yeni
popüler
    sorular içinde ara
    yeni soru sor
    son sorular
    son cevaplar
    kategoriler
    • süslü
    • moda alışveriş
    • kuaför & güzellik merkezi
    • sağlık
    • spor
    • gönül işleri
    • aile arkadaş ilişkileri
    • cinsellik
    • eğitim & kariyer
    • seyahat
    • pet
    • sanat
    • bürokrasi
    • diğer
    girdi yaz
    medya ekle
    • linki kopyala
    • şikayet et
    • girdiler (3)
    • medya (0)

    1. Beyinde bulunan bir tür nörolojik bozukluk. Maalesef eşim epilepsi hastası onada annesinden geçmiş, önceleri çok üzülüyordum ama sonra daha ileri seviyede olanları gördüğümde eşimin çok ama çok şanslı olduğunu gördüm.

    Benim eşimin nöbetleri sabah uyadığı zaman 1 saat içinde gerçekleşebiliyor, ondan sonrasında gün boyu normal nöbet geçirme riski olmadan hayatına devam ediyor. En önemli nedenleri (eşimin sahip olduğu epilepsi turu için) uyku, geceleri güzel uykusunu aldığında sabah hiç bir sorunu olmuyor.

    Nöbet geçirmeyi ben suna benzetiyorum; hani bilgisayarınız dönüp çalışmadığı zaman tekradan başlatırsınız ya, epilepsi hastalarının beynide nöbet geçirecekleri zaman aynı o şekilde işliyor.

    Şimdi en büyük korkum ileride çocuklarımız olduğu zaman onlarında epilepsilerinin olmaları, ama hayatta daha kötü dertlerde var tabi.

    Ayrıca, eşim yabancı ve tam bir Türkiye aşığı, hep Türkiye'ye taşınmaktan konuşuyor. Bende ilerde Türkiye'ye taşınmayı çok isterim ama maalesef bu durumdan dolayı biraz korkuyorum, kendisine de söyleyemiyorum. Türkiye'de bu konuda insanları bilinçli olduğunu düşünmüyorum ki şahsen ben bile İngiltere'ye taşındığım zaman bu türk sağlıksal konularda bilinçlendim. Sokakta bayılıp nöbet geçirse açıkçası insanların farkına varıp yardım edeceklerini sanmıyorum.

    Bunları neden mi yazıyorum? Eşim dün yine nöbet geçirdi ve ben yine onu kaybetme korkusunu yaşadım. Bazen eşim ne yaptımda allah bana bu illeti verdi diye hayıflanır. Hatta biz beraber olmaya başladığımızda bana ilk söylediği şey epilepsi hastası olduğuydu, yani sanırım geçmişte bir kaç kişi bu yüzden dolayı uzaklaştı.

    Kısacası, hayatta sevdikleriniz yanınızda ve sağlıklıysa gerçekten başka bir şeye ihtiyaç duymuyorsunuz. Bazen birbirimizi kırıyoruz ediyoruz ama gerçekten hiç bir şey için değmez, bugün gidin ve sevdiklerinize sarılıp onları ne kadar çok sevdiğinizi söyleyin. Emin olun daha iyi hissedeceksiniz ve onlarıda daha iyi hissettireceksiniz.

    21 eylül 2015 15:18

    2. Epilepsi nöbeti durumunda aslında çevrenin yapabileceği çok bir şey yok. hastayı güvene almak, çevresinde yaralanabileceği bir şey varsa onlardan uzaklaştırmak, eğer vücudunda sıkabilecek bir şey varsa onu çıkarmak, ağzında bir şey olmamasına dikkat etmek gerekiyor (çene kilitliyse açmaya çalışılmaz). Hastanın bilinci kapalıysa sol yanına doğru yan çevirmek daha kolay nefes almasını ve boğazına birşey kaçmamasını sağlayacağı için tavsiye ediliyor. Titreme varsa titremeleri engellemeye çalışmayın, bir şey yedirip içirmeye çalışmayın, hastaya vurmayın. Hastayı sakinleştirmek için sakin sakin konuşmak, yanında olduğunuzu hissettirmek işe yarayabiliyor.

    27 eylül 2016 10:20

    3. (bkz: Ketojenik diyet )'in tarihi 1920’li yıllara uzanıyor. Temel olarak karbonhidrat alımını minimize eden, proteinin gelişimi engellemeyecek düzeyde tutulduğu ve yağların temel enerji kaynağı olarak yüksek miktarlarda tüketildiği bir diyet. Normalde vücudun birincil enerji kaynağı glikozken bu diyette metabolizma, yağ asitlerini kullanmaya başlar ve sindirim esnasında keton cisimleri dediğimiz asetoasetat, β-hidroksibütirat ve aseton ortaya çıkar. Tüm bunlar; üretilen maddeler, hücre içi enerji sistemleri, mitokondrilerin çalışması yalnızca ketojenik diyetin uygulanabilirliği ve tabi ki kilo vermemize yardımcı oluşu ile ilişkili değil. 

    Ketojenik diyet aslında epilepsi için bir tedavi yöntemi olarak da geçmişte bolca kullanılmış.

    1920’li yılların başlarında, epilepsi fenobarbital ve bromür ile tedavi ediliyordu ancak iki ilacın da yan etkileri arasında ciddi bir uyuşukluk vardı ve nöbetleri kontrol altında tutmak konusunda neredeyse tamamen etkisizlerdi. Hugh Conklin isimli bir osteopat-fizyoterapist, herhangi bir gerekçe veya kanıt göstermeksizin epilepsiye sebep olan şeyin, beynin bağırsaklardan gelen maddelerce zehirlenmesi olduğunu iddia etti. Dolayısıyla bağırsakları tamamen dinlenmeye bırakmanın bu zehirlenmeden kurtulmayı sağlayacağını düşündü ve “fasting” veya “su tedavisi” diye adlandırdığı yöntemi geliştirdi. Bu tedavi için epileptik çocuklara 25 güne dek uzayan süreler boyunca su harici hiçbir şey vermedi. 1922 yılında yüksek iyileşme oranları olduğunu belirtti, çocukların büyük bir kısmı uzun süreler boyunca nöbetlerden kurtulmuştu. Bu olay klinik ve akademik bir araştırma sürecini başlattı, fasting sürecinin metabolik etkilerini, yağ, protein ve karbonhidrat metabolizmalarını çözmek üzere bilim insanları işe koyuldu.

    Ketojenik diyetin popülerliği 1938 yılında geliştirilen Dilantin isimli ilaca dek sürdü. Dilantin’in ortaya çıkışından sonra araştırmalar daha çok ilaç üretmeye yöneltildi, ketojenik diyet ise çok katı ve zor bir sistem olarak görülerek bir kenara bırakıldı.

    Yeniden gündeme gelişi ise Jim Abrahams isimli bir Hollywood yapımcısı sayesinde oldu. Oğlu epilepsi hastasıydı ve nöbetleri kontrol edilemez durumdaydı. Diyet hakkında okuduktan sonra oğlu Charlie’yi Johns Hopkins Hastanesi’ne götürdü ve diyete başladıktan sonra Charlie’nin nöbetleri tamamen kesildi. Bu durumdan diğer ailelerin de haberdar olmasını isteyen Jim, Charlie Foundation’ı kurarak bir film çekti ve bir kitap yayımladı. Daha sonra NBC’nin çıkardığı televizyon programı ve Jim’in yapımcılığını üstlendiği “First, Do Not Harm” ile birlikte ketojenik diyet eskisinden bile daha çok ilgi çeken bir başlık haline geldi.

    Ketojenik diyetin mekanizması henüz tam olarak çözülmüş olmasa da epilepsi konusundaki başarısının, keton cisimleri veya hücre içi artan mitokondrilerle ilgili olabileceği düşünülüyor.

    Keton asitlerinden asetoasetat ve β-hidroksibütirat, aspartat denilen bir maddenin oluşumunu azaltıyor. Aspartat, glutamat nörotransmitterinin, GABA isimli inhibe edici özellikteki bir başka nörotransmittere dönüşümünü engeller. Yani aspartat miktarındaki düşüş dolaylı olarak GABA üretimine yardımcı oluyor olabilir. Buna kanıt olarak, Yudkoff ve çalışma arkadaşlarının 1997, 2001 ve 2008 yıllarına ait farklı çalışmalarında ketojenik diyet uygulanan farelerin beyninde glutamatın önce glutamine dönüştürüldüğü ve hücre içine alındıktan sonra GABA’ya dönüşerek nöral inhibisyonu artırdığı gözlemlenmiş.

    Ne var ki, bu konuda da birbirini tutmayan veriler mevcut. Alternatif olarak sunulan teorilerden biri de, mitokondri sayısındaki artışla beraber nöronların metabolik değişimlere daha dirençli hale gelmesi. Bir diğer yaklaşım, nöronlardaki ATP’ye duyarlı potasyum kanallarının aktive olması ile ilgili. Bu kanallar metabolizma ve nöral uyarım arasındaki bağlantı için birer aday olarak görülüyor.

    Kişisel fikrim, evet İşe yarıyor. İleri seviyede krizler gördüm, ilaç aldığım halde de gördüm. Ancak ketojenik diyet yaptığım zaman eskisi gibi olmadığımı gördüm, mesele çok kolay depresif bir halet-i ruhiyeye girerken artık çok zor. 

    Bu hastalığa karşı bu yöntemi deneyin, zaten aldığımız çoğu ürün kimyasal ve sadece bu yüzden bile bozuk bir beslenme ile hastalığa davet çıkarıyoruz. En azından doğal protein  ile beslenerek saraya karşı beynimizi desteklemiş oluruz, Ve işe yarıyor mu görürüz. Bugüne kadar yaramış. 

    (link: https://noroblog.net/2019/05/26/karbonhidratlardan-kacinmak-epilepsi-nobetlerini-de-azaltiyor-olabilir-mi/ Kaynak)

    5 temmuz 2019 18:35