarım çıkabilirim bu kafesin içinden çünkü türkiyede ortalama bir hayat için bile inanılmaz didinmek gerekiyor ve daha olası bir hayat varken bunları çekmek bana anlamsız geliyor.

    11 mayıs 00:28

    11. en büyük hayalim ve misyonum. tarihimi ve atalarımı çok seviyorum ama ülkede yaşadığım dönem nedeniyle kendimi kendi kültürümüze o kadar dışlanmış hissediyorum ki. sanki olduğum insan için herkes beni yargılıyormuş gibi. yapayalnızmışım gibi... buna ailevi meseleler falan da eklenince sanki olmam gereken yer burası değil gibi hissediyorum. bu tabiki gençkenki düşüncelerim ve hislerim hiç belli olmaz hayatın ne getireceği.

    10 mayıs 22:31

    10. yurtdışında yaşamak, yurtdışında doğmuş olsaydım çok daha olay olurdu. ne adaptasyon, ne dil sorunu, mis gibi olurdu. vatanımı milletimi çok seviyorum. fakat bu ülkenin kurallarının daha doğrusu kuralsızlığının, bireycilk karşıtlığının ve adalet algısının, bana uymadığını her gün görüyorum. bunu söyleyince snobluk olarak algılanıyor ama eminim kimsenin kimseye karışmadığı, içiçe geçmiş ilişkilerin olmadığı, sadece kendi başarınla bir yere geldiğin bir yerde eminim daha mutlu olurdum.

    10 mayıs 10:18

    9. yaşadıkları ülkeyi belirtmeden o ülke tek "yurtdışı" imiş gibi yorum yapanların olduğu başlık. bakın arkadaşlar güneydoğu asya var, afrika var, orta amerika var... yaklaşık 200 tane ülke yüzbinlerce şehir var... sizin x ülkesi deneyiminiz bir şekilde olabilir ama bu genel olarak yurt dışında yaşamanın o şekilde olacağı anlamına gelmez. almanya'da yaşamak diyebilirsiniz mesela.

    10 mayıs 02:33

    8. Hollanda ve Almanya gibi hali hazirda turk gocmen sayisi yuksek olan ve haliyle on yarginin bulundugu ulkeler uzerinden genelleme yapmanin dogru olmadigini dusunuyorum. Ayrica bir ulkede calismak icin o ulkenin ana dilini bilmenin bir gereklilik olmasindan daha dogal bir sey yok, bunun elestirilmesi bana cok garip geldi. Sirf insanlarin ingilizce konusabiliyor olmasi bir isyerinde konusmalarin ingilizce yapilmasina baglanamaz. Turkiyede is bulan yabancilar da catir cutur turkce konusmaya basliyorlar (kendi sirketimde birden fazla ornegini gordum). Cok uzun bir yazi yazmak istemiyorum ama burada elestirilen cogu sey ulkelerin kulturel ozellikleri ve sirf size uymuyor diye elestirmek bir tik komik geldi bana, en basitinden amerikada 6dan sonra acik bin tane yer bulabilirsiniz eglence hayati da cok iyidir ve amerikalilarin istemedigi isleri degil yapamadigi isleri gayet guzel konumlarda calisarak saygi gorerek yaparsiniz. Yurtdisinda yasamanin eksileri de artilari da var ama tamamen olumsuz yaklasmak gercekci degil, sadece yurtdisina tasinmak herkesin yapabilecegi/kaldirabilecegi bir sey degil. 

    10 mayıs 00:28

    7. İşin özü eger Türkiye’de iyi bir hayatınız varsa eksi sözlükte yazılanlara inanıp da gelmeyin derim. Aç açıkta iseniz tabii şansınızı deneyin. Yurtdısı tecrübesi kişisel olarak sizi geliştirir ama iş hayatınıza bir katkısı bence olmaz cunku Türkiye yetenek bazlı işe yerleştirme yapılan bir yer değil referans Network daha çok iş görür.  Gözden ırak olan gönülden de ırak olur arkadaşlar. İlerde Türkiye’ye dönmek isterseniz Belki glıbal şirketin Türkiye’deki bir pozisyonu açık olur ve işe alım sürecine Avrupa insan kaynakları müdahil olursa yetenek havuzundan sizi görür ve mülakata çağırırlar ve bu tecrübeye değer verirler. Onun dışında çvye bakıp da “oo yurtdısı hadi çağıralım” diyeceklerini sanmıyorum zaten CVye bakmıyorlar biliyoruz. 

    Avrupa ülkeleri gözünü Türkiye’ye diktiyse bir sebebi var süslüler. Bunlar sistematik insanlar ve kanunları çok net. İşe alımda önce ülkene bakacaksın, sonra diğer ab ülkelerine bakacaksın bulamadıysan 3. Ülkelerden getirebilirsin. Yani bu ne demek? İyi işleri iyi şirketleri Almanlar kapıyor demek. Türkiye’den giden adamlar zaten iyi üniversiteden mezun elinde sertifikası dili ve global büyük şirket tecrübesi olan adamlar. Bu adamı alıyorlar gelişmekte olan, iyi yönetilemeyen şirketlere koyuyorlar. Neden? Bir lokal niye zorluk çeksin? Zaten aynı parayı kazanıyor adam. Bence teklifleri değerlendirirken şirketin size anlatılmayan yüzünü de düşünün. Kimse sevmeyeceği eşeğin önüne ot koymaz. 

     Eyyorlamam bu kadardır 

    Not: niye eksiliyorsunuz yahu? 

    9 mayıs 19:02 9 mayıs 20:55

    6. Kolaylıklarıyla, zorluklarıyla ama en önemlisi hiçbir şeyin ''lafta durduğu gibi olmadığı'' gerçeğini de göstererek, sizinle kendi deneyimimi paylaşayım. Benim gibi pek çok insan var, o yüzden herkesin deneyimleri ve yorumları tabii ki de kişisel, benimkiler de öyle.

    Öncelikle şunu söyleyeyim, olumlu yanlarından bahsetmeyeceğim çünkü onları hepimiz biliyoruz. Ama çoğu kişi aynanın diğer yüzünü bilmiyor.

    Öncelikle yurtdışına taşınmak isteyenleri çok iyi anlayabiliyorum. Ben İstanbulluyum kökenden, üniversiteyi bitirene kadar da İstanbuldaydım. Yaklaşık 1.5 sene önce eşimin iş fırsatı bulması ile Hollandaya taşındık. Üniversitede ortalamayı tutturamadığım için gidemediğim Erasmus bana hep bir ukte olmuştu, o yüzden mutlaka hayatımın bir döneminde yurtdışında yaşama deneyimini kazanmak istiyordum. Şunu belirtmeliyim ki hiçbir zaman Türkiyeyi tamamen bırakmayı düşünmedim düşünmem de.

    Benim taşınma sebebim tam olarak "deneyim" kazanmak ve bakış açımı genişletmekti. Bu açıdan gerçekten ama gerçekten bakış açım inanılmaz değişti diyebilirim. Mesela biz Türkler Avrupayı ne kadar da abartıyoruz ajdjdjfdfhj. Birkaç tane örnek vereyim. Türkiyede ya da başka dünya ülkelerinde, basında Hollandanın rüzgar enerjisini ne kadar iyi kullandığı, dikey tarlalar filan yaptığı, uyuşturucu ve halüsinojenlerin serbest olmasının özgürlükle ilişkilendirildiği vb. haberler yapılır sıklıkla. Şimdi olaya Hollandanın kendi içerisinden bakıyoruz mesela; Öncelikle rüzgar gülleri oldukça fazla evet doğru. Ancak bu ülkenin enerjisinin oldukça düşük bir kısmını karşılıyor. Aynı zamanda Hollanda Avrupanın en kirli havasına sahip. Dikey tarlalar tabii ki de yapılır, çünkü ülkede dağı bırakın tepe bile yok. Adamlar başka napsın? Uyuşturucu vb özgürlüğü OK, ama bunu Hollandalılar hiç kullanmıyor - özgürlükle ilgisi yok. Bu tamamen bir turist atraksiyonu. Yasak olsa kullanımı kesin olurdu, anladınız siz onu dhffsdj. Bazı Hollandalılar hayatlarında denememiş bile.

    Gazımı alamam, devam ediyorum. Her yer 6 da kapanıyor. Bazı şehirlerde perşembeleri hariç. Bir süpermarket zinciri kalabalık şehirlerdeki şubelerini 10da kapatıyor ve 10dan sonra istisnasız söylüyorum ki, içecek su bulamazsınız. Ciddiyim, her yer kapalı, Amsterdam da dahil. Çok net. Benim hala alışamadığım bir durum bu mesela. Yiyecek bir şey de bulamazsınız, eğer kızartılmiş kroket yemek istemiyorsanız. Yemek demişken, Hollandanın kendisine ait bir mutfağı olmadığı için - burası yanlış anlaşılmasın ben her zaman yeni tatlar ve mutfaklardan yemekler denemeye açık bir insanım - eğer evde yemeğiniz yoksa bildiğiniz yiyecek bir şey bulamıyorsunuz. Pizza söyleyebilirsiniz, ama pizzacı seçeneği az ve pizzalar çok ağır. Ne zaman yesem midemi mahvediyor. Onun haricinde Thai Wok vb var ama hiçbirini tavsiye etmem. Her şey çok yağlı ve soslu.

    Yemek demişken... Hani Türkiyede öğlen yemeği kavramı vardır ya, heh o burada yok. Öğle araları yarım saat olarak hesaplanıyor ve hollandalılar öğlenleri bildiğiniz dandik tost ekmeğinin arasında kaşara benzeyen kendi peynirlerinden koyup her gün yavan yavan bunu yiyorlar. Hiçbir şirkette (ülke totalinde 10 tane istisna vardır maksimum herhalde) yemekhane veya yemek parası gibi bir durum yok. Baya beslenme çantanızla gidiyorsunuz. Bu demek oluyor ki haftaiçi yapmanız gereken yemek sayısı en az 2 katına çıkıyor. Eşiniz de var, ona da yapıyorsunuz. Her yemeği de yanınızda götüremezsiniz, yani kim sulu yemek götürebilir ki yanında sürekli. Dışarıdan da sipariş etmeye kalkışırsanız dandirik sandviçler var hep. Her gün yenmez yani.

    1 seneden fazla süre Hollandada iş aradım. Tecrübem 1 sene kadardı. Mesela Hollanda tecrübeye önem veren, Almanya ise diplomaya önem veren bir ülke. O yüzden Hollandada iş bulmak benim için çok zor oldu ve olmaya devam edecek (!). Kontratım 1 aya bitiyor, çok çirkin bir şirkette çalışıyorum detaylarına girmek dahi istemiyorum. Kibarlığımla hediye aldığım müdür neden aldın ki diye hesap sormuştu, hatırlıyorum. Lokal Hollandalılar çok garip. Benimki de bir aile şirketi zaten. Bulunduğum şirkette türkler var ama türk demeye bin şahit ister ashdgdhfgd Neyse ayrılıyorum bu şirketten, ne onlar beni istiyor ne ben onları. Hollandacayı hala akıcı iş dilinde konuşamadığım için iş bulmakta (staj bulmakta bile) inanılmaz zorlanıyorum. Dünyanın en çok ingilizce konuşan ülkesi evet, ama çalışmaya gelince olaylar öyle değil haberiniz ola - yanlış anlaşılmasın. En azından bir beyaz yakalı olacaksanız yani.

    Ayrıca ben şunu fark ettim, Türkiyeyi sürekli bir yerlerle karşılaştırmayı bırakırsak iyi olur. Mesela Hollanda küçücük, toplam nüfusu İstanbuldan 1 milyon fazla olan, komşuları ingiltere belçika almanya filan olan bir ülkede. Zamanında ve şu anda da mevcut sömürgeleri var. Ekonomilerinin gücü bu sömürgelerden geliyor. Bu sömürgeler sayesinde bu günlere gelmişler. İklimleri bambaşka, aslında tek tip. Bir tane bile dağ yok ülkede ve nüfus tamamen kontrol edilebiliyor, o yüzden tahmin edebileceğiniz her şey çok kolay, bisiklet yolları mesela, ya da genel işsizlik oranının çok düşük olması. Ülkede dağ yok lan, bisiklet yolu yapmak kaymak gibi iş yani :D sonra diyoruz ki ay neden Türkiyede yok. Her yer dağ bayır memlekette nasıl olsun?

    Şimdi size vurucu, bomba bir gerçeği daha anlatarak konuyu kapatıyorum. Ekşi sözlükte Hollandanın sağlık sisteminin ne kadar boktan ve korkunç olduğunu (hatta bence sistem filan yok, doktor da yok) okuyabilirsiniz. Gelelim çocuk yapmaya... Burada herkes evde doğum yapıyor. Eğer doktorunuz sizin kesinlikle (ki bunun eşiği çok yüksektir) hastanede doğum yapmanız gerektiğini söylüyorsa hastanede yapabilirsiniz. Öbür türlü normal koşullarda size bir ebe atanır ve evde doğum yaparsınız. Hayır, para işe yaramaz :D yani hollanda devlet bakanı bile evde yapıyor olabilir aahaha. Türkiyedeki süslü puslu doğumları düşünüyorum da. Hani, paranız olsa da yapamıyorsunuz düşünün artık. Çünkü öyle bir hastane yok :D sağlık ve risk tarafını tartışmıyorum bile :D

    Bu yazı uzar da gider, haliyle hatrı sayılır deneyimim oldu çünkü. Ama bir sonuç paragrafı yazmak gerekirse artık, hollandayı baz alarak söyleyebileceklerim şunlar;

    - Yurtdışı bir süre yaşamak için iyi bir fikir,

    - Ülkeleri birbiriyle karşılaştırmayın

    - Ne bekleyerek gittiğiniz çok önemli

    - Ben burada yaşayınca da (bu arada burada kimsemiz yok, tek bir kişi bile) şunu anladım. Hepimizin bir ömrü var. Hayattaki en değerli şey de aile, arkadaşlar, sevdikleriniz. Eğer gerçekten değmeyecekse onlardan uzak kalmaya da değmez. Her şey gelip geçici.

    Edit 1: bir iki şey daha ekleyeyim. Eğlence hayatı yok. Yani İstanbulun gece hayatının gözünü seveyim. Varsa amsterdamda açık olan bir yerler vardır, onların da müziği hollandanın genel club müzik anlayışı olan elektrodur. Bir de latin müziği altında çaldıkları abuk subuk müzikler çalar. Kendisi latin müziği değildir. Ne dans edebilirsiniz, ne de dinlerken keyif alabilirsiniz. 

    Dışarıdasınız, açsınız. Akşam vakti. Ya McDonalds ya dandirik thai wok ya da marketten sandviç alın bulabilirseniz, geçmiş olsun. Öyle Türkiyedeki gibi kebapçıya, cafeye, tostçuya direkt oturayım vs yok. Bütün restaurantlar sanki hepsi Papermoon muşçasına rezervasyonla çalışır ve servis aşşşşırı yavaştır. Hani, aşşşırı. Fiyat/performans kötüdür. 

    Genel olarak satış elemanları kötüdür. Ayakkabı almaya giderseniz bir mağazaya Türkiyede mesela, ellerinden geleni yapar satış elemanları. Burada umrunda olmazsınız. Sizce olmuş mu diyebileceğiniz bir satış elemanı yok. Ya da buna benzer ayakkabı var mı dediğinizde getirebilecek birisi. Çünkü genelde satış elemanları da aşırı yavaş ve salla pati. Marketlerde filan bu nerede dediğinizde yerlerini bilmiyorlar. En büyük market zincirinin çalışanlarından bahsediyorum bir de. Müşteri hizmetleri genel olarak vasat.

     Edit 2: Aşağıdaki malum girdiler başlığın amacına hitap etmeyip, bana saldırı amacıyla yazılmıştır. Girdilerin kişisel olduğu ben belirtmesem bile - ki belirttim - burası anonim bir ortam olduğu için barizdir. Tabii ki anlamak isteyen anlamak istediği şekilde anlamıştır. Başta da yazdığım gibi bu yazının olumsuz yönleri belirteceğini söylemiştim. Girdilerinizi başkalarının girdilerine laf sokmak, ikiyüzlülük, ahlaksızlık vb. kişisel saldırı içerikli kelimeler kullanmak yerine başlığa uygun, kendi tanımınızı yapacak şekilde yazarsanız daha anlamlı olacaktır diye düşünüyorum. Özellikle ben bu kadar uzun yazıp emek harcamışken, yaptığınız saldırıyı doğru bulmuyorum. Olsun, ben hepinizi kucaklarım. :)

    9 mayıs 17:19 10 mayıs 16:59

    5. bu konu tekrar gündeme gelmişken deneyimimi paylaşmak isterim. kişiden kişiye oldukça farklılık göstereceği için anlatacaklarımın farklı düşünen ya da farklı deneyimleri olan insanları geçersiz kılmadığını üstüne basa basa ekleyeyim.

    sosyal fobim neredeyse geçmişte kalmış acı bir anılar bütünü haline geldi. hep giyilen kıyafet örneğini veririz ancak insanın bir "bütün" olarak hayatını yaşayış ve kendini ifade ediş biçiminin, başkaları tarafından bir kontrol alanı haline gelmemesi insanı kuş gibi rahatlatıyormuş. gözleri üzerinde hissetmemek, her eylemden önce "toplum rıza"sı almamak, herkesin kendi işine baktığını bilmek meğer ruhsal huzurun bir gerekliliğiymiş.

    sakin, parlamayan, duygusal dışavurum kontrolü elinde bir insana dönüşüyorum. türkiye hem insanı hem olayları ile bana histerik geliyor, agresifliği beni boğuyor. bu umarım yanlış anlaşılmaz, çünkü birkaç yıl önce histerik olan kişi bendim. şimdi görebiliyorum insanı kültürün ve bulunduğu ortamın nasıl etkilediğini. yüksek ses ve tartışma artık beni ürkütüyor, insanların çok kolay sinirlenmesi beni şaşırtıyor. erkek arkadaşımın istanbul'a gelip, havaalanından çıktıktan 10 dakika sonra sorduğu soru "herkes neden bu kadar sinirli ve bağırıyor?"du.

    bütçemi sarsmadan istediğim kadar et, balık tüketebiliyorum. yerel çiftçinin otla beslenen hayvanı, okyanustan çevre kuralları gözetilerek yakalanan somon. istediğim besin takviyesini almak için 3 ay düşünmüyorum. türkiye'de 4-5 "birim" paraya kim alıp tüketebilecek bunları? hadi karşılayabildiniz, kim bilir hangi ülkenin kendi halkına yedirmeyi göze alamadığı hastalıklı hayvanı. yahu en temel hakkımız, karnımızı doyurmak. bu benim gerçekten ağrıma gidiyor. (link: https://bigthink.com/strange-maps/two-maps-and-one-graph-comparing-obesity-in-america-and-europe obezitede artık teksas, kentucky gibi) feleği şaşmış yerlerle yarışıyoruz.

    her gün çılgın atıp, yeni heyecanlar mı yaşıyorum? hayır. spora gidip, arada bir iki müze, film görüp sessizce yaşıyorum. birkaç ayda bir başka şehri geziyorum. baktığımda eski hayatım ile bir farklılık bulamıyorum. ama huzur, huzur, huzur.

    ırkçılığa geleyim. dünya'nın en büyük, homojenize olmuş şehirlerinden birinde yaşıyorum. burada ırkçı olanın işi zor vallahi. karşılaştığın her insan farklı bir ırktan, milletten. e buyursun yapsın 7/24, hangi birine yetişecek. hiçbir sorun yaşamadım. aklı başında insan, birey ve devlet-hükümet ayrımı yapacak iq'ya sahip merak etmeyin. bana şunu cevaplayın: bir pakistanlı, hintli, ya da çinli'ye dudak mı büküyorsunuz yoksa karşınızdaki bireyi eğitimi, yaşayış biçimi, ve davranışlarına göre mi değerlendiriyorsunuz? eğer bu insanları default olarak beyninizde "negatif" olarak ilişkilendirmiş iseniz evet siz de "bana ırkçılık yapılacak şimdi" diye beklersiniz. etrafımdaki insanlar gerçekten donanımlı, topluma değer katan kişiler. aramızda "nereden geldiğimiz"in konuşması 5 dakikalık konu malzemesi olup geçiyor. türk olduğumu öğrenen insanlar genelde "ülkeni ziyaret ettim, çok güzeldi. siz bir örnekken şimdi diktatörlüğe doğru geçişinizi görmek üzücü." falan deyip geçiyorlar. kimse "hmmmm, pis türk uzak dur, remove kebab" diye bağırmaya başlamıyor. ha ayrıca biri bana kötü bakış atacak, triplenecek, ya da laf çarpacak hiiiiiiç umrumda değil. umrumda olan adalet, adalet, adalet. biri bana saldırsa, iş hayatımda ayrımcılığa uğrasam, başıma bir şey gelse adalete güvenecek miyim, hakkımı arayabilecek miyim? içimin rahat olması gereken şeyler bunlardır.

    biraz uzattım, ancak ruhu iyileştiren bir eylem. siz kendinize güvendikten, entegre olacağınızı bildikten sonra getirisi götürüsünden fazla olabiliyor. sözlüğü kanser gibi saran "kaynana, evlilik, tarot, evlilik, yüzük falı, evlilik, çeyiz, cinsel ilişki yaşayan patlaktır, evlilik" tayfaya önermem bir, onlar büyük bir kültür şoku yaşayabilir.

    ekleme yapayım, duramadım: bazen burada yazarların "yurt dışında hastalık durumunda ne yapacaksın, safety net yok, en azından türkiye'de ölmezsin" gibi yorumlarını okuyorum. eğer gelirinizin korkunç büyüklükteki payını devlete haraç veriyorsanız o sağlık sistemi ucuz ya da bedava olmuyor. devlet -ve bu türkiye'ye özgü bir durum değil- size hiçbir hizmeti bedava sağlamaz, bir şekilde fazlasıyla alınır ederi. (bkz: opportunity cost)

    7 mayıs 18:12 7 mayıs 18:48

    4. (link: https://www.youtube.com/watch?v=YluMTDNFTdI yurtdışında mutluluk var mı?)

    ex aşkım (gbkz: iphonedo)'cuğum şöyle bir video çekmiş. baya bir önce çekmiş ama ben yeni izledim. ilk defa yurtdışı ile alakalı bu kadar dürüst ve net tavsiyeler dinledim. efendim dolar kuru dalgası hepimizi sarsmışken, eğer aklınızın ucunda kıyısında yurtdışına taşınmak varsa (gizlinot: bence hepimizin var) bir izleyin derim.

    10 ağustos 2018 22:20