yeni
popüler
    sorular içinde ara
    yeni soru sor
    son sorular
    son cevaplar
    kategoriler
    • süslü
    • moda alışveriş
    • kuaför & güzellik merkezi
    • sağlık
    • spor
    • gönül işleri
    • aile arkadaş ilişkileri
    • cinsellik
    • eğitim & kariyer
    • seyahat
    • pet
    • sanat
    • bürokrasi
    • diğer
    girdi yaz
    medya ekle
    • linki kopyala
    • şikayet et
    • girdiler (5)
    • medya (0)

    1. bu hafta sonu izlediğim ferzan özpetek filmi. filmden çıktığımda kafam gerçekten acayip karışıktı. arkadaşlarımın da aynı şekilde. film biter bitmez ekşiyi açıp insanların yorumlarını okumayı çok istedim ve baya topluca anlaşılamamış bir film olduğunu gördüm. kötü diyemem kesinlikle. çok etkileyici sahneler vardı.

    -spoiler-

    genel insanların yaptığı çıkarımı ben hala yapamıyorum çünkü öyle değil bence. ferzan özpetek o tarz olaylara girmez gibi geliyor. çok bir şey yazmayacağım bana en mantıklı yorum şu geldi (link: istanbul kırmızısı: https://eksisozluk.com/entry/66670566

    6 mart 2017 09:48 6 mart 2017 09:48

    2. Dün filmi izleme şansım oldu. Tüm film boyunca sürüklendim içine aldı hep anlamaya çalıştım ne oluyor nasıl yani Allah Allah diye izledim. Hani hep işte tamam diyip olayın çözüldüğü anı beklersiniz ya beklemeyin öyle bir an yok lak diye bitiyor film. Bende mi bir sorun var dedim ama arkadaşım ve salondan çıkanlarda aynı şeyi düşünüyor. Özet geçicek olursak kadroya bakınca muhteşem bir film derken resmen hayal kırıklığına uğradım. Olayın içine daha giremeden etrafında dolanıp duran ama olayın ne olduğunu çözmeden sonuca ulaşan bir film olmuş.

    12 mart 2017 11:33

    3. Filmi dün akşam izledim. Yorumlar sebebiyle beklentimi çok yüksek tutmadan gittim. Sonuç olarak ne beğendim ne de beğenmedim. Anlamadığım noktalar oldu. Bazı sahnelerde derin felsefik anlamlar falan araştırmaya çalıştım.

    Birkaç sahnede aslında ne olduğuna dair ipuçları yakaladım ama burada spoiler olmaması için yazmayacağım. Oyunculuklar genel olarak iyiydi. En yan rollere dahi iyi oyuncular yerleşmiş. (Örnek: Serra Yılmaz, Ayten gökçer) İlginçtir ki sadece mehmet günsür'ün oyunculuğunu çok beğenemedim. Normalde onu izlemeyi çok severim ama bazı sahnelerde zorlama gibi hareketleri.

    Sonuç olarak, süper bir ferzan özpetek filmi değil. Beklentiniz yüksek olmasın. İstanbul sahneleri dahi bence hayran kalınacak ölçüde güzel değil. Arkadaş grubuyla gitmesem televizyonda izlemeyi tercih ederdim. Soundtrack parçasını dinleyin ama kırmızı rüyalar adlı parça başarılı olmuş.

    15 mart 2017 08:17 15 mart 2017 08:24

    4. geçtiğimiz pazartesi izlediğim film. tabiki herkesin görüşü farklı ama nefret edenler olduğunu görünce şaşırdım açıkçası. çok derin, düşünmeye iten ve bir çok parçayı tamamlama işini size bırakan bir film. erkek arkadaşımla çıkıp hakkında konuştuğumuzda mesela çok şaşırdım, ikimiz de tamamen farklı sonuçlar çıkarmışız farklı şeyler anlamışız. bence kötü olduğunu söyleyenlere çok da itibar edip gitmemezlik yapmayın, bir şans verin bu filme

    15 mart 2017 14:39

    5. dün soru cevapta film önerileri istediğim halde gittim bu filmi izledim. zamanında ilk çıkacağı zaman çok heyecanlanmıştım çünkü (gbkz: ferzan özpetek) sevdiğim bir yönetmen. giden kişilerden çk kötü yorumlar duyunca üzerine "ne kadar reklamı yapılıyorsa o kadar kötüdür" mantığı ile izlememiştim.

    öncelikle ben filmi çook beğendim. diğer ferzan özpetek filmlerinden farklı o yüzden onlarla kıyaslamak istemem. eğer ki postmodernizmi, postmodern eserleri sevmiyorsanız veya aşina değilseniz bu filmden nefret eder hiçbir şey anlamazsınız. ekşi sözlükte yazılanları okuyunca da insanlar filmi sevmemişler çünkü hiçbir teoriyi oturtamamışlar kafalarında hep bir eksik, açık kalmış onlar da "olmamış bu film" sonucuna varmışlar. aslında postmodern edebiyat için "okurun da eline bir kalem verir" derler. böyle düşünürseniz çok zevk alabilirsiniz. filmi izlerken sizin de eliniz de bir kalem var aslında. zaman-mekan-karakter karmaşaları ile bir sürü oyun oynanır eserde siz de kendi kaleminizle parçaları birleştirirsiniz.

    ferzan özpetek istanbulun hakkını gerçekten vermiş. film de çok güzel yansıtmışlar istanbul havasını. ne gerçekten kopuk, ne çok abartı. en sevdiğim cafeyi görünce, hep gezdiğim sokaklardan geçince karakterler manasız bir mutluluk yaşadım. oyuncuların oyunculuklarına söyleyecek sözüm yok ama artık "tuba büyüküstüne güzel rol vermeyin" diye kampanya başlatıcam gerçekten. bir insan nasıl bu kadar ruhsuz olabilir ya. tamam çok güzel, ekrana çok yakışıyor ama yok olmuyor o rollere kadında duygu diye bir şey yok. arkada galata kulesi mükemmel bir havada çok duygusal iki cümle kuracak altı üstü sanki bakkaldan bir ekmek iki yumurta ister gibi söylüyor. yönetmen olsam ağzına kürekle vururum bu ne diye. nil "üç yumurtayı kırdım önce portakal dilimledim ince ince" derken daha duygu dolu söylüyor.

    ha filmde bir kopukluk var sebebibini de ferzan özpetek'in bir röportajını izleyince anladım. film kitabın direk bir uyarlaması değilmiş. ferzan özpetek kitabı daha geliştirmek macera katmak istemiş ve orhan karakterini yazıp eklemiş. orhan karakterinin biraz olayların dışında manasız kalışının sebebi bu bence sonradn eklenmesi. sonradan eklendiği düşünülünce bizim düşündüğümüz çoğu derin teoriyi ferzan özpetek'in düşünmediğine eminim.

    ***spoiler***

    çok güzel teoriler yazmış herkes. dün gece uyumadan çoğunu okudum. burada hiç yazılmadığı için bir kaçını yazayım.

    -orhan aslında istanbula hiç gelmedi. biz onun londrada kitabı okurken kafasından geçirdiklerini izledik.

    -orhan-deniz aslında aynı karakter (en yaygın olan ve en mantıklı olan)

    -deniz-orhan-oğuz bu üçü aynı karakterin hayatının üç dönemini anlatıyor.

    benim kafamda daha değişik bir mana oturmuştu filmi izledikten sonra yazıyla anlatabilirim umarım.

    orhan geliyor ve o geldikten sonra deniz kayboluyor. ben deniz'in kayboluşuyla orhanın yıllar önce eçkip gidişinin aynı olay olduğunu düşünüyorum. yani evet orhan aslında deniz. deniz'in yurtdışına gidip seneler sonra birden dönmüş hali. orhan(yani deniz) yıllar sonra dönüyor ve kendi hayatı üzerine bir kitap yazıyor. belki de bu kitabı istanbul'u terk etmeden önce yazmaya başladı ve gidince kitabı yarım bıraktı.

    filmin başında deniz "gerçekle hayali kurgulamayı severim." gibi bir cümle kuruyor. eğer kafanızda ama öyleyse niye böyle (mesela orhan aslında denizse deniz kaybolduğunda niye karakolda sorguya gitti gibi) varsa bu replikte cevap. orhan aslında deniz olduğu için döndüğünde gerçekle hayali birleştirerek bir kurgu yaratıyor. yıllar sonraki halini 3.bir kişi olarak hayatının bıraktığı dönemine sokuyor.

    deniz'in abisi "deniz bey parislerde londralarda gezerken ben annemin hastalığı ile uğraştım tek başına" diyor. sonra orhanın ablası "annem öldü. ben hep yalnızdım." diyor. aslında deniz gidip kayıplara karışınca annesi ölüyor. yalının boşalmasının sebebi de o. zaten aradan seneler geçmiş o yalıda kimse kalmamış. anne ölmüş. deniz zamandaki bıraktığı noktaya kendini 3. bir kişi olarak kurgulayarak dönüyor ve annesiyle, teyzeleriyle, evdekilerle vedalaşıyor. en son annesi giderken çok samimi bir şekilde sarılıp, vedalaşıyorlar mesela.

    asıl güzel kısım bence neval-yusuf ikilemiydi. burada gaza gelmeden tane tane yazmam lazım yoksa çok karıştırırım. ben en baştan deniz-neval-yusuf arasında nevalin heteroseksüel, denizin biseksüel, yusufun homoseksüel olduğu bir üçlü ilişki olduğunu düşünmüştüm. güzel bir fikirdi kabul edelim.

    yusufla deniz birbirlerinin ilk aşkı. yusuf denize çok büyük bir aşkla bağlı. tabii yusuf'u o hale sadece denize olan aşkı mı sürüklüyor, başka şeyler de mi var bilmiyoruz. deniz de yusuf'a aşık ama deniz bir kişiye daha aşık; neval.

    orhan'ın seneler sonra gelip neval'e aşık olduğu hayali aslında yıllar önce deniz'in neval'e aşık olması gerçeğinin kurgulanmış hali, deniz'in deyimiyle. orhan karakteri üzerinden neval'e olan aşkını anlatıyor deniz. orhanla nevalin heyecanlı heyecanlı yakınlaşmaları falan yıllar önce yaşadıkları o belki bir gecelik birlikteliği ve o dönemki yakınlaşmalarını anlatıyor. sonra neval tarafından "yıllardır aradığım sevgilim olabilirsin ama olmayacaksın." diye reddedilişini. neval'in kocasını görünce yaşadığı hayal kırıklığı, deniz'in neval evlendiğinde yaşadığı hayal kırıklığıdır muhtemelen.

    yusuf'un ölümünden sonra orhan'ın yazdığı mektup aslında deniz'in pişmanlığı. telefonda neval'e mektubu okuduktan sonra "keşke gelseydin" diyor ama neval gelmiyor. deniz'in yusuf'a yazdığı mektup sanki orhan neval'e yazmış gibi gösteriliyor ama aslında o sahne deniz'in neval tarafından reddedilişini ve aslında gerçek aşkının yusuf olduğunu anladığı anı simgeliyor. "ben artık cesaretle doluyum." gibi bir cümle kuruyor. neval'i bırakmaya cesaretim var artık senin olmaya cesaretim var artık demekti bu bence ama yusuf artık yoktu.

    en güzel sahneler yusuf'un yıkanması ve cenazesi. deniz bu anlarda gerçekten orada mıydı yoksa o zamanlar gittiği için yok muydu bilmiyorum. cenaze sahnesinde yusuf'un annesinin denize sarılışı zaten orhan'ın aslında deniz olduğunun filmde açıklanması gibi bir şey.

    araba ayrıntısı da keza öyle. burada bir tıkanıklık var evet. orhan deniz'in babası aslında gibi bir sonuç çıkıyor çünkü arabada ölenin deniz'in çocukluğu olduğunu düşünürsek. orhan'ın geçmişi deniz'in kurgusu. zaten adadaki eve gittiklerinde çocuk ölümleriyle dolu duvarı buluyorlar ve neval "deniz hep böyle yapar yazarken." diyor. bu da orhanın hayatının deniz'in kurgusu olduğunun kanıtı. orhan'ın kabus görüp kalkıp camı kırdığı sahne güzel bir ayrıntıydı bence. deniz'in annesinin "camı kırabilirdim ama kırmadım" diye vicdan muhasebesi yapışı da.

    filmin her yerinde kanat figürü var. özellikle deniz'in odasında çok kullanılmış. neymiş kanat metaforunun manası diye biraz baktım. çifte kanat metaforu daha çok insanın içindeki ikilikleri temsil ediyormuş. insanın içi ve dışı, aklı ve kalbi gibi. belki burada deniz'in gerçekle hayal arasındaki ikilemini, orhanla deniz karakterinin arasındaki ikilemi ya da deniz'in kafasındaki gerçekle hayal arasındaki ikilemi temsil ediyor. hepsi olabilir. yusufla neval aynı kolyeyi takıyor. eğer o kolyelerde birer kanat vardır diye düşündüm ben ama baktım yok.

    son sahne bence çok güzeldi. "tommy. hep tommy." repliğine çok takılmışlar. bence annesi "hep tommy'nin döneceğini inandı onu hep bekledi." diyor filmin başında da deniz'i döneceğini beklemesinin anısına su koyarken görüyoruz ya işte sonda da orhan'ı yani deniz'i kitabını yazmış, geçmişiyle savaşını bitirmiş, kendini toparlamış, huzurlu bir halde buluyoruz ama "hep tommy" diyerek hem orhan'ın aslında deniz olduğunu altını üstünü son kez çiziyorlar. hem de tommy orada deniz'in çocukluğundaki saflığının simgesi o saflığı hiç kaybetmeyeceğini gösteriyor bu sahne de.

    ***spoiler***

    tam göndere basıcaktım kapı çaldı kargo geldi. orhan pamuk'un "benim adım kırmızı" kitabını almıştım. kırmızılara boğulucam herhalde bu günlerde.

    26 temmuz 2018 13:25