yeni
popüler
    sorular içinde ara
    yeni soru sor
    son sorular
    son cevaplar
    kategoriler
    • süslü
    • moda alışveriş
    • kuaför & güzellik merkezi
    • sağlık
    • spor
    • gönül işleri
    • aile arkadaş ilişkileri
    • cinsellik
    • eğitim & kariyer
    • seyahat
    • pet
    • sanat
    • bürokrasi
    • diğer
    girdi yaz
    medya ekle
    • linki kopyala
    • şikayet et
    • girdiler (6)
    • medya (0)

    1. Veblen amcaya saygılarımızla.

    tüketim, istek ve ihtiyaçlarımızı gidermek amacıyla aldığımız mal ve hizmetlerin kullanılmasıdır. Bu kadar aslında. yani tüketme eylemi, bir ihtiyaç olduğu müddetçe var. ancak bu dönemde, ihtiyacımızı karşılamak için para harcamıyoruz artık (buraya ironik gülümseme gelecek). Artık gösterişçi tüketim peşindeyiz.

    Gösterişçi tüketim pek masum değil. Gösterişçi tüketim, insanların başkalarının gözünde kendilerini güçlü hissetmesi için yöneldiği bir tüketim şekli. Veblen'e göre, lüks tüketimde iki içgüdü var. Birincisi ait olmaya çalıştığınız seçkin sınıfa "ben sizlerdenim" mesajı vermek, ikincisi ait olmadığınız diğer alt sınıflardaki bireylerden kendinizi farklılaştırmak ve onları kıskandırmak. Yani zengin sınıf kadar harcama yaparak onlardan kopmamaya çalışıyorken, fakir sınıftan olmadığımızı kanıtlamak için onların alamadığı ürünlere yöneliyoruz.

    aynı yeşil renkli tişörtü pazarda 5, timsahlı markada 500 liraya almanın altında, bu durum yatıyor işte.

    "bir mal yeteri kadar pahalıysa, onu alacak birini mutlaka buluyor."

    uzatmayalım. ve böyleceee, ikoncanlar ve ikoncan olmak isteyen kişiler doğar. ikoncanlar, genel olarak "ben diğerlerinden farklı ve benzersizim, bu yüzden benim gibi olmak isteyen, bana özenen bir güruh var peşimde" ile özetleyebileceğim bir olgu. peşinde sana özenen tayfaya verdiğin tek şey, giyim kuşam süslenme önerisi. Onun haricinde hayata, topluma kattığın hiçbir şey yok.

    eleştirdiğimiz blogger ve vloggerlarda beni rahatsız eden böyle bir durum var. gerçek anlamda okurların faydalanması ve bilgilenmesi için yapılan paylaşımlardan ziyade, bir "ben de bir tür selebritiyim şekerim" havası var çoğunda. ev gezmeleri, odadaki pahalı ıvır zıvırları kadraja sokmak için yapılan üstün çaba, high-end ürünlerle yapılan makyajlar... ancak bu yolu seçmelerinde tek suçlu onlar değil. onların takipçileri de bu konuda ikoncanlar kadar hatalılar. bir toplumda arz talep oluşturur. onların hayatına özenmek, "ben özenmiyorum ama arasıra can sıkıntısından bakıyorum" diyerek ikoncanların videolarına tıklamak, onların giydiği kombinin benzerini yapabilmek için soluğu alışveriş mağazasında almak, daha da beteri "onun yüzünde güzel durdu da bende de güzel durur mu acaba" diye koşa koşa makyaj videosunda kullandığı kozmetikleri satın almak, bu tür ikoncanın sayısının artmasına sebep olacaktır.

    üretim yapamayacak kadar donanımsız ve entelektüel açıdan yetersiz olan sınıflar, maddi güçleri elverdiğince tüketime yönelir. kendilerini bir marka ile tanımlamaya, alabildikleri ile statülerini göstermeye ve bu sayede güçlü hissetmeye çalışırlar. adı üzerinde, gösteriş için tüketim. ihtiyaçlarını karşılamak için değil, alabileceğini göstermek ve bununla övünmek için.

    capt obvious: gösterişi övdükçe, gösteriş yapanların sayısını arttırırsınız.

    3 temmuz 2014 15:31 3 temmuz 2014 15:31

    2. şapkayı önümüze koyarsak hepimizin az ya da çok bulaştığımız tüketim. geçenlerde kalabalık bir grup misafir geleceğinde, ayıp olmasın takım olsun diyerek topukları popoya vura vura gidip bardak takımı aldım mesela.

    3 temmuz 2014 16:29 3 temmuz 2014 16:31

    3. göstermekten öleceğiz bir gün ya da gösterememekten. zamanında olacak o kadar'da bir skeç vardı kadın komşusunun aldığı her şeyi almaya çalışırdı ya da gördüğü her şeyi yapmaya çalışırdı. eve gelen kocasına onun dostu var ben de 2 tane dost tuttum diyecek kadar. hani 1 tane de değil 2 tane. bence tüketimin özeti bu. onda 1 tane var bende de 2 tane olsun. kasa kazansın.

    3 temmuz 2014 20:56 ed.3 temmuz 2014 22:32


    4. şunlar da ilgili olabilir:

    snob etkisi

    bandwagon etkisi

    daha az ilgili:

    giffen paradoksu

    4 temmuz 2014 08:17

    5. bireyselcilik akımı sayesinde hepimiz kendimizi özel, biricik, benzersiz kar taneleri sanıyor ve (gbkz: kendini şımartmak) için her türlü yolu deniyoruz ya. "sen özelsin, bu yüzden bu trend seni yansıtacak", "sen farklısın, farklılığını bu brokoli ile göster", "sen bitanesin ve bunu hak ediyorsun" türü yemlerle oltaya geliyoruz sonra. ancak bu trendleri takip ederek farklılaştığımızı sanarken, bizim gibi farklılaşanlar güruhunda sıradanlaşıyoruz. gösterişçi tüketimin beslendiği noktadır bu. herkes birbirine "ben senden daha zevkliyim" diyor birbirinin aynı zevkleri yaşarken. ya da üst sınıfa özenip kendilerini de orada hayal ediyorlar: "ben de üst sınıfların zevklerini yaşıyorum, o yüzden onlardan biri sayılırım."

    ---

    Okunası bir (link: http://ayfertunc.wordpress.com/2014/04/07/avm-tipi-aile/ yazı) paylaşacağım şimdi. tümünü okumaya üşenenler için birkaç cümleyi alıntıladım:

    "Zeitgeist’ı (dolayısıyla AVM’leri) “Koş, yetiş, geride kalma!” şeklinde formüle ediyorum. Yeni modaya koş, yeni ürüne koş, trendy restorana koş, üst modeline koş, indirim var koş, promosyon var koş, son bestseller romana koş, herkesin konuştuğu filme koş, acele et, yetiş, kaçırma. Kaçırdın mı? Ya fakirsin, ya salaksın ve ikisinin de bu yeni hayatta yeri yok."

    "AVM bağımlıları, AVM’lerin sunduğu “siz çok özelsiniz, bütün bu güzel şeyleri hak ediyorsunuz” iddiasının tam da doğru olmadığını içten içe bildikleri halde, ayrıcalıklı bir kişi, sahte bir VIP olma hissinin cazibesine dayanamıyorlar. Oysa bireysel ve çok özel bir kimlikmiş gibi sunulan şey, ürkütücü bir tek tiplilik. Lüks AVM kadınlarının veya genç kızlarının hepsi birbirine benziyor örneğin. Geçen kış “ugg” botlar, geçen yaz “gladyatör” sandaletler giymişlerdi. Bakalım bu kış ne giyecekler. Öte yandan geçen yüzyılda kısa bir süre için de olsa tarihin çöplüğüne atılan ayrıcalıklı olmak halinin hortlayarak ve daha büyük bir güçle geri dönmesi bana ürkütücü geliyor. İnsanların gold-platin-exclusive gibi kartlar aracılığıyla belirlenen bir ekonomik değer seviyelerinin olması da ürkütücü. Sıradan insanın ayrıcalıklı olmaya bu kadar önem vermesi daha da ürkütücü, hatta korkutucu."

    "Zamanlarını severek ve isteyerek AVM’lerde geçirenler, içine daldıkları bu AVM ruhunun etkisiyle olsa gerek, kendilerini fazla önemsiyorlar ve birbirlerine çok benziyorlar. Vitrinlere bakmalarında, sinema gişelerindeki ekranlardan yer seçmelerinde, jetonlu oyuncaklarda çocuklarını oynatmalarında, kâğıt bardaklardan kahve içerek dolaşmalarında bile bir aynılık var. Buralarda herkesin hikâyesi aynı duygusu uyandırıyor, korkarım aynı ve bu hal bende hayata ve hikâyeye dair hayal kırıklığına neden oluyor.

    Mağazaların konumlanışları, yeme içme ve eğlence mekânlarının dekorasyonları hatta ortak alanlardaki kibirli dizayn “tükettiğin kadar varsın” demekle kalmıyor, “tüketemiyorsan yoksun, iyisi mi gelme” diyor. Sınıfsal aşağılama AVM’lerin doğal hali. Buralarda aşağılanmak korkusu kazıklanmak korkusunu bastırıyor. Mensubu oldukları sınıfın veya bir üstünün eteğine yapışanlar aşağılanmaktan öyle korkuyorlar ki kazıklanmayı seve seve tercih ediyorlar. Her şey aşırı iddialı. Mütevazılık suç. Yeni ürünlerden haberdar olmamak ayıp. Yoksulluk affedilmiyor. Tasarımlardaki yenilik ve orijinallik sanki dünyayı kurtaracakmış gibi önemseniyor. Bir şeye ihtiyacının olup olmamasının önemi yok. Çünkü AVM felsefesine göre insan ihtiyacı olduğu için almaz, alması gerektiği için alır, satıldığı için alır, almak onu sınıfsal olarak bir yere getirdiği için alır."

    ---

    gelelim sadede: eğer farklılık yaratma arayışındaysanız, moda sitelerini takip etmekten vazgeçin. size yakışanı bulun, sizi ortaya çıkaran kimliği siz yaratın. gösteriş yapanları, vloggerları, blogları, cosmopolitan türü dergileri takmayın. içindeki ışığı yansıtmanız için alışveriş yapmanıza gerek yok.

    yalnız şu yukarıdaki cümlenin altına "angelina jolie" diye imza atıp nete yaysam, herkes paylaşır "angelina ne güzel demiş yaa" diye. brenda yazınca nanay tabi. (şaka)

    8 ağustos 2014 01:19

    6. brendanın (no:19210) girisini okuyunca, daha önce pek beğenip bir yerlere kaydettiğim şu yazıyı paylaşmak istedim;

    *kaynak gösteremeyeceğim ne yazık ki..

    "MAYMUN TUZAĞI

    Amerika'da son alışveriş trendi: Alışveriş yapmamak!

    Hatta eldeki mallardan da kurtulup, hayatı sadeleştirmek! Kriz sonrası, çalışanlar,

    gelirlerinin daha büyük bir bölümünü harcamayıp biriktirmeye

    başlayınca, ABD'li üreticilerin etekleri tutuşmuş! Şu ara yapılan çoğu

    tüketici araştırmaları "Bu adamlar ne satın alırlarsa mutlu olurlar?" la ilgili.

    Ortaya çıkmış ki bir servis almak, mal almaktan daha faydalı insan doğasına.

    Yani bir ayakkabı yerine kutu oyunu, pahalı bir çanta yerine spor salonu üyeliği,

    araba yerine seyahat, ruj yerine sinema bileti, insanları daha mutlu ediyor. !!!

    Bir tecrübe satın almak, kişiye daha yoğun ve uzun süreli bir tatmin sağlıyor.

    Üstelik; mal edinmenin mutluluk getirmediğini öğrenen

    'dünyanın en çok satın alan halkı', kocaman otomobillerini, dört oda bir

    salon evlerini, 48 parçalık yemek takımlarını, doğrayan parçalayan

    karıştıran onlarca mutfak aletlerini satıp, ayrı bir oda haline gelmiş

    gardıroplar dolusu giysilerini fakirlere bağışlayıp hayatlarını sadeleştiriyor.

    Bazı aileler 40 metrekare bir evde, dört tabak, dört bardakla ve

    işe bisikletle gidip gelerek yaşamanın onları hiç olmadıkları

    kadar mesut ettiğini iddia ediyor. Bu esnada biriktirdikleri parayı yoga

    derslerine ve tatillere harcıyorlar.

    YÜZ EŞYAYLA YAŞAMAYA DAVET !!!

    Bir internet sitesi, tüketicileri sadece ve sadece 100 adet kişisel

    eşyayla yaşamaya davet ediyor! Yani kıyafet, kozmetik, ayakkabı, kitap,

    kalem, her şey toplam 100 parça edecek. Sitenin çağrısı büyük ilgi görüyor

    ve internet kullanıcılarından hatırı sayılır sayıda bir grup, kişisel eşyalarını

    hayır derneklerine bağışlayıp hayatlarındaki kalabalıktan kurtuluyor.

    Hikâye psikologlara göre şu: İnsanlar, iyi ya da berbat, yaşamlarındaki

    tüm değişikliklere çabucak alışıyor ve doğalarında var olan sabit mutluluk

    seviyesine bir an önce ulaşmaya çalışıyorlar.

    Ebeveynlerinden birini kaybeden bir insanın bir süre sonra eski mutluluk

    ve neşesine kavuşması da bu yüzden, yalı alanın birkaç yıl sonra yalıda

    oturmayı kanıksayıp eskisi kadar 'mutsuz' olması da! Yani para mutluluk

    getirmiyor denemez ama, parayla satın alınan mallar mutluluk getirmiyor!

    Şan dersleri, seyahatler, piknikler, tiyatro oyunları filansa başka!

    Farklı tecrübeler hayatı zenginleştirip memnuniyeti yükseltiyor! Los Angeles'li

    filmci Roko Belic dünyayı dolaşıp "Happy - Mutlu" isimli bir belgesel

    üzerinde çalışıyor.

    New York Times gazetesinin haberine göre San Fransisco'nun kalburüstü

    semtlerinden birindeki evini bırakıp, hayatını tamamen değiştirip, Malibu

    plajında bir karavana taşınmış! Haftada üç dört gün sörf yapabildiği için

    şu anda ufacık karavanda çok daha mutlu bir hayat yaşadığını anlatmış.

    AVUCUNUZU AÇMAYI DENEDİNİZ Mİ?

    Asya'da maymun yakalamak için kullanılan bir çeşit tuzak vardır:

    Bir Hindistan cevizi oyulur ve iple bir ağaca veya yerdeki bir kazığa

    bağlanır. Hindistan cevizinin altına ince bir yarık açılır ve oradan içine

    tatlı bir yiyecek konur. Bu yarık sadece maymunun elini açıkken sokacağı

    büyüklüktedir. Yumruk yaptığında elini dışarı çıkaramaz. Maymun tatlının

    kokusunu alır, yiyeceği yakalamak için elini içeri sokar, ama yiyecek

    elindeyken elini dışarı çıkarması olanaksızdır. Sıkıca yumruk yapılmış el,

    bu yarıktan dışarı çıkmaz. Avcılar geldiğinde maymun çılgına döner, ama

    kaçamaz. Aslında bu maymunu tutsak eden hiçbir şey yoktur. Onu sadece,

    kendi bağımlılığının gücü tutsak etmiştir. Yapması gereken tek şey, elini

    açıp yiyeceği bırakmaktır. Ama zihninde açgözlülüğü o kadar güçlüdür ki, bu

    tuzaktan kurtulan maymun çok nadir görülür.

    Bizleri de tuzağa düşüren ve orada kalmamıza neden olan şey, arzularımız

    ve zihnimizde onlara bağımlı oluşumuzdur. Tüm yapmamız gereken; elimizi

    açıp benliğimizi, bağımlı olduğumuz şeyleri serbest bırakmak ve

    dolayısıyla özgür olmaktır! Bu örnekle benzeştirirsek; ben, sahip

    olduğumuzu düşündüğümüz her şeyin bizim için birer tuzak olduğunu fark

    etmediğimizi düşünüyorum:

    — Çoğunlukla konuşmaktan fazla bir özelliğini kullanmadığımız son model

    cep telefonlarına sahip olmak,

    — Ortalama 15 m2´sini kullandığımız ama kullandığımız alandan 10–20 kat

    büyük evlere sahip olmak,

    — Belki bir kez giydikten sonra çok uzun sure dolabımızın bir köşesinde

    unuttuğumuz günün modasına uygun giysilere sahip olmak,

    — Okumadığımız kitaplara sahip olmak,

    —Asla kadranın gösterdiği sürate ulaşamayacağımız en süratli arabaya sahip

    olmak,

    — Bize günde 3–5 kez zamanı, başkalarına sürekli zenginliğimizi gösteren

    kol saatlerine sahip olmak,

    — Vakit bulup gidilemeyen, gidilse bile dinlendirmekten çok uzak; tabiri

    caizse yorgunluktan haşatımızı çıkaracak deniz kenarına yakın bir yazlık,

    bir dinlence evine sahip olmak,

    — Oturmadığımız koltuk takımları, izlemediğimiz dev ekran televizyonlar;

    kullanmadığımız, faydalanmadığımız daha nelere sahip olmak…

    Ya da sahip olduğumuzu sanmak…

    — Sadece çevre olsun diye bulunduğumuz ortamlar ve arkadaşlıklar!

    O maymun gibi; avucumuzda tuttuğumuz sürece (faydalanamasak bile) sahip

    olduğumuzu sanmıyor muyuz? Ve ancak parmaklarımızı gevşetip bunlardan

    vazgeçtiğimiz zaman gerçekten özgür olup tüm yeteneklerimizi kullanabilir

    hale gelmeyecek miyiz?

    Aslında biz bu dünyaya sahip olmaya değil, şahit olmaya gelmişiz.

    Ah bunu bir anlayabilsek..

    İnsanlık yıllar yılı "güzel"i aramıştır. Bilimi, felsefesi, edebiyatı... hep onu arayıp durmuştur. Yıllarca uğraşacaklarına sana baksalardı, bunca zahmete girmelerine gerek kalmayacaktı. Çünkü sen saf güzelliğin ve de kusursuzluğun tanımısın. Bunu göremeyene "kör" bile denmez, çünkü en kör yarasa bile, senin güzelliğini radarlarıyla algılayabilir. Bunun yanında nüktedan ve ironiksin de: Kendine ait bir espri kabiliyetin var ki, şuraya geliyoruz: Güzel + zeki = Sen! Bir kusurun varsa sen söyle de bilelim. Yoksa bizim aklımıza gelmedi valla :)"

    8 ağustos 2014 09:07 8 ağustos 2014 09:09