yeni
popüler
    sorular içinde ara
    yeni soru sor
    son sorular
    son cevaplar
    kategoriler
    • süslü
    • moda alışveriş
    • kuaför & güzellik merkezi
    • sağlık
    • spor
    • gönül işleri
    • aile arkadaş ilişkileri
    • cinsellik
    • eğitim & kariyer
    • seyahat
    • pet
    • sanat
    • bürokrasi
    • diğer
    girdi yaz
    medya ekle
    • linki kopyala
    • şikayet et
    • girdiler (322)
    • medya (1)

    1. "hayatımın en mutlu anıymış, bilmiyordum" masumiyet müzesi

    19 ocak 2015 23:03

    2. Hüseyin Nihal ATSIZ beğ'in her kitabındaki her cümlesidir kanımca.

    "^vaktiyle bir atsız varmış^ derlerse ne hoş. anılmakla hangi ruh olmaz ki sarhoş" demişti

    var olsun !!!

    bir kaç cümlesi;

    "-Aşk için verince bu kadar emek,varlıktan sıyrılıp ruh olmak gerek!"

    "-Askerlik öldü general! Sinsi siyasetçilere sırf üniformalı oldukları için asker diyemem!"

    "-Bize yalnız dans etmesini, iyi giyinmesini, kur yapmasını ve aşık olmasını bilen gencin lüzumu yoktur. Bize bugün mesleğinde usanmadan çalışacak, yarın hudutta göz kırpmadan ölebilecek genç lazımdır."

    "-yarınlar kalleş dolu ,mert olan her düne yan"

    Atsız beği'in talebeleri olmakla iftihar ederiz...

    19 ocak 2015 23:51

    3. "küçük eşyalarla dolu bir odada, yağmur sularının aktığı, geçitlerle, merdivenlerle inilen eski parke taşlı sokaklarda,

    bir bahçede, ağaçların arasına gizlenmiş sessiz yaz evinde, pek çok fotoğrafta, şarkıda, dokunduğu sayısız ayrıntıda, onla yaşanmış günlerin gömleklerinde, kazaklarında, belirgin nesneleri olan ya da hiçbir şeysiz anılarda, düşlerde hep o var.

    artık kaçmıyorum, onlarla yaşıyorum ben de. bu da benim gerçekle yüzleşme tarzım.

    sen olsaydın yapmazdın, biliyorum. ama herkes senin gibi sahici olanı, yaşamını küçük mutluluklarla dolduracak, ölümün görüntülerinden kendini uzaklaştıracak, sonradan yürekte yerleşip kalan o saplanmaları duymayacağı bir yaşamı önceden kurgulayamıyor. belki bir gün suskunlukların, tutsak edilmiş düşlerin kişiyi nasıl böyle dönülmez sınırlara sürüklediğini anlarsın."

    20 ocak 2015 09:53


    4. ''aşık insanların ızdıraplarını dindirmek için yapmayacakları şey yoktu belki de... bu öyle bir fırtınaydı ki, insan umutla her türlü sığınağa koşuyordu. sizinle sevişen bir insanın aslında kiminle savaştığını bilemezdiniz. sizi öperken kimi öldürmeye çalıştığını, sizi severken kimden nefret ettiğini tahmin bile edemezdiniz.''

    aşka şeytan karışır - hande altaylı

    20 ocak 2015 11:08

    5. "Dağlarda ismini bilmediğim bir ot yetişir. Feride, insan onu daima koklarsa, bir zaman sonra kokusunu daha az duymaya başlar. bunun ilacı, bir zaman kendini ondan mahrum etmektir. Hatta bazen -sırf o eski, güzel kokuyu yeniden bulmak hırsıyla- herhangi bir kokuyu, mesela bir manasız sarı çiçeği yüzüne yaklaştırır."

    çalıkuşu - reşat nuri güntekin

    kamran'ın ihanete zarif bir şekilde kılıf uydurmasını okudunuz.

    20 ocak 2015 13:47

    6. "ben gülbeşeker'i çok sevdim."

    Çalıkuşu-Reşat nuri güntekin.

    ah nasıl severim seni gülbeşeker.

    20 ocak 2015 19:15

    7. biraz uzun ama idare ediverin gari. çok sevdiğim elif şafak'ın aşk kitabından. o da mesneviden aldı sanırsam.

    çok severim, defalarca okurum.

    Hazreti Musa bir gün bir başına dağları dolanırken uzaktan yoksul ve yalnız bir çoban görmüş. Çoban dizüstü çökmüş, ellerini semaya açıp dua etmekteymiş. Bu durum Musa’nın çok hoşuna gitmiş ama yaklaşıp da çobanın duasını duyunca afallamış.

    “Kurban olduğum Allah’ım. Seni ne kadar severim, bir bilsen. Ne istersen yaparım, yeter ki Sen iste. Sürüdeki en yağlı koyunu kes desen, gözümü kırpmadan keserim Senin için. Koyun kavurması güzeldir Allah’ım, kuyruk yağını da alır pilavına katarsın, tadından yenmez olur.”

    Musa duayı kulak kabartarak çobana yaklaşmış.

    “Yeter ki Sen dile, ayaklarını yıkarım. Kulaklarını temizler, bitlerini ayıklarım. Ne kadar çok severim ben seni. Sana çok hayranım!”

    Duydukları karşısında Musa öfkeden küplere binmiş. Bağıra çağıra kesmiş çobanın duasını: “Sus, seni cahil adam! Ne yaptığını sanırsın. Allah hiç pilav yer mi ? Allah’ın ayakları mı var ki yıkayasın? Böyle dua mı olurmuş! Külliyen günaha giriyorsun. Derhal tövbe et!”

    Çoban, Musa’dan azarı işitince kulaklarına kadar kızarmış, utancından yerin dibine geçmiş. Özür üstüne özür dilemiş, bir daha böyle kendi kafasına göre dua etmeyeceğine yeminler etmiş. O gün akşama kadar Musa çobanın yanında durup ona temel duaları ezbertletmiş. Sonra “Allah benden razı olur, iyi bir iş yaptım” diye düşünüp yoluna devam etmiş.

    Ama o gece bir ses işitmiş. Seslenen Rab imiş.

    “Ey, Musa, sen bugün ne yaptın? Sen ayırmaya mı geldin buluşturmaya mı ? Şu garip çobanı azarladın. Onun Bana ne kadar yakın olduğunu anlayamadın. Ağzından çıkan lafı bilmese de, o çoban inancından samimiydi. Kalbi temiz, niyeti halisti. Biz kelimelere bakmayız. Niyete bakarız. Kelimelere bakacak olsak yeryüzünde insan kalmazdı!. Biz çobandan razıydık. Başkasına medîh (Övme, övgü) olan söz sana zemdir. Ona bal olan sana zehirdir. Sen işittiklerini inkâr ve küfür saydın ama bilsen ki bir kabahati varsa bile, ne tatlı kabahattir onunki.”

    Musa hatasını anlamış. Ertesi gün güneş doğar doğmaz, çobanı görmek için tekrar doğa çıkmış. Çoban yine duaya durmuşmuş. Ama dünkü heyecanından, samimiyetinden eser yokmuş artık. Öğretildiği gibi yakarmaya gayret gösteriğinden, aman bir yanlış laf etmeyeyim diye takılıyor, kekeliyor, terliyormuş. Musa, çobana ettiğinden pişman olup sırtını okşamış ve demiş ki:

    “Ey dost, ben hatalıyım, ne olur affet. Bildiğin gibi dua et. Allah’ın nazarında böylesi daha kıymetlidir.”

    Çoban, Musa’dan bunları işitince hayrete düşmüş ama bir o kadar da rahatlamış. Ne var ki o artık bir üst aşamaya vasıl olduğundan, masum inkârına, tatlı günahına dönmeyip, Musa’nın öğrettiği ezbercilikte de kalmayıp, tüm bunların ötesine geçmiş. Rabb’ine yakın mutlu mesut, mübarek bir hayat sürmüş.

    “İşte bu yüzden, birinin ağzından bal gibi dökülen söz, bir başkasının kulağına zehir gibi gelebilir. Hâlbuki Allah söze değil, niyete bakar.”

    20 ocak 2015 21:00


    8. "kader bazen insanı görünmez kılar."

    20 ocak 2015 23:12

    9. iz bırakan nitelikte bir söz olmasa da beni derinden etkilemiş bir cümledir kırmızı pazartesi'yi okuduğum dönem...

    "beni öldürdüler wene hala."

    20 ocak 2015 23:14

    10. ''mücevher takmamıştı ama gözleri vardı.''

    zamanın manzarası-mehmet eroğlu

    21 ocak 2015 21:35