sorular içinde ara
yeni soru sor
son sorular
son cevaplar
kategoriler
  • süslü
  • moda alışveriş
  • kuaför & güzellik merkezi
  • sağlık
  • spor
  • gönül işleri
  • aile arkadaş ilişkileri
  • cinsellik
  • eğitim & kariyer
  • seyahat
  • pet
  • sanat
  • bürokrasi
  • diğer
girdi yaz
medya ekle
  • linki kopyala
  • şikayet et
  • girdiler (4)
  • medya (0)

1. çalma hastalığı, çalma bağımlılığı. ama bu insanlar çıkarları için değil o an sadece istedikleri için genelde pek maddi değeri olmayan şeyleri çalarlar. böyle bi psikolojik rahatsızlık olduğunu ilk defa sims oynarken oğlum ergenliğe girip kişilik özelliklerinde "kleptomaniac" yazısı belirdiğinde netten bakıp öğrenmiştim :d (gizlinot: tabi benimki nası bi çocuk olduysa gidip havuzlardan şezlong çalardı ksjsjdjsk allah affetsin)

22 kasım 2015 02:54

2. Bir tür dürtü bozukluğudur.

Kişinin dayanılmaz bir şekilde çalma güdüsü taşıması ve eyleme geçmesi durumudur . Ani gerçekleşir, plansız.

Çalınan objenin maddi değeri önemli değildir. Marketten çikolata,biskuvi bile olabilir. Çalma eylemi gerçekleşmeden huzursuzluk ve gerginlik hisseder . Çalma eylemi gerçekleştikten sonra rahatlama ve sonrasında pişmanlık. Çoğu kleptoman çaldığı objeyi geri verir. Kullanmaz.

Freud'a göre 3-5 yaş arasındaki fallık dönemdeki sorundan kaynaklıdır. Bireylerin cinsellik döneminin oluştuğu dönemde yani.

Ego/süper ego/ id çatışmasından kaynaklı.

Velakın bu hastalık multiple bir hastalık. Yanına depresyon, Kompulsif alışveriş, Bulımıa gibi psikolojik rahatsızlıkları da alır.

19 mayıs 2017 12:40

3. kişinin gidip bir marketten torbalar dolusu alışveriş yaptığı halde, yine de çıkarken mutlaka bir tane sakız ya da şeker gibi maddi değeri düşük şeyleri çalma dürtüsünü engelleyememesi şeklinde kendini gösteren bir bozukluk. Anlık olarak ortaya çıktığı bilinir daha çok. ilkokulda bir arkadaşım benim kullanılmış, çoktan yarıya gelmiş hiçbir gösterişi olmayan kalemlerimi çalardı. bir de onların kuzeninin kalemleri olduğunu ve ona kendisinin kullanması için verdiğini iddia ederdi. önce buna anlam veremedim tabii. bir süre sonra bu sınıfta birkaç kişinin daha silgisi, suyunu

çalma şeklinde kendini göstermeye başlamıştı. sonradan sanırım başka bir arkadaşımızın annesi söylemişti böyle bir durum olabilir diye. o zaman bunun bir hastalık olduğunu, dahası arkadaşımızın o ara buna eşlik eden başka psikolojik sorunları da olduğunu öğrenmiştik. bildiğimiz hırsızlıktan daha farklı bir şey kleptomani. çaldıktan sonra yerini kısa bir sürede pişmanlığa bıraktığı da yine çokça görülen bir şey.

19 mayıs 2017 13:47

4. “Bir arkadaşım” ekolü gibi olucak ama benim de bir arkadaşım vardı. ilk üniversitem, lise yeni bitmiş. O zaman yaş da küçük, aynı yurtta kalıyoruz bizim sınıftan 8-10 kız. odalar 2 kişilik, her odada duş var falan. oda arkadaşım başka bölümden ve ağır kabız bir insan, muhabbetimiz minimum düzeyde. Ben de diğer kızlarla takılıyorum sürekli. bana ilk günden çok yakınlaşan bir kız vardı, çok samimi, çok tatlı, çok da güzel. Nur olsun adı. Yardımsever, herkesin işine koşar, sınav zamanı çalıştırır falan. bir haftasonu oda arkadaşım ailesinin yanına gitti, biz de nur’la Şehre inip içtik içtik, sonra yurda geri döndük, muhabbet bölünsün istemedik, hazır oda arkadaşım da yok diye kıza gel benim odamda kal bu gece dedim. yere yatak yaptım, kahvelerimizi yaptık dedikodu falan neyse yattık. Sabah kalktık kahvaltı ettik falan, ben bir duşa giricem dedim, ben de yatağı toplayayım odaya gideyim o zaman Dedi Nur da. aradan 3-4 gün geçti, okuldan yurda döndüm, oda arkadaşım yatağının üstünde oturmuş beni bekliyor. “Gel bi konuşalım bakalım.” Dedi. Eve giderken odadaki kitaplığında altın kolyesini bırakmış, para şeklinde üstünde allah yazan kolyelerden. bir de bir çift altın küpesi. “Kolyem ve küpelerim nerde?” Dedi. Yemin ederim ben hayatımda bu kadar çok korkmadım, taze panik ataklıyım o dönem zaten, öleceğim yani az kaldı. Hani hiç bir suçunuz yoktur ama polis görünce tedirgin olursunuz ya salak gibi, aynı öyle. “Düşmüştür, bişey olmuştur gel beraber arayalım.” Dedim. Haftasonları odaya temizlikçiler geliyor belki rafları silerken düşmüştür yada elektrik süpürgesi çekmiştir falan gibi olabilecek herşeyi sıralıyorum da Nur aklıma gelmiyor. Burada şüpheli benim çünkü. Oda arkadaşım da “senden böyle birşeyi kırk yıl düşünsem beklemezdim. BUlamazsak polise gitmek zorundayım, o küpeler bana babaannemden yadigar.” Diyor falan deliricem. dolabıma bakmak istedi, hayatımda daha büyük aşağılanmadım ama tamam bak dedim. Didik didik etti dolabımı, bulamadı tabii ki. kıza yeminler ettim ben almadım diye ama söz verdim en azından kolyeyi alacağım diye. bana ne halbuki, şimdiki aklımla düşününce başkasının çaldığı kolyeyi niye ben alıyorum diyecek çirkeflikteyim ama o zamanlar en ufak şeyde kendimi bok gibi hissediyorum zaten. aradan 3-4 hafta geçti, normalde giymem, ama teyzem yurtdışından moncler’in şişme montlarından getirmişti bana. Dolabımı açtım hazır hava da soğudu alayım da giyeyim diye. Yok. 2000 küsur liralık mont yok bayağı. döndüm oda arkadaşıma, ki kendisi çok lüks düşkünüydü, ben daha moncler ne bilmiyorken o montu üstümde görüp “oha nerden aldın bunu?” Diye falan sormuştu. giymek için izin istemişti benden, 2-3 kere izin alarak giymişti de hatta. ben de ona dönüp “montumu gördün mü hiç? buradaydı.” Diye sordum. görmedim diyince bi şimşek çaktı kafamda. bu sefer diğer teyzemin ben bebekken bana aldığı rolex aklıma geldi (gizlinot: teyzemler sağolsunlar aç mısın hasta mısın diye sormazlar, pahalı hediyeler alıp geçiştirirler hep) bir açtım dolabı, kutusuyla falan yok. Haydiii. Bu sefer aldı mı oda arkadaşımı da bir korku. Kız diyor “yemin ederim ben almadım” ben diyorum “yemin ederim ben almadım.” 3-4 gün sonra kendi evinde kalan bir sınıf arkadaşım ece olsun adı, konuşurken Dedi ki, “beni yanlış anlamanı istemiyorum ama Nur geçen gün bende kaldı, o gittikten sonra 2-3 tane yüzüğümü bulamıyorum. bir de senin montunun aynısından almış.” Aynısından alması mümkün değil, o sırada moncler’in satıldığı bir şehirde bile değiliz, online alışveriş bu kadar çok yok falan. Mont benim mont yani. Anaaaa beynimden nasıl vuruldum, nasıl gardım düştü anlatamam. Gittim oda arkadaşıma anlattım böyle böyle. Oda arkadaşım, Ece ve ben toplaştık yurdun cafe’sinde, ben Nur’u aradım gel kahve içelim diye. Üçümüzü Yanyana görünce beti benzi attı zaten, çaktırmamaya çalışıyor. Dedik böyle böyle, ne diyorsun? başta inkar etti, bana nasıl yakıştırırsınız bunu iğrençsiniz falan diye. Sonra oda arkadaşım (gizlinot: kız yaş olarak bizden 7-8 yaş büyüktü, 2. Üniversitesiydi onun da) ayağa kalktı, “tamam sen burada otur o zaman, ben yurt güvenliğiyle beraber odana çıkıp kaybolan eşyaları arayacağım.” Dedi. Nur ağlamaya başladı, hepsini geri vereceğim falan diye. sata sata oda arkadaşımın babaannesinden kalan küpeleri satmış bir kuyumcuya, gidip üstüne para ödeyip geri almak durumunda kaldı küpeleri. Benim montum ve saatim, arkadaşımın da yüzüklerini geri verdi. Ama yurt yönetimi duydu tabii bunu ve kız yurttan atıldı. 

sonra bir gün yanıma oturdu bi cafe’de, ben tedavi görüyorum, hastalıkmış benimki Dedi. sonra da sadece selamlaştık senelerce. 

evet bu da psikolojik bir hastalık, ama insanın yaptığından pişman olması ve vicdan muhasebesi yaşaması, böyle sıkıntılara mahal vermeden tedavi olmasını gerektirecek kuvvette olmalıdır bence ya. Bilmiyorum. 

sadece o 1-2 aylık süreçte oda arkadaşım tarafından hırsız olabileceğimin “sanılması” bile beni çok rahatsız etmişti. Gerçekten çalıp da vicdan azabından nasıl ölmüyorlar şaşırıyorum. 

21 ocak 2018 18:13