sorular içinde ara
yeni soru sor
son sorular
son cevaplar
kategoriler
  • süslü
  • moda alışveriş
  • kuaför & güzellik merkezi
  • sağlık
  • spor
  • gönül işleri
  • aile arkadaş ilişkileri
  • cinsellik
  • eğitim & kariyer
  • seyahat
  • pet
  • sanat
  • bürokrasi
  • diğer
girdi yaz
medya ekle
  • linki kopyala
  • şikayet et
  • girdiler (4)
  • medya (0)

1. eğitimsiz-cahil anne babaların çocuklarında görülen bir durum bu alay etme olayı. Benden 16 yaş küçük bir kardeşim var ve onunla beraber dünyayı, hayatı,çocukları bambaşka bi gözle inceleme fırsatım oldu. Şiddetle ilgili bir şey henüz görmedim genelde şiddet uygulanan çocuklar içlerine kapanık oluyor gördüğüm kadarıyla.

Çocuklar acımasız ama bunun sebebi yeni nesil çocuk olmaları bence. Bizim Zamanımızda kimse acımasız değildi böyle arada vardı tabi ama şimdi hepsi birbirinden beter. Hepsi çok bencil. Hepsi ailesinin biricik çocuğu çünkü. Dünyanın en doğal şeyi olan diş çıkarma olayı bile adeta O ülkenin prensi-Prensesi diş çıkarmışcasına kutlanıyor. O kadar Zaman dünyada kendini tek hissettirdikleri için arkadaşları tarafından da bunun olmasını bekliyor çocuk ve Tabiki beklediği olmuyor. O da bu şımarıklığın kendine verdiği güvenle acısını alaycılıkla çıkarıyor. Bunun sebebi de en başında dediğim gibi anne babaların görmemişliği, cahilliği bence.

5 ocak 2016 14:21

2. Henüz mezun olmasam da hem gittiğim lise hem de okuduğum bölümdeki üçüncü senem sebebiyle bu konu da hakkında biraz ahkam kesebilirim sanırım.

çocuklar acımasız değildir, sadece duygularını düşüncelerini saklamayı henüz öğrenmemişlerdir. arkadaşınız saçını kestirdiğinde bu kesimin ona hiç yakışmadığını bir çoğumuz ya hiç söyleyemez kalanlar da yumuşatarak dile getirir. çocuklar ise bunu bilmezler. beğenmediğini, ona farklı geleni hemen söylerler.

bu alay etme vakaları ilkokulda olduğu gibi anasınıfında da görülebiliyor. sebebini biraz şuna bağlıyorum ben, çocuğun fazla hijyenik kapalı yani yalıtılmış bir ortamda büyümesine. örneğin sınıfta engelli bir çocuk, down sendromlu bir kaynaştırma öğrencisi olabilir. eğer çocuk daha önce böyle bir şeyle karşılaşmamışsa, bu onun için bir ilkse sınıftaki farklı çocuk alay konusu olabilir. bu alay etme durumu da çocuğun bu duruma alışkın olmayışından ileri gelir. küçük çocuklar benmerkezci düşünebilirler, bu yüzden karşımdakiyle alay edeyim, kırayım dalga geçeyim diyemezler. karşılarındakini kırabileceklerinin bilincine kolayca varamazlar.

burda hem ailelere hem de eğitimcilere görev düşüyor. aileler çocuğu dış dünyadaki farklı, alışılmadık durumlara hazırlamalı. tabi ki her durum, her olay için farklı farklı örnekler bulup çocuğa bak insanlar böyle bir bacağı eksik olabilir, kel olabilir, albino olabilir diye tek tek gösterme imkanımız yok. ama piyasada güzel kitaplar var, farklı olanı da benimsemeye yönelik. ben geçen sene kitaplığıma yky'nin farklı ama aynı diye bir çocuk kitabını kattım mesela. fırsat oldukça alıyorum böyle şeyleri. siz de inceleyin çocuğunuza kitap alırken, kapağında çizgi karakterler ve büyük puntolu yazılar olması bir kitabı çocuk kitabı yapmaya yetmiyor ne yazık ki. şiddet içeren birçok çocuk kitabı var, her şeyi çocuğunuza okutmayın.

bunların dışında internette farklı bebekler tasarlandığını görmüştüm. yürüme engelli, siyahi, bir gözü görmeyen, albino bebekler. bu oyuncaklardan temin etmek, veya kendi imkanlarınızla böyle oyuncaklar yapmak çocuğunuzun farklılıklar karşısında aldığı tutumu oldukça geliştirecektir diye düşünüyorum

eyyorlamam bu kadar

5 ocak 2016 16:03

3. "akran zorbalığı" - "bullying at school /school bullying" denilen kavram ismen yeni duyduğumuz ancak yıllardır aşina olduğumuz bir kavram.

akran zorbalığı aslında ilkokulda başlıyor, anaokulunda değil. önce buna değinelim:

okul öncesi dönemde çocuklar benmerkezci dönemdedirler ve (gbkz: empati) kurma becerileri henüz gelişmemiştir. oyuncak paylaşmada bu yüzden zorluk yaşayabilirler, arkadaşına çarptığında, vurduğunda, tepki gösterdiğinde onun üzülebileceğini, onun da duyguları olduğunu fark edemezler. bu noktada sorun yaşayan iki çocuk ve gerekirse sınıfın geri kalanıyla duygular üstüne konuşulmalı. henüz otokontrolü sağlayamayan çocuklar en azından bu olumsuz davranışların yetişkinler tarafından kabul edilmediğini fark edebilir.

bunun dışında; dile dair atasözleri, deyimlerle de yeterince tecrübeleri olmadığı için bir şeyi söylerken aslında tamamen farklı bir şeyi kastediyor olabilirler. sınıftan bir örnek:

eda: öğretmenim, elif bana 'yüzsüz' dedi.

ben: elif gelsin, üçümüz konuşalım. (elif'e) elif, eda ona 'yüzsüz' dediğin için çok üzülmüş. neden bunu söyleme ihtiyacı hissettin?

elif: ama ben onun yanına gidince, eda bana hiç gülmüyor.

ben: eda'nın sana gülmesini istiyorsun. ama bunu yanlış ifade etmişsin. 'asık suratlı' diyebilirdin. yüzsüz'ün kelime anlamı başka, o 'hayır dediğin halde bilerek yanlış şeyleri yapanlar' için söylenir.

bu kadar yazdığıma ters olarak; okul öncesi dönem çocukları aslında kendinden çok küçüklere, çok yaşlılara, farklılara, yardıma ihtiyacı olanlara, hayvanlara ve bitkilere büyük bir merhamet ve hassasiyet içindedir. doğru yönlendirilirlerse işbirliğine oldukça açıktırlar ve yetişkinler kadar başarılı olabilirler sorumluluk alma konusunda.

bu yıl, sonradan gözlük takmaya başlayan bir öğrencim, arkadaşlarının onunla oynamak istemeyeceği endişesiyle 2 gün okula gelmedi. annesi bu endişesini anlattı ve ben de sınıfa girdiğinde şöyle bir konuşma yaptım: "arkadaşımız doktora gitmiş ve bir süre gözlük kullanması gerekiyor. ben, sizi net görebileceği için, sınıftaki materyallere (biz sınıfta bu sözcüğü kullanıyoruz) dikkatle bakabileceği için çok mutluyum. çünkü poyraz eskiden bizi iyi göremiyordu, artık sorunları bitti. ama ilk günler gözlüğüne alışamadığı için kafası karışabilir, gözlüğünü unutabilir, kırılacağını düşünebilir. ona bu konuda yardımcı olur musunuz? " hepsi poyraz'a gözlüğün çok yakıştığını düşündü. tabi denk geldi, "gözlüğünü kaybeden hipopotam" hikayesini okudum üstüne.

altının çizilmesi gereken nokta "doğru yönlendirme"

bazen sınıfta sorun yaratabilecek olayları/durumları önceden görüp buna uygun bir konuşma yapmak gerekiyor. ve gerçekten bu türden net, olayı tam anlamıyla ortaya koyan konuşmalardaki hassasiyetleri algılayabiliyorlar. yazımın başında da dediğim empati, işte bu tür bağlar kurarak başlıyor yavaş yavaş.

1 yıl işitme engelli, 2 yıl otizmli bir öğrencim oldu, onlara dair hiçbir sorun yaşamadım. çünkü hep akranlarından yardım aldım.

ilkokul dönemine geldiğimizde artık çocuk somut işlemler dönemine girer, ailenin çocuk üzerindeki etkisi nispeten azalır, çocuk için arkadaşlık ilişkileri daha özel bir anlam kazanır. kız-erkek farklılıklarının altı çizilir. (tamamıyla gelişim dönemi özelliği, ellemeyin) burada anahtar kelime "kabul görmek". çocuklar arkadaşlarından kabul görebilmek için istemedikleri şeyleri yapmaya, hayır diyememeye başlayabiliyorlar. isimle, dış görünüşle, başa gelen kazalarla, sahip olunan eşyalarla dalga geçmeler meydana geliyor.

yine "doğru yönlendirme" olayını vurgulamak isterim. problem çözme becerileri gelişmemiş çocukları her teneffüs 10-15 dakika yalnız bırakıyorsunuz ve teneffüs dönüşü tam bir sorunlar yumağı. burada ben sınıf öğretmenlerinin yaklaşımlarını zayıf ve yanlış buluyorum. çünkü sınıfa girdiğinde müfredat/ders/öğretim odaklı öğretmen çocukların sorunlarını sadece "(gbkz: şikayet)" olarak algılıyor, dersin kaynamaması için onları dinlemiyor, sorunu geçiştiriyor.

hala dıştan kontrole ihtiyaç duyan çocuklar da öğretmenin bu sorunun üstüne gitmediğini, biriyle dalga geçtiğinde bunun kendisine bir uyarı/ikaz/ceza olarak geri dönmediğini fark ettiğinde cesaret alıyor. halbuki sınıf ortamında bazı davranışların "asla" kabul edilemeyeceği net biçimde vurgulanmalı.

aileler bu konuda kendilerine doğru bir örnek sunulmadığı için (özellikle de babalar) "sana vurana sen de vur" çözümüyle yaklaşmayı tercih ediyor. ailelere suç bulmuyorum, sınıf öğretmenlerine suç buluyorum-tekrarlayayım. gerçi onlar da kendi açılarından kendilerini haklı görecek "bana 7 yaşında gelmiş çocuğu ben mi düzelteceğim?" bahanesiyle topu ailelere atacaktır.

hep ....... eğitim/öğretim yılı diyoruz ya, aslında farkında olmadan (gbkz: öğretim) kısmına odaklanıp duruyoruz, (gbkz: eğitim) kısmını sürekli es geçiyoruz. oyuncağı kıran, arkadaşına vuran, çöpünü yere atan bir çocuk a harfini öğrense ne olur? 5+4'ü öğrense ne olur?

nasıl ki bir tacizci bunun kanıtlanamamasından, bir tecavüzcü ceza almayacağından güç alarak eyleme geçiyorsa; çocuk da yaptıklarının önemsenmediğini, hatasının üstünde durulmadığını gördükçe bir üst aşamaya geçiyor. ilkokulda arkadaşıyla dalga geçiyorsa, ortaokulda çelme takıyor, lisede harçlığını istiyor.

çocuklarımızı kapalı bir fanus içinde yetiştirmemiz mümkün değil, olumsuzlukları da görecekler, yaşayacaklar. aileler olarak bunlara yaklaşımınız "sana vuran arkadaşına bundan rahatsız olduğunu/hoşlanmadığını söyle. devam ediyorsa ondan uzak dur." olabilir, bana göre doğrusu budur.

5 ocak 2016 23:44 5 ocak 2016 23:45

4. Her çocuk bir olmuyor. Aynı anne babadan olan iki kardeşten biri sokak kedisini kucağına alıp severken, diğeri tekmeliyor mesela. Her şey anne babada ya da eğitimde bitmiyor maalesef. Evet bunlar ciddi etkenler ama insanoğlunun iyiliği de kötülüğü de yaradılışından getirdiğine inanırım. Dayak yiyerek büyüyen her çocuk anne ya da baba olduğunda çocuğunu dövmüyor mesela. Kalbindeki iyiliği ve yaradılışından gelen merhameti ile kırıyor o zinciri. Ruhunda yoksa o iyilik, gördüğünü uyguluyor işte. İçindeki kötülük potasiyeli aldığı etkiyle daha da ortaya çıkıyor. Aile etken evet, ama yaradılan her ruh başkaları yüzünden 'kötü' olmuyor, bu kadar basit açıklayamayız bunu.

6 ocak 2016 06:05