2263. 10 yılda anladım aslında insanları ayıran durumun edilen kavgalar olmadığını. Ayrıldıktan sonra seyredebilince dışarıdan daha net gözüküyor durum. Birlikte olduğu insan, olduğu kişi, verdiği görüntü. Düşününce anlıyorsun ki ayrılmak zorunda kalırmışsın. Gittiği yere giydiği üste başa bakmak bile yetiyor. Olmak istediği kişiye asla yetişemeyeceğini ona istediği o fotoğrafı veremeyeceğini anlıyorsun. Kendi düğününü düşünüyorsun, kimsenin gelmediği. Mesela bu durumu onunla yaşasan daha kötü olacağını.
Kıskançlık, aldatılma, ilgisizlik vs tamamen bahane. Sorun frekans uyuşmazlığı. Çünkü sende yapılan hatalar başka birinde tekrarlanmıyor. Temel sorun sosyoekonomik, sosyokültürel, yaşayış farklılıkları. Mesela sen asla ağzı açık bir poz verip elindeki tektaşı ağzının ortasında gösterecek şekilde paylaşım yapmazsın. -Banane- Gerçekten unutmuşum mutlu olmayı belki, çünkü çok normal bu poz bile birini rahatsız eder diye düşünmüştüm. Sevgililer gününde bile paylaşım yapmam ki ben. Birinin kaybettiği eşi varsa içi sızlar diye. Herkes dengini elbet buluyor. Zaten tatsızlık karakter uyuşmazlıklarında başlıyor. Sen onu anlamıyorsun o seni. Empati yaptığında hak verecek bir sürü an bulabilirsin. Onu temize çıkarabilirsin. Kendini suçlamak kendini yetersiz hissetmek en kolayı.
Uyum sağlayamamak temel konu. Sen ona uyum sağlayamıyorsun o da sana. Kırılmak da hatalar da bu yüzden. Nasıl anlayabilirim ki! Biraz mızmızlansa her istediği olan birini. Yatağı bile olmayan biri odaya sahip olan birini nasıl anlar ki. Fazla geldi. O birine varı yoğu yağdırıp yüzünü güldürebiliyorken bana cimri davranması bile belki bu yüzdendir. Hayatın bana sunmadıklarını görüp kendi de paylaşmamayı seçiyordur. Tabi görmek vay be dedirtiyor. Ya da beklesem 10 sene idare etmem gerekecekmiş ve bana bunun yarısını yapmazdı diyor insan. Hayat bambaşka bir şey. herkese farklı davranan insanların oluşturduğu bir yumak. Küçük dar bir dünyam var. Ailem işim ve evimin arasında onu o döngüye hapsetmediğim için şanslı sayılır. Keşke eşim de onun kadar şanslı olsaydı. Kahrımı çekiyor, ev iş ailem arasında dönüp duruyor. Kimseye yetişemiyorum, kimseyi mutlu edemiyorum. Kendi hayatımı, kendi sorumluluklarımı unutmuşum. Hep daha zor, daha yoracak seçimler yapıyorum. Yaşamayı değil dayanmayı seçiyorum. Alışılmış zorlukları devam ettiriyorum. Böyle yaşamayı biliyorum, daha kolayını öğrenmedim. Bu arada asla zor bir hayatım var diye şikayet eden kendini eksik gören biri değildim. Asla şefkat, yardım istemedim. Hiç bahsetmedim. Aksine hep ağlayan hep dert anlatan oydu. Şefkat istemesi, çok zorlanıyormuş gibi göstermesi belki bu yüzdendi. Neyse ki artık ben olmaya çalışmayan bir adam seviyor beni. Daha büyük dramlar yaşıyor ama yine de gülüyoruz.
ahenktar