yeni
popüler
    sorular içinde ara
    yeni soru sor
    son sorular
    son cevaplar
    kategoriler
    • süslü
    • moda alışveriş
    • kuaför & güzellik merkezi
    • sağlık
    • spor
    • gönül işleri
    • aile arkadaş ilişkileri
    • cinsellik
    • eğitim & kariyer
    • seyahat
    • pet
    • sanat
    • bürokrasi
    • diğer
    girdi yaz
    medya ekle
    • linki kopyala
    • şikayet et
    • girdiler (41)
    • medya (1)

    41. 4 sene kyk yurdunda kaldım, tecrübelerimi paylaşayım.

    yurda giderken yanınıza almanız gereken şeyler:

    1)plastik terlik.

    ilk gün terliksiz gelenler çok zorluk çekiyo, yatağa uzanıp kalkarken her seferinde ayakkabı giyip çıkarmak gerekiyo, banyoya gitse duşa çıplak ayakla giriyo (banyolar pek temiz değil, milletin pedini çıkarıp yere attığı bi yer) rahat bir plastik terlik alın, hemşire terliği gibi kapalı olmasın, duştan sonra kurumuyo onlar, çoraplarınız yamyaş olur, bantlı olanlar hem çabuk kuruyo hem de havadar, ayaklarınız rahat eder.

    2)asmalı kilit.

    bunun anahtarını kaybedeceksiniz muhtemelen, yedek anahtarlı olsun, cüzdanınıza, yastık kılıfının içine falan koyarsınız. kaybederseniz görevliye söylüyosunuz, gelip kilidi kırıyo ama mesai saatleri içinde.

    3)alez.

    daha önce başkasının kullandığı yatağa yatacaksınız sonuçta, çok eskiyse sarı lekeler oluyo, kan lekesi de olabiliyo. alez kullanırsanız siz de yatağı kirletmemiş olursunuz hem.

    4)kupa, tabak, çatal, bıçak ve kaşık.

    5)çengelli iğne.

    çarşaflar lastiksizdi en son, değiştiğini sanmıyorum, yatarken mutlaka yerinden çıkardı, çengelli iğne ile alttan iğnelerseniz rahat edersiniz ama çengelli iğne döşeğin yanlarında değil altında kalmalı, yerinden çıkabiliyo bazen, uyku sersemliğiyle dönerken bi yerinize batabilir.

    6)kanguru.

    dolabınız çok küçük olacak, en verimli şekilde kullanmanız gerek. kanguruyu kapağa asıp içine sık kullandığınız şeyleri koyabilirsiniz.

    az sayıda rulo içeren tuvalet kağıtları pahalı, dolap üstünde yeterince yer var, 32'li alıp dolap üstüne koyabilirsiniz. sıvı sabunu da bikaç litrelik alsanız iyi olur.

    ortaklaşa kettle alınıp kullanılır genelde, o kettle'ı idare görecek ve el koyacak, çok pahalı bi şey almayın o yüzden, sinbo'nun en ucuz modelini alabilirsiniz, markasız çok adi kettle'lar var, bazıları kaynarken buram buram yanık kokusu geliyo, elektrik çarpabilir veya patlarsa yanabilirsiniz. üçlü fiş almanız gerek bir de.

    çamaşır makineleri büyük oluyo, tek kişinin açık veya koyu renklileri kesinlikle doldurmuyo, uzun süre yetecek kadar iç çamaşırı alırsanız arkadaşınızla anlaşıp iç çamaşırları hariç kirli çamaşırlarınızı biriktirip birlikte verebilirsiniz, iç çamaşırlarını da ayda bir defa kendi kıyafetlerinizle yıkatırsınız.

    kurutma makinesi tüm çamaşırları berbat ediyo, sütyen ve külotların lastikleri gevşiyo, bir yılda kullanılamayacak hale geliyo, diğer kıyafetleri de çok yıpratıyo. çamaşır asma yeri olur, kurutmaya vermeyip oraya asarsanız da çalınma riski var. ben şöyle yapıyodum, tüm gün yurtta olacağım veya odanın tüm gün dolu olacağı bir gün sabah alacak şekilde çamaşırlarımı veriyodum, sabah ıslak çamaşırlarımı yatağın başına ve yorganımın üstüne seriyodum, arada saç kurutma makinesini üstlerine tutuyodum, yazın cam açık kuruyo, kışsa kalorifer gürül gürül yanıyo, yine kuruyo, yorgan çok nemliyse yatmadan önce yine saç kurutma makinesiyle kurutuyodum.

    kantin belli bir saatten sonra kapanıyo, buzdolabına konması gerekmeyen yiyeceklerden alıp dolabınıza koyun, gece acıkırsanız yersiniz.

    4 veya 6 kişi bir odada yaşayacaksınız, devamlı dipdibe olunca kısa sürede samimi oluyosunuz, bu sürede sınırlarınızı iyi çizmeniz gerek, rahatsız olduğunuz şeyleri belirtmeniz ve karşınızdakine de saygılı olmanız gerek.

    kimi top atsan uyanmaz ama geri kalanlar için gece ışık ve gürültü en büyük problem, tartışmalar bundan çıkar genelde. her odanın farklı kuralları vardır, kimi odada herkes uyuyana kadar ışık açıktır, önce uyuyan uyku bandını takıp yatar, kiminde 12'de kapanır vs. bunları oturup kararlaştırmanız gerek. tabi ilk günden "hadi kuralları belirleyelim" demeyin, zamanla yaşadıkça "şunu şöyle yapalım, bunu böyle yapalım" diye konuşulur. anlaşamıyosanız da odanızı değiştirirsiniz olur biter.

    ben kıyafetlerimi başkasının giymesinden hoşlanmam, güvendiğim ve temizliğinden emin olduğum bir iki kişiye bir iki kere ödünç vermişimdir, o da günlük kullanıma değil de iş görüşmesi, doğumgünü partisi vs. için, verdiğime pişman olmadım çok şükür. en büyük tartışma nedenlerinden birisi de budur. saçmasapan insanlar kıyafet alır pis kokulu veya lekeli şekilde iade eder, hor kullanır, dikişlerini genişletir, ayakları kokar, ayakkabı alır, sonraki 3 gün gece gündüz pencere önünde bekletsen de o koku o ayakkabıdan çıkmaz, takı alır kırık şekilde iade eder, güneş gözlüğü alır, camı çatlak şekilde verir vs. farklı kıyafetler giymek istiyo olabilirsiniz, karşılıklı değişe değişe giyelim diye bu işe girişirseniz karşınızdakiyle aranız bozulur söyleyeyim. bi tane gerizekalı vardı, "ben bi ortama girdiğimde en güzel kıyafet benim olmalı" demişti haspam, milletten kıyafet dilenirdi, hergün farklı giyinmezse ölecek sanki, pis birisi olduğu için kimse vermezdi, bi keresinde ilk defa tanıştığı birine "senin ayakkabı numaran kaç, inanmıyoruum benimki de 37, seninki daha küçük görünüyo ama" deyip ertesi gün ayakkabısını istemişliği ve reddedilince de "istedim, vermedi ya" diye herkese ağlamışlığı var, bi tane salak diyeceğim artık, buna ipek şalını ödünç vermişti, kız kullanmış, ardından da saçına zeytinyağı maskesi yapıp o şalla sarmış, yağlı yağlı iade etmişti şalı...

    huyunu suyunu bilmediğiniz kişilerle para işine girmeyin. devamlı maddi problemi olan, param yok diye ağlayan, hep bilmemne için bilmemne kadar paraya ihtiyaç duyan kişilerden uzak durun, onların ömür boyu iki yakaları bi araya gelmeyecek, hep acil bilmemkaç lira bulmaları gerekecek. kredi kartımı verip şifresini söylediğim ve yaptığı alışverişin ücretini son ödeme tarihinden önce ödeyen de oldu, bir kahve parası istediğinde vermediğim kişiler de oldu. borç alıyosanız ne zaman geri ödeyeceğinizi söyleyin ve o tarihi geçirmeden ödeyin. bir insana borcunu hatırlatıyosanız, ondan hayır gelmez, özel asistanı gibi hatırlatmadan, istemeden ödenmesi gerek.

    dikkat etmeniz gereken bir diğer konu otlakçılar. sigaraya başlamamanızı temenni ediyorum ama ola ki başladınız, günde bir paket sigara içtiği halde haftada bir paket sigara almayan insanlar görecekseniz, "bi sigara versene yaa" diye diye dolaşır bunlar, bir de yurt kantininde sigara olmaz malum, gece de dışarı çıkılmıyo, "paketim bitti, bi tane içmezsem gece uyuyamam, çok kötüyüm" diye gece gece milletin kapısına dayanır bunlar, yalan söylüyolar, inanmayın. sigara, tuvalet kağıdı rulosu, el sabunu, şampuan, kalem, silgi gibi ufak tefek, insanların söylerken utandığı şeyleri dilenmeye bayılır bu tipler, bi tanesi vardı, arkadaşım değil, yurtta tanıdığım yüzlerce kişiden biri, bigün gelip makyaj pamuğu istedi, verdim, ertesi gün tekrar geldi, böyle 10 gün devam etmiştir belki, arkadaşım olsa ilk gün paketin yarısını verirdim ama vermedim, daha niye geliyosun, makyaj pamuğunda değilim tabi ama her akşam gelip istediğinde ben yataktan kalkıp dolabı açıp verirken üşeniyorum ama bu bir tane pamuk için odasından benim odama iki blok yürüyüp gelmeye hiç üşenmiyo, 10 gündür yürüdüğü yolu toplasak yurdun karşısındaki markete 2 kere gidip gidip pamuğunu alıp gelmişti, en son bitti dedim de gelmeyi bıraktı manyak.

    şimdi böyle anlatınca gözünüz korkmasın tabi, göründüğü kadar kötü değil, "ben yurtta kalamam" derken eviniz gibi olacak orası, gayet güzel ve keyifli zamanlar geçireceksiniz, ayrılırken hüzünleneceksiniz, sonradan çok özleyeceksiniz.(gizlinot: swh)

    28 haziran 01:00

    40. 18 yaşında bir sümsük olarak girip, 22 yaşında bir boksör gibi hayata atılmamı sağlayan aktivite.

    Sağolsun ne kadar değişik karakter varsa hepsiyle tanışmaya vesile oldu. Yurtta kalmaya çok şey borçluyum.

    27 haziran 19:00

    39. Bütün gece ve neredeyse her gün yan oda arkadaşınızın sevgilisi hakkında her şeyi öğrenmektir. Hayır bu kadar nefret ediyorlarsa birlikte neden hala birlikteler onu da anlamıyorum ki... 

    27 haziran 16:39

    38. bence ilk sene kesinlikle yurtta kalmak mantıklı. Öncelikle ailenizden ayrı bambaşka bir şehre gidiyorsunuz ve bir çok insan için bu çok zor. Hayatında kendi ufak ihtiyaçları dışında pek de market alışverişi yapmamış, bütçesini günlük veya haftalık harçlık ile ve çok küçük bir alan için yapmış, ailesinden ilk kez ayrı kalan insanlardık çoğumuz. Bu yüzden sizinle benzer yaşta ve durumda olan insanlarla olmak çok daha rahat ve kolay. Bireysel takılmayı aşırı düşkün değilseniz büyük kolaylık. Üstelik bilmediğiniz bi şehirde evin başka riskleri de olabilir. Yurt hem daha sosyal hem daha ekonomik çoğu zaman. Ama özellikle oda arkadaşlarıyla samimiyetin dozu çok önemli yoksa sonu hüsran ve kavga oluyor ki yaşadığınız yerde böyle bir şey olunca otomatik olarak soğursunuz. İlk yıldan sonra da ne özellikte bir ev ve ev arkadaşı istediğinizi az çok anlamış olursunuz bu tecrübeyle. 

    27 haziran 00:19

    37. 1 senedir teoride yurtta kalıyorum ama çoğu zamanımı arkadaşımın evinde geçirdiğim için (gece dahil) pek tecrübe kazanamadım. yurdum okulun yurdu. odalar 2 kişilik, banyosu odanın içinde. oda arkadaşımla fazlaca uyuştuk o yüzden orda geçirdiğim vakitler keyifliydi. birbirimizin alanına müdehale etmeden bir düzen oturttuk. çok mutluyum ilk senemi böyle keyifli bir insanla geçirdiğim için. en azından 1 sene daha kendi evime çıkamayacağım ve seneye de odalarımız meb yasağı yüzünden 4 kişilik olacak. tandığım, bildiğim insanları istedim oda arkadaşı olarak ama sevmek başka aynı odayı paylaşmak başka. umarım anlaşamayıp ağlayarak eve çıkmak zorunda kalmam.

    26 haziran 23:17

    36. Büyük tecrübedir. Ya ömürlük ders olur, sinir hastalığı kalır bünyede ya da sağlam arkadaşlık kazanırsınız. Sonuncusu milyonda bir ihtimal yalnız.

    Bir de olayın yurtla, binayla, odadaki insan sayısıyla alakası yok. Zerre uyuşamadıktan sonra 2 kişilik oda da cehennem oluyor, 8 kişilik de. Hiç fark yok.

    Ama 1 kişiyle bile yakın arkadaş olabilirseniz o 8 kişilik odada bile mutlu olursunuz.

    Bir de tecrübeme dayanarak söylüyorum ki, kadın milleti sanıldığı kadar titiz değilmiş. Kantine inerken bile full makyaj yapan kızlar, yapışkanına kadar kullandığı pedi kapı arkasına laps diye yapıştırabiliyormuş.

    Klozet kapağına, duş giderine defi hacet edenlerden bahsetmek istemiyorum.

    Her kim yaşayacaksa bu olayı, güç onunla olsun. Ben şimdiden duasına başlıyorum.

    26 haziran 21:24

    35. çok güzel anılar biriktirdim burada. 4 yıl boyunca yurtta kaldım. son sene eve çıktım, ev arkadaşım annemdi o da apayrı güzeldi neyse iki sene 2 kişilik, iki sene de 4 kişilikte kaldım. ikinci öğretimdim bizim blokta da sadece ikinci öğretimler kalıyordu ama yine de bazı akşamlar klasik duvarla yumruklaşmacalar oluyordu. akşamları dersten çıkar başka odada kalan arkadaşlarımın yanına giderdim, saatlerce muhabbet ederdik, gece yarılarında mutfağa inip makarna yapardık, kahve yapar anlamamamıza rağmen birbirimize fallar bakardık, beraber filmler izlerdik, akşam dersten sonra merkeze inerdik, sahil kenarındaki kafelere otururduk, yurda giriş saatini kaçırmamak için koşa koşa otobüs durağına giderdik, birbirimizin omzunda ağladık, beraber güldük, eğlendik kimi zaman başkalarına kimi zaman da birbirimize kızdık ama hiç uzun sürmedi. onlardan bir tanesi, en sevdiğim yakın bir zamanda evlendi. kınasına gidebildim zaten sulugözlünün tekiyim kına düğün gibi organizasyonlarda hemen ağlarım. onun kınasında da sanırım annesi ve kardeşiyle birlikte en çok ben ağlamışımdır.(gizlinot: swh)

    26 haziran 21:08 26 haziran 21:09

    34. ankarada 5 sene aynı yurtta kaldım. özel bir yurttu, hep iki kişilik odada kaldım. çok güzel günlerim de oldu, çok rezil günlerim de. ilk seneki oda arkadaşım bana verilmiş bir hediyeydi mesela, o kızın hakkını ödeyemem hiç. gece uyandığında üstümü örterdi. çok sıkıntı yaşadığım kişiler olmadı aslında yurtta. sadece çok uzun soluklu su kesintileri ve su deposundaki suyun bitmesi yüzünden yaşadığımız rezillikler çok fazlaydı. 5 litrelik suları kettle da ısıtıp banyo yaptığımı bilirim. hasta olduğumda bir aynı şehirdeki teyzemin arayıp sormaması vardı bir de aşçının odama yemek, ıhlamur taşıması vardı. ayağımı incittiğim zamanlarda bir temizlik görevlisinin ayağıma defalarca masaj yapması vardı bir de beni o zaman iki dakika beklemeye sabredemeyip yokuşun tepesinde tek bırakıp giden "yakın" arkadaşım vardı, sekerek inmiştim o yokuşu karın buzun ortasında. çok sevdiğim bir oda arkadaşım vardı mesela, ben üzgünken oturup benimle ağlardı, hep yüzü güler umarım. evcilik oynar gibi diğer odalara oturmaya giderdik, yemekler, kahveler, fallar, bol sohbet, bol kahkaha. velhasıl, güzel günlerdi.

    26 haziran 01:14

    33. benim için de hayatımın en kötü zamanlarıydı. okulun kendi yurdunda bir sene geçirdim ardından kendi evime çıktım.  (gizlinot: hayatımda verilmiş en iyi karar) koğuş gibi bir odada çok fazla kişiyle yaşıyordum. özel alan kavramı herkese çok uzaktı. odaların ve banyonun temizliğini dönüşümlü olarak kendimiz yapıyorduk. yemek yoktu, mutfak yoktu. sadece buzdolabı vardı ve dışarıdan da yemek yemediğim için sadece yoğurt, meyve, kahvaltı gevreği gibi şeylerle besleniyordum. iki dolabımız vardı biri oda içerisinde ama o kadar eskiydi ki askı çubuğu yerine üç çengeli vardı ve haliyle hiçbir şekilde kullanılamıyordu. bir de koridorda tahta bir dolabımız vardı tüm hayatım onun içerisindeydi. şanslıydım ki her haftasonu ailemin yanına gidiyordum. hatta bir noktadan sonra haftanın dört günü ailemle, üç günü yurtta kalmaya başlamıştım. yangın merdiveninde sinir krizi geçirenler, gece eğlenmeye çıkıp kapıda sabaha kadar yurdun açılmasını bekleyenler, gecenin köründe yarın sınavı olduğu için keman provası yapanlar, ortak odayı tamamen kendi ödevleriyle kaplayanlar... bir sene içerisinde çok sayıda insan gözlemleme şansım oldu.

    yurt bana ışıkta, gürültüde uyumayı öğretti. güven alanım içinden çıkmamış ve yeni insanlarla tanışmayı kendi irademle reddeden biriyken aslında dışarıdan baksam ‘anlaşamam’ dediğim insanlarla ortak zaman geçirebilmeyi öğretti. 

    25 haziran 19:05

    32. Şanslıysanız aile ortamının sıcaklığını, kahkahasını ve neşesini bulabilirsiniz. Fakat şanssızsanız... Orası adeta survivor parkurudur, diğer kalanlar çin iskencesidir, her şey gözünüze gözünüze batar. Kısmetse artık yurtlarda son senem, bir daha yakınlarından geçmek istemiyorum, yurt kelimesini duymak dahi istemiyorum. Kim sana ne yaşattı be caelum derseniz babaanne gibi ellerimi dizlerime vurup aahh kurtarın kendinizi kızım, okuyun memur olun diye serzenişte bulunur, ağıt yakarım. Örnek vereyim, sabah kalktınız, okula gideceksiniz uyku sersemi pıtı pıtı lavaboya gittiniz amanın o da ne? Lavabonun üzerinde her boyuttan envai çeşit istenmeyen tüy... Uykuya dalacaksınız bakın ne tesadüf yarın sınavınız var ama diğer arkadaşlarınızın yok ki son ses konuşup kahkaha atıyorlar ve sizin geç olmayan bir saatte arkadaşınızla muhabbet etmenize karşılık duvarı yumrukluyorlar. Emin olun anlattıklarım devede kulak. İfşa olmamak adına yazamıyorum her şeyi .d Kısaca en iyisi ev

    25 haziran 15:25