yeni
popüler
    sorular içinde ara
    yeni soru sor
    son sorular
    son cevaplar
    kategoriler
    • süslü
    • moda alışveriş
    • kuaför & güzellik merkezi
    • sağlık
    • spor
    • gönül işleri
    • aile arkadaş ilişkileri
    • cinsellik
    • eğitim & kariyer
    • seyahat
    • pet
    • sanat
    • bürokrasi
    • diğer
    girdi yaz
    medya ekle
    • linki kopyala
    • şikayet et
    • girdiler (1)
    • medya (0)

    1. Burdaki bilgiler, dünyaca ünlü sümerolog muazzez ilmiye çığ'ın kitabı ve internetten topladığım bilgiler, tapınak fahişeliği de tarihi bir isimdir, kendi seçimim değil. 

    Eski çağlarda kadınların en önemli özelliği çocuk doğurmalarıydı. Bu olay, ilk ana tanrıçaların ortaya çıkmasına yol açtı. Kadınlar, Ana tanrıçaların bir temsilcisi olarak görülmeye başlanmış. Mö 10.000 lerde ilk tarım toplumları oluşmaya başlayınca insanların arasında din düşüncesi doğmaya başladı.

    Tanrıçalara bağlı oluşan bir rahibe sınıfı oluştu. Tanrıçanın gücüne ulaşmak için seks ayinleri yapılmaya başlanmış. İşte, bu devirde ortaya çıktı, fahişelik.

    Bunun ilk örneği, Sümerlerde görülmüş. Sümer de aşk ve savaş tanrıçası İnanna, göğün fahişesi olarak geçer, taş tabletlerde. Kocası, çoban tanrısı dumuzi, onun için o fahişedir, Benim eşim fahişedir, der. İnanna, fahişelerin koruyucusudur.

    Tabi burda söz konusu olan şey, mabetlerde yapılan, sokaklarda yapılan değil. Kutsal fahişelik anlatılan.

    Mabetlerde, özellikle İnannaya ait olanlarda rahibelerin bir görevide fahişelik idi. Bunlar tanrıçaya hizmet ettiği için kutsal sayılıyordu. Bu durum gilgamış destanında da görülüyor. Gilgamışa arkadaş yapılmak istenen Enkidu, Bir orman adamı idi. Ormanlarda hayvanlar ile yiyor içiyordu. Onu insan gibi yapmak için, mabetten bir rahibe gönderildi. Ona, yemeği içmeyi konuşmayı ve cinselliği öğretti. Bu da fahişe olarak adlandırılan bu rahibelerin, acemilere bunu öğrettiği sonucu çıkıyor.

    Inanna’nın hizmetkarlarının ziyaretçileri ise genellikle çiftçilerdi. Çiftçiler rahibelerle belli bir bedel karşılığında, rahibelerin kutsal bedenlerinin sahip olduğu güçle Inanna’yla doğrudan iletişime geçerek onun bereketinden faydalanmak istiyorlardı. Yani para karşılığı rahibelerle sevişiyorlardı.

    Daha sonra bu gelecek, Babil ve asurlulara geçmiş. Herodot kitabında, Babilde her kadının evlenmeden önce Mabette bir erkekle yatmasının zorunlu olduğunu, bu yüzden evlenmek isteyen kadınların mabedin etrafında oturarak erkek beklediğini, güzel kadınların hemen bulduğunu, diğerleri uzun süre beklediğini yazmış.

    Sümer de bu olamaz. Çünkü onların kanunları , kadının bekaretinin bozulmamış olmasını istiyor. Cezası var yoksa.

    Bunu meslek halinde, gönlünü olarak yapıyor kadınlar. Sümerlerde, dinin bir kurumu olarak sayılmış mabet fahişeliği.

    Dikkat, mabet fahişeleri olan rahibeler, Diğer rahibelerden ayrılmaları için başını örterdi. Mö 1600 yıllarında Asur kralının çıkardığı bir kanunun 40. Maddesi ile bütün evli ve duş r kadınlar da başlarını örtecektir. Kızlar ve sokak fahişeleri ise örtmeyecek. Böylece evli ve dul kadınlarda mabet fahişeliği gibi yasal seks yaptığı için kutsalaştırılmıştır. Sokak fahişesi örtünür ise büyük ceza alırdı. Çünkü onu mabet fahişeleri ile bir tutmak istemiyor kanunlar.

    Bu gelenek, Babil ve Asur ile kenanilere ordan İsraile gelmiştir. Tevrat bunu ortadan kaldırmaya çalışmıştır.

    Yunanlılarda, keyfince yaşamak isteyen kadınlar kendi istekleri ile mabet fahişesi olurmuş. Hristiyanlık başladığı zaman korentli'lerin Venüs ve afrodit tapınağında 1000'den fazla fahişe varmış. Böylece, bolluk ve bereket geldiğine inanırmış insanlar. Sümer bereket kültürünün bir devamı.

    Bu mabet fahişeleri kazandığı parayı kendine değil mabedi bırakıyor.

    Sümer tabletlerinde, sadece kadın değil erkek fahişeleri de görülmüştür.

    Tevratta görülen bir çok pasajda, eski israilde de mabet fahişeliğinin olduğunu görüyoruz. Ve Tevrat bunu kaldırmak için çok uğraştı. Ancak bunu başardığını söylemek mümkün değildir. İsrailde erkeklerin birden çok kadınla evlenmesinde bunun da etkisi görülmüştür. Örneğin, Tevratta geçen yüzüne peçe takan ve kendisini fahişe gibi gösterip kaynatası Yakup ile yatan gelini tamar'ın hikayesi Tevrat araştırmacıları arasında bu kadının bir mabet mi yoksa sokak fahişesi mi olduğunu tartışması yapılır. Hatırlayın ki, Sümer Babil Asur da mabet fahişesi başını örter.

    (link: http://www.onaltiyildiz.com/?haber,1320 Bu kısım internette bulduğum bir kaynak) İstanbul’un fethedilmesinden sonra, Galata Kolonisi de kendiliğinden Fatih’e teslim olmuştur. İstanbul kuruldu kurulalı, bilinen en eski tarihte de burada yaşayan “bir sülale”, tarihin her döneminde sahnede yer almış ve varlığını sürdürme başarısını göstermiştir. Buradaki başarı, kendilerine göre tabi. 

    Fetihten sonra Türklerin eline geçen bu kule, çok çeşitli amaçlar için kullanılmıştır: Hapishane, deniz feneri, yangın kulesi. Ayrıca 16. yüzyılda Kasımpaşa tersanelerinde çalıştırılan Hıristiyan harp esirlerinin barınağı olarak da kullanılmıştır. Fakat Kule’nin kullanım amaçları arasında, en önemlisi rasathane olarak kullanılmasıdır ki, Sultan III. Murat’ın müsaadesiyle burada müneccim Takiyüddin tarafından bir rasathane kurulmuştur. Ancak bu rasathane, 1579’da kapatılmıştır. Burasının bir gözlem kulesi olması dikkat çekiciydi. İşte az önce dikkat çektiğim o sülale, devreye girerek rasathaneyi kapattırmıştır.

    İstanbul da, Kule dibi diye adlandırılan mahallelerde, fetihten hemen sonra çok esrarengiz olaylar olmuş. Kule’nin dibinde cesetler bulunuyormuş. Kalpleri sökülmüş olarak bulunan bu kadınlar hemen gayrimüslim mezarlıklarına defnediliyorlardı. Konunun esrarengizliği aslında fetihten çok öncelere dayanıyordu. Kule dibinde gizli bir tarikat vardı. Bu tarikat, paganist ritüeller uygulayan o sülalenin bağlı olduğu bir tarikattı. Konstantiniye döneminde Galata efsaneleri kulaktan kulağa yayılıyordu. Bir müddet sonra o bölgedeki herkes, korkudan kaçmış ve o sülale dışında kimse kalmamıştı. Artık korkudan kimse de o bölgelerde dolaşamıyordu. Korkudan girilemeyen bu bölge daha sonra imtiyazlı bir alan olmuş ve itibar görmeye başlamıştır. Bunun sebeplerinden biri ise, o kadim sülalenin orada bir fahişe tapınağı kurmasıdır. Bir çeşit genelev yani. Zaten mabed fahişeliği antik mısırda hatta günümüz Hindistanında da görülen çok eski bir ibadet şeklidir. Ama buranın farklı bir özelliği vardı. Burada önce ayinler yapılıyordu. Ancak her isteyen bu ayinlere katılamıyordu. Daha çok elit tabaka bu ayinlere iştirak ediyordu. Oraya gidenler itibarlı sayılıyordu. Korkulan kimseler oluyorlardı aynı zamanda nüfuzlu kimseler olarak bulundukları krallığın yapısında, söz sahibi oluyorlardı. Bugün orada yine genelev vardır. ‘Tarih tekerrür ediyor’ diyenler haksız da sayılmazlar.

    Bu Kule’de ilginç şeyler oluyordu, Mesela, senenin belli dönemlerinde, kule dibindeki ritüelden sonra kuleye çıkılıp, seçilen kimseler atlayarak intihar ediyorlardı. Bu durum fethe kadar devam etti. Fetihten sonra, esrarengiz şekilde bazı intiharların yani kuleden atlama modasının olması tabii ki Osmanlı idaresinin dikkatini çekmişti. Fatih’in emri ile araştırılması ferman buyrulmuştu. Bahse konu ferman Topkapı sarayı müzesi arşivlerin de 2016 senesinde tesadüfen bulunmuştur. İşte biraz önce naklettiğimiz bilgiler böylelikle gün yüzüne çıkmıştı. Fatih devri ve sonrası esrarengizlikler az da olsa yine devam etmişti. Fakat oradaki sülale format değiştirerek varlığını bir şekilde devam ettiriyordu. Abdülhamit Han dönemde burada intihar vakaları yine artmıştı. Yani kuleden atlayarak intihar. Bu ritüelden bir türlü vazgeçmiyorlardı. Abdülhamit Han’ında ilgisini çeken bu olay, istihbaratçılarını oraya sevk etmesine neden oldu. Gelen raporlar çok ilginçti: Kule dibinde tıpkı eski dönemlerde olduğu gibi yine fuhuş yapılıyordu. Ticaret gemileri ile Dünya’nın çeşitli yerlerinden gemilerle gelen kadınlar, buradaki o eski tarikat tarafından fuhuşa zorlanıyor, gayri meşru doğan çocuklar, belli bir yaştan sonra çok gizli bir ritüelle intihar ettiriliyordu.

    Abdülhamit Han’ın zabitleri aldıkları fermanla oraya baskın düzenlendiler ve bir tür masonik bir yapı ile karşılaştılar. Sorguya çekilen itirafçılar serbest bırakıldılar ancak bir süre sonra bunların da intihar ettikleri gözlendi. Yapı dağıtılmasına rağmen, o eski sülale orada kalmaya devam etti. Aile çok zengindi. Adeta İstanbul’un en zenginiydiler. Bu ailenin en ilginç akrabalarından biri ise bankerlik yapan Yahudi Kamando ailesiydi. Bu sülale, Osmanlı döneminde bir ticaret anlaşmasında aracı olunca, Yahudiler tarafından aforoz edildi. Bu kişi, öldüğünde ise anıt mezarı harabe halinde bırakıldı. Geçtiğimiz yıllarda İstanbul Büyük Şehir Belediyesi tarafından anıt mezarı yaptırıldı. Bu konuda internette fazlası ile bilgi mevcut ufak bir araştırma ile kolayca ulaşabilirsiniz. Fetihten önce kulenin üzerinde bakır bir levha üzerinde masonik bir göz olduğunu da hatırlatalım.

    30 nisan 2019 17:41