yeni
popüler
    sorular içinde ara
    yeni soru sor
    son sorular
    son cevaplar
    kategoriler
    • süslü
    • moda alışveriş
    • kuaför & güzellik merkezi
    • sağlık
    • spor
    • gönül işleri
    • aile arkadaş ilişkileri
    • cinsellik
    • eğitim & kariyer
    • seyahat
    • pet
    • sanat
    • bürokrasi
    • diğer
    girdi yaz
    medya ekle
    • linki kopyala
    • şikayet et
    • girdiler (805)
    • medya (18)

    805. Tek çocuk olmanın birtakım davranışsal etkileri oluşuyor insanın üstünde. Bu sıra onları fark ediyorum. 

    Evlenene kadar annem babam ben yaşadık. aşırı sessiz sakin bir evdi, kendimle bolca zaman geçirdim. Ne bileyim, kendi başıma alışveriş yapmaya, sinemaya gitmeye, yemek yemeye,kahve içmeye bayılırım. Günün bir kısmını mutlaka yalnız ve sessiz geçirmek istiyorum. Bu bana huzur veriyor. Evlenince de böyle oldu. Eşim içerde playstation oynarken başka odada tek başıma bir şeyler yapmak beni iyi hissettiriyor. 

    Bir ayı aşkın süredir kayınpederimin ameliyat sürecinde onlarla birlikte kalıyoruz, kalabalık bir evin beni ne kadar yorabileceğini fark ettim. Kalabalık dediğim de eşimin anne babası ve biz. Çoluk çocuktan bahsetmiyorum bile. Fiziksel bir yorgunluk değil, evde sürekli bir ses olması, bir taraftan televizyon sesi gelirken yoğun bir sohbet ortamı, terlik sesleri, genel ev hali sesleri, sürekli iç içe, dip dibe olmak beni anksiyeteye sokarmış öğrenmiş oldum.  Bence bunun sebebi tek çocuk olmak. Kendimi sürekli boş bir odaya kaçarken buluyorum.  Zihnim yoruluyor. 

    49 dk önce

    804. #1361954 numaralı girdime ithafen kısa bir edit: bugün buluştuk, nehir kenarında küçük bir piknik yaptık. Daha çok o konuştu, ben dinledim. Bana Portekiz ve İspanya için seyahat önerilerinde bulundu, büyük büyük babasından, iki yıl önce vefat eden köpüşüyle ilgili tatlı kısa bir anıdan, şu anki iş durumundan, şundan-bundan konuştu. Daha sonra onun evine gittik, bana biraz bu sabah yaptığı domatesli yiyecekten koydu bir kaba (bu çocuk benim domatese olan zaafimi biliyor). Bu sabah zaten bana "bak bu tarifi biliyor musun? klasik Alman domat yağı -tomatobutter- deniyor" vs. dedi. Hatta Paskalya'dan sonra benim için yapıp ofise getirmeyi teklif etti, ama aksama doğru elinde daha çok domat yağı olduğunu söyleyince ben de öğle yemeği yemediğimi ve aç olduğumu söyledim. O da güneşe oturup birlikte yemeyi teklif etti.

    Velhasıl kelam, "o" konuşmayı yapmadık. Ne o konuyu açtı ne de ben. Benim de inadım tuttu, ısrarla ondan bu adımı atmasını bekliyorum. Çünkü ona şu zamana kadar iki kere artık vaktin geldiğini söyledim. O konuşmadığı sürece ben de konuşmayacağım.

    Yani bugün keyifliydi, sakindi. Arkadaşlarca olan iletişimimiz hâlâ devam ediyor ama havada bir tuhaflık var.

    Birkaç gün önce işyerinde onu yangın merdivenine götürüp sarıldım, yanağına bir öpücük kondurdum. Bana tatilden küçük bir hediye getirmisti, onun için teşekkür ettiğimi söyledim. Sarılmayı bıraktığımda yüzü kıpkırmızıydı. "That was cute," dedi sonra.

    Evet, süslülerim, update bu kadar. Okuduğunuz için teşekkür ederim.

    1 saat önce

    803. şu an dahil son zamanlarda düşündüğüm şey aslında;

    1 veya 1,5 senedir hayatımdan çıkardıklarım, mesafe koyduklarım falan hepsine bakıyorum da, hepsi ama hepsi layığını ve dengini bulmuş durumda. Zorlanarak verdiğim kararların zaman içerisinde beni ne kadar hafiflettiğini, aldığım kararın hakkımda ne kadar da en iyisi olduğunu bu zaman sürecinde çok iyi görmüş oldum. mental olarak çok daha iyi, çok daha mutlu, çok daha pozitif hale geldim. öyle çok özlemişim ki bu kadını, içimdeki çocuk kimdir, nasıldı, neyi sever, neyle mutlu olur, nasıl şımarır; hepsini yeniden görmeye ve öğrenmeye başladım. 40 küsür yıl boyunca sevdiklerimi hayatımın odak noktası yapmam, kendimi 2.plana atmam ne büyük haksızlıkmış kendime. daha önce bunu yapsam vicdan duyduğum noktalar olurdu ama şimdi asla böyle bir muhakeme yapmıyorum çünkü bunun aldığım en doğru, en insani karar olduğunu yaşamıma olumlu fark katmasıyla çok net görüyorum. keşke daha önce yapsamdım da demiyorum, olur ya yaşamım boyunca da bunu yapabilir, bir hiçliği yaşayabilirdim. tek başıma alamayacağım kararları hayatın, evrenin, kaderin vs ne dersek diyelim; beni alt üst etmesi ile mecbur bırakması, zorlanmam, düşmem, mide ağrılarım, öfke nöbetlerim, ağlama krizlerim derken aşabilmem ve bu günlere ulaşmam hep bu sayede oldu. akışa güvenmek işte bu olaylarda anlamını buldu. şer olan her şey hayra döndü. artık daha çok teşekkür ediyor, daha çok şükrediyor ve daha kaliteli yaşıyorum.

    teşekkürler sevgili evren...

    dün 14:36 dün 14:43


    802. geçenlerde şöyle bir şey yazmıştım;

    "muğla'da yaşayan arkadaşlar; siz bana sürekli deniz manzarası fotoğrafı, videolar, şarap, rakı kadehleri, kahvaltı masaları vs yollayınca içim gitmiyor, inanın gitmiyor."

    2 gün önce bu arkadaş ile ilgili ortak arkadaşımız bana ulaştı ve kötü bir haber verdi. 4. evre siroz olduğunu ve sadece 6 ay hayatta kalabileceğini söyledi. dondum kaldım açıkçası...

    o gün garip arafta bir ruh halinde geçti tüm günüm. hayat ne garip işte, herkesin hikayesi farklı başlıyor, farklı devam ediyor ve farklı evriliyor. hikaye yaşam boyu devam ediyor. ben son 1 veya 1,5 senedir yaşadıklarım sonucunda bakış açımı çok değiştirdim. gerçekten anı ve günü yaşıyorum çünkü yarını hiçbirimiz bilmiyoruz. bugünü biliyorken şükürle, keyifle yaşamak varken yarını körü körüne, hırsla planlamak artık anlamsız geliyor.

    şimdi onu ortak arkadaşımız alıp istanbul'a kızına getirip bırakacak ve psikolojimi onu görmeye hazırlıyorum. konuştuğumda çok soğuk kanlıydı, güldü, benimle sohbet etti. ben öyle olamazdım sanırım; büyük bir güçlülük hali...

    hayat işte, hayat...

    28 mart 10:29 28 mart 11:45

    801. bu kez itiraf kısmı değil de buraya yazacağım çünkü şu anda bu şekilde düşünüyorum. eşimin ölümünden inanılmaz korkuyorum. içimdeki o his bir türlü geçmiyor ve bazı ek belirtiler, rüyalarım, istatistikler derken resmen korkudan ödüm patlıyor. sanırım insan her ne kadar sorunlar yaşasa da sevdiği adamın ölme ihtimali ile dehşete düşmekten geri kalmıyor. daha kaç sevdiğim ile daha sınanacağım bilmiyorum ya. şu an ölesiye korkuyorum. ve işin acı tarafı iyileşirse ve biz aramızdaki problemleri düzeltemezsek de boşanmayı düşünüyor olmam. insan severken dahi böyle düşünebiliyor işte. yine ağlamaya başladım ya. toparlanmam lazım. off.

    25 mart 12:09

    800. Yakın bir arkadaşım (kendisi aynı zamanda işyerinde mentorum) ile çok garip bir situationship içindeyim. Birbirimize karşı büyük bir çekim duyuyoruz ama aynı zamanda birbirimizin sinirlerine dokunuyoruz, hem de çokça. Bu durum aylardır süregeliyor ve tansiyon gerçekten çok ama çok yükseldi.

    Çocuk bu arada böyle ciddi şeyleri konuşurken geriliyor (çocuk dediğim de benimle aynı yaşta bir adam aslında, neredeyse 30 olduk), ama yapacak bir şey yok şekerim. Ya çatır çatır sevişeceğiz ya da araya mesafe koyup tamamen arkadaş kalacağız, ya da arkadaşlığı da bitireceğiz ve sadece iş arkadaşı olacağız birbirimizin hayatında.

    Birbirimize değer veriyoruz ve birbirimizden çok hoşlanıyoruz. Bunu defalarca dillendirdik ve karşılıklı gösterdik. Yahu, birbirimizin kollarında sarılarak kaç kere uyumuşluğumuz var, birbirimizi koklayarak hem de. Yüzüme ve saçlarıma kondurduğu öpücükler, kıyafetlerimin altından tenime dokunması... Bizim iş çoktan arkadaşlıktan çıktı. Artık buna bir yön verme zamanı. Evet, ortada çok risk var. Hem arkadaşlık, hem de iş ilişkisi, ama bedenlerimiz sınır dinlemiyor. ne o karşı koyabiliyor ne de ben, zaten o da buna "zayıflık" diyor, "ikimiz de buna karşı koyamıyoruz".

    Bir yandan da neden direnelim ki diye düşünüyorum. Açıkça şefkat göstermek neden durdurulması gereken bir şey olsun? Hem birbirimizi 2 yıldır tanıyoruz, hem değer veriyoruz, hem şefkat duyuyoruz, hem de arzuluyoruz. O bana güveniyor ve içini açıyor, ben de ona güveniyorum ve içimi açıyorum. Tabii, aramızda iletişim sorunları da olmadı değil. Bu iletişim sorunlarının dil ile alakası yok (bu özel arkadaşım bir Alman erkeği). Bu beklentiler ve varsayımlardan kaynaklanan bir problem. Onun korkusu da var; bir şeyleri bozmaktan korkuyor. Geçmişte bir arkadaşlık ilişkisini bu yüzden kaybetmiş, kız onu acımasızca reddetmiş ve hayatından silmiş, bu da onda yara açmış.

    Bana lütfen şans dileyin, süslülerim. Onunla önümüzdeki haftalarda konuşacağız ve bu duruma bir yön vereceğiz. Konuşmadan sonra burayı editleyeceğim.

    25 mart 02:09

    799. En yakın arkadaşımın annesi bugün gün içerisinde kanser teşhisi alacak. Tıpçı değilim, yazılımcıyım ama bu sektörde 7. Yılım. Hatta şöyle anlatayım, ameliyat sonrası her adımı takip eden yazılım benim elimden çıktı.

    Ben ameliyathaneden biyopsi örneği çıktığı anda benzer tüm vakaları topladım, karşılaştırmaya başladım. Hastane sonuçlar yarın çıkar diye 1 haftadır ufak ufak bekleme süresini ötelerken, ben biyopsi örneğine eli dokunan herkesin çalışma performansını karşılaştırıyordum, nitekim benim öngördüğüm günde çıkıyor sonuçlar.

    Arkadaşıma kanser 2 organdan birinde, sonucu netleştirmeye çalışıyoruz demişler dün. Ben hangi organda olduğunu da biliyorum, ve duymak istemedikleri seçenek ne yazık ki. Arkadaşlık bir yana, zaten bir tıpçı olmadığım için, onlara altı boş bu bilgileri iletmem, ancak istatistik de genelde yanılmıyor. Hem henüz bunu bilen tek kişi olmanın verdiği bir yük var üzerimde, hem arkadaşımın birkaç saat sonra ne kadar üzüleceğini bilmek iğrenç bir his. Ama bir de gurur var... Her adımda haklı çıkmanın getirdiği, bir de bunu dediğim gibi kendi yazdığım yazılımla yapabilmek de gurur veriyor, çok karmaşık bir ruh hali anlayacağınız.

    11 mart 09:22


    798. Öffffffffff vallahi billahi sıkıldım. Rutin alışkanlıkları devam ettirmekte acayip zorluk çekiyorum. Erteliyorum. Erteleyince de bir süre sonra unutuyorum. Mesela şuan Uyumadan önce rutin olarak bi ilaç yutmam gerektiği için uykum gelmeye başladıkça bana afakanlar basıyor. Ne kadar zor olabilir ki iç yat zıbar. Uyumayı erteliyorum şuan. Recep ivedik diyo ya bi geliyyyeeah bi gidiyeah. İşte uykuma tam şuanda o oluyo. Yarın sabah da uyanmayı erteliycem çünkü yapmam gereken zibilyonlarrrrrrrca iş var. Çarşamba günü de iş görüşmesine çağırdılar gitmicem çünkü o da midemi bulandırıyo. Öylesine başvurmuştum ne beni arıyonuz?? İhtiyacım olsa dönmezler.  hani böyle Uzun yola giderken falan streslenince midenizde iğrenç bir kelebeklenme hissi olur ya. Veya karnım mı aç??? Anlamadım valla. Deliriyo muyum noluyo ahahahahah 

    26 ağustos 2025 02:07

    797. yurtdisindaki türklerle anlasamiyorum. az once bulundugum ülkede grupta eski türk ev sahibimin postunu gördüm. Asağida türk kadinlari onu desteklemiş bir sürü arkadaslik ve cevre kurmuş belli ki. Kendim öyle değilim ama yurtdisindaki gurbetci türklerle ya da normal türklerle bile anlasamiyorum.

    Kendime hitap eden, benzer zevklere ve eğitim düzeyine sahip bir arkadas bulamadim. Tanistiğim türklerin hepsi birbirinden networking adi altinda menfaat güden tipler ya da hafif varoş hareketleri olan insanlardi. Sonuc olarak sadece yabanci arkadaslar edinebildim, kendi ulkemin insaniyla arkadas olabilmek, saglikli baglar kurabilmek neden bu kadar zor anlamiyorum.

    25 ağustos 2025 18:01

    796. Her gün konuştuğum mesajlaştığım bir arkadaşımın olmadığını farkettim. Çok sevdiğim arkadaşlarım var tabi ki ama çok nadir haberleşiyoruz artık. Hayatlar ilişkiler instagram gibi oldu bakıp geçiyoruz.

    22 ağustos 2025 21:00