yeni
popüler
    sorular içinde ara
    yeni soru sor
    son sorular
    son cevaplar
    kategoriler
    • süslü
    • moda alışveriş
    • kuaför & güzellik merkezi
    • sağlık
    • spor
    • gönül işleri
    • aile arkadaş ilişkileri
    • cinsellik
    • eğitim & kariyer
    • seyahat
    • pet
    • sanat
    • bürokrasi
    • diğer
    girdi yaz
    medya ekle
    • linki kopyala
    • şikayet et
    • girdiler (1)
    • medya (0)

    1. İspanyol gribi ya da İspanyol nezlesi, 1918-1920 yılları arasında H1N1 virüsünün ölümcül bir alt türünün yol açtığı grip salgınıdır. İspanyol Gribi, 18 ay içinde 50 ile 100 milyon arası insanın (o dönemde yaşayan nüfusunun %5'i) ölümüne sebep olarak insanlık tarihinde bilinen en büyük salgın olmuştur. 

    Yıllar sonra açılan bazı toplu mezarlardan alınan örnekler sonucunda domuz gribine sebep olan H1N1 virüsünden (birkaç ufak farklılık haricinde aynı) kaynaklandığı anlaşılan hastalık, İngilizceden tercümeden dolayı "İspanyol Gribi" olarak anılmaya başlanmıştır. Bu hastalığa "İspanyol" gribi denmesinin sebebi dünyada birinci dünya savaşı yıllarının kamuoyundan yeni bir hastalık salgınının saklanmasına rağmen ilk olarak ispanya kamuoyunda tartışılmaya başlamasıdır yani İspanya bu hastalığın ortaya çıktığı veya en yoğun olduğu yer değil; bu hastalığın bir salgın olduğunun tespit edildiği yerdir.Salgın İspanya'da başlamadı. İspanyol nezlesi olarak adlandırılmasının sebebi İspanya'nın, Birinci Dünya Savaşı'nda yer almamış olması ve askerî sansür nedeniyle diğer Avrupa devletlerinde salgından söz edilmezken İspanyol basınının salgın konusunu ilk kez gündeme getirmiş olmasıdır.

    İspanyol nezlesi ilk kez 11 Mart 1918'de ABD'nin New Mexico eyaletinde tespit edildi. Salgın 1918 Eylül-Kasım aylarında zirve noktasına ulaşmış ve Türkiye dahil tüm dünya ülkelerini etkilemiştir. Hindistan'da 17 milyon kişi, yani ülke nüfusunun %5'i bu hastalıktan ölmüştür. ABD'de nüfusun yaklaşık %28'i hastalığa yakalanmış ve 500.000 ilâ 675.000 kişi hayatını kaybetmiştir. Britanya'da 250.000, Fransa'da 400.000 kişinin öldüğü tahmin edilmektedir. Fiji adalarında nüfusun %14'ü iki haftalık bir süre içinde İspanyol Nezlesi'nden ölmüştür.

    Hastalığa dönemin önemli isimlerinden de yakalananlar olmuştur. Max Weber, İspanya Kralı XIII. Alfonso ve Sophie Halberstadt Freud bu kişiler arasında sayılabilir. Mustafa Kemal Atatürk de Samsun'a hareket etme hazırlıkları içerisindeyken bu hastalığa yakalanmış ve hastalığı Beşiktaş'taki evinde atlatmıştır.

    İspanyol gribi bütün dünyayı kasıp kavurduğu gibi İstanbul'u da etkilemiştir. Nâzım Hikmet dizelerinde İspanyol gribine şöyle yer verir:

    "Biz ki İstanbul şehriyiz,  Seferberliği görmüşüz:  Kafkas, Galiçya, Çanakkale, Filistin,  Vagon ticareti, tifüs ve İspanyol nezlesi  bir de İttihatçılar, bir de uzun konçlu Alman çizmesi  914’ten 918’e kadar yedi bitirdi bizi."

    İspanyol Gribinin ilginç özelliklerinden bir diğeri de beklenenin tersine, yaşlılar ve çocuklardan daha çok genç ve sağlıklı insanları vurmuş olmasıdır. Hayatını kaybedenlerin büyük bölümü, 20’li yaşların sonlarındaki insanlar olmuştur. Bunun sebebi konusunda birçok teori üretilmiş ancak üzerinde fikir birliği sağlanabilen bir teori olmamıştır.

    Hastalığa yakalanma ve ölme riski en yüksek olan 20-40 yaş grubundakiler olduğu için pek çok aile eve kazanç getiren kişiden mahrum olmuş, geride çok sayıda kimsesiz çocuk ve yaşlı kalmıştı. Ölenlerin çoğu erkekler ve hamile kadınlardı.

    İnsanın bağışıklık sistemi en etkili savunmasını ilk karşılaştığı grip virüsüne karşı oluşturuyor. Ancak gribe yol açan virüsler sürekli yapısal değişim geçirir. Virüsün yüzeyinde kısaca H ve N olarak bilinen iki ana antijen vardır. Antijen, vücuda girdiğinde bağışıklık sistemi tarafından antikor üretimine yol açan yabancı moleküllerdir.

    1918'de genç yetişkinlerin ilk karşılaştığı virüs türü (H3N8) daha sonra büyük salgına yol açan türden (H1N1) farklıydı ve onların bağışıklık sistemi esas olarak ilkine karşı hazırlık yapmıştı. Yaşlılar ise 1830'larda ortalıkta dolaşan H1 veya N1 antijeni ile tanışık olduğundan büyük salgından fazla etkilenmedi.

    İlk belirtiler arasında solunum güçlüğü oluyor, hastaların yüzü kızıl kahve bir renk alıyordu. Bu renk daha sonra maviye dönüyor, öldüklerinde ise simsiyah oluyordu. Ölüm nedeni çoğu vaka açısından gribin kendisi değil, virüsün akciğerde açtığı yaralara yerleşen bakteriler sonucu oluşan zatürreydi.

    Hastalarda diş ve saç dökülmesi de oluyor, baş dönmesi, uykusuzluk, görme ve işitme kaybından şikayet ediyorlardı. Hayatta kalanlar virüs enfeksiyonu sonrası oluşan depresyon geçiriyordu.

    Grip salgını sonrasında farklı nedenlerden kaynaklı ölümlerde artış bugün de gözlenen bir olgu. Kalp krizi veya inme vakaları vücudun gribe karşı iltihabi tepkisinden kaynaklanır. Yani grip hiçbir zaman sadece solunum yollarını etkileyen bir hastalık değildir.

    Kaynak Wikipedia ve BBC

    30 ocak 21:09